15 Ocak 2019 Salı

Başkan Adayları Üzerine ***


Ülkede parti sayısını ikiye indiremedik ama iki parti etrafında ittifaklar yapa yapa sonunda bu ülke de iki partiye ineceğe benziyor. İttifak yapan partiler bir araya gelerek sen şurada benim adayımı, ben de şurada senin adayını destekleyeyim işbirliğini yaptı, yapmaya devam ediyorlar. İl il, ilçe ilçe ülke parsellenerek yapılan ittifaklar sayesinde ülkede seçim kazanma ve en fazla belediye başkanını çıkarma yarışına girdiler. Anlaştıkları yerlerin belediye başkan adaylarını açıklıyorlar, bazı yerlerin adaylarını duymamız eli kulağında.

Partilerin bu zorunlu evliliğine seçmen ne diyecek, bunu da seçim sonuçları gösterecek. İttifaklara da bir şey demiyorum. Zira siyaset ülkeyi yönetme sanatıysa bunun en güzel yolu partilerin asgari müştereklerde buluşması, anlaşması ve istişare etmesi gerekir. Gönül ister ki seçimi kazanma amacıyla bir araya gelebilen partilerin tek çatı altında birleşip tek parti olmaları. En azından seçmen uzun oy pusulalarından kurtulmuş olur.

Burada niyetim ittifakları konu edinmek değil. Değinmek istediğim husus açıklanan veya açıklanacak başkan adayları üzerine genel bir değerlendirme. Çünkü parti kadar açıklanan adaylar da önemli seçmen için. Partiler de bunu biliyor olmalılar ki aday belirlemede kılı kırk yarıyor, kapalı kapılar ardında şu mu olsun, bu mu olsun, şunla mı kazanırız, bununla mı hesabı yapıyor. Aday konusunda ser verip sır vermiyorlar. Tüm adaylar açıklanıp meydanlara indikleri zaman aday belirlemedeki kıstaslarının ne derece isabetli olup olmadığı, oda ve mahfillerde yaptıkları hesabın tutup tutmayacağı seçim akşamı ortaya çıkacak. 

Siyasetten uzak biri olarak şunu söyleyebilirim ki partilerin işi bu seçimde ve bundan sonra daha zor. Zira hiçbir il, ilçe partiler için çantada keklik değil. Eğer seçmen nezdinde karşılığı olmayan biri aday yapılmış, nasılsa bizim seçmenimiz adaya değil bize verecek hesabı güdülerek bir aday dayatılmışsa partiler kusura bakmasın, seçmen buna eyvallah demeyecektir. Aday tercihini ve partisini gözden geçirecektir. Belki de tepki olarak bir başkasına verecek, belki de sandığa gitmeyecek. Giden de belki son kez kerhen oy verecek. Bir yerde seçim kazanılsa bile belki bıçak sırtında kazanılacak veya önceki seçimlerde alınan oyların altına gerileyecek. Niçin böyle düşünüyorum? Çünkü seçmenin çoğu, ilindeki veya ilçesindeki adaydan memnun değil, adayın seçmen nezdinde karşılığı yok diye düşünüyor. Artık seçmen, liderimin bir bildiği vardır diye düşünmüyor. Kendisinin hesaba katılmadığını düşünüyor. 

Öyle zannediyorum, bu seçim sonuçları parti lider ve kurmaylarını seçim sonrası  nerede hata yaptık diye kara kara düşündürecek ve seçmene rağmen aday belirlenemeyeceğini anlayacaklardır. Partiler bunu göremiyor ve düşünemiyorsa kusura bakmasınlar, bu işi yapmasınlar. Çünkü seçmenin şakası yoktur, kendisinin hesaba katılmamasının cezasını -ucunda partisi kaybedecek bile olsa- verir. 

*** 19.01.2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.



17 Yıldır Zirveyi Kimseye Bırakmayan Marketler Zinciri ***


—Ne iş yapıyorsun?
—81 vilayete hitap eden marketler zincirim var.
—İşler nasıl?
—Çok iyi! 17 yıl önce kurduğum bu marketler zinciri hep zirvede.
—Tebrik ederim sizi. Sektörde daha yeni olmanıza rağmen zirvede olmak her kişiye nasip olmaz. Ciron nasıl? Kazanıyor musun?
—Cirom çok iyi! İlk açılışta önce müşterinin yüzde 34’ünü çektim.
—Başlangıç bakımından çok güzel. Neredeyse müşterinin 1/3’ine hitap etmişsin.
—Bu şekilde kalmadı tabi. Her birkaç yılda ciromuzu artırarak müşteri oranını yüzde ellinin üzerine çıkardık. Yani ülkenin her iki kişisinden biri bizim müşterimiz oldu. Sektördeki diğerlerinin toplam cirosunu geçtik. 17 yıldır da hep birinciyiz. Çoğu zaman kendi rekorumuzu egale ettik.
—Daha ne istersin? Buna sadece şükredilir. Şimdi hedef ne? Herhalde niyetiniz bu oranı daha da artırmak olmalı.
—Öyle de…
—Ne demek öyle de?
—Yüzde 34 ile başladığımız müşteriyi yüzde ellinin üzerine çıkardık ama şimdilerde yine birinciyiz ama düşmeye başladık, aşağıya doğru gidiyoruz.
—Niçin? Nasıl oldu bu? Eskisi gibi reklamınızı yapamıyor, hizmet edemiyor musunuz yoksa?
—Reklamın alasını yapıyoruz, hizmet etmeye de devam ediyoruz ama anlayamadığım bir şekilde geriliyoruz.
—Bu gerileme durmayacak mı? Hala zirvede olduğunuzu söylediniz. Gerilemeye rağmen zirvede nasıl tutunuyorsunuz?
—Birkaç yıldır kendime küçük bir ortak buldum. Bizim büyük sermaye ile onun küçük sermayesini birleştirdik.
—Ama siz daha önce yanınızda hiç ortak yokken müşterinin yüzde ellisinden fazlasını yanınıza çekmiştiniz. Çoğunluk sizden memnundu. Şimdi ne oldu? Karşınıza yeni büyük sektörler mi çıktı, ya da rakipleriniz daha mı güçlendi?
—Rakiplerimiz yine aynı. Hatta evlere şenlik. Buna rağmen geriliyoruz. İşin garibi çözüm de bulamıyorum. Ekibi yeniliyorum, CEO’ları değiştiriyorum. Kendim şu il, bu il demeden gece gündüz koşturuyorum. Olmuyor bir türlü. Şimdilik küçük ortağımla zirveyi paylaşıyorum.
—Rakiplerin aynı, hatta evlere şenlik ise buna rağmen geriliyor, dün tek başına kaldığın bu sektörü bugün ortak vasıtasıyla götürüyorsan demek ki müşteri de mallarından memnuniyetsizlik var.
—Var elbet!
—O zaman senin gemi zirvedeyken su almaya başlamış. Zirveye çıkmak önemli, ama esas önemli olan zirvede tutunabilmektir. Anladığım kadarıyla senin gemi, rakiplerinin beceriksizliğine rağmen su almaya başlamış. Pansuman tedbirlerle değil, kalıcı tedbir/tamir yapmazsan, dün senden memnun olan müşteriyi yanına tekrar çekemezsen bugünkü müşteriyi yarın mumla arayabilirsin.
—Öyle görünüyor.
—En iyisi başını iki elinin arasına alıp bir güzel düşünmelisin. Dün müşteri sana niçin geldi, hala alternatifin yokken bugün senden niçin kaçmaya başladı? Demek ki müşteri sana küsmeye başlamış. Bunun cevabını bulabilirsen yine zirvede tek başına olmaya devam edersin. Ama bunun için ciddi bir özeleştiri gerek. Yoksa bu ülkenin geçmişi “Ben bir numarayım, bana bir şey olmaz, ben müşteriye her şeyi satarım” diyen ama hiç ummadığı bir anda batıp giden marketler zinciriyle doludur. Aman dikkat!

*** 17/01/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

14 Ocak 2019 Pazartesi

Öğretmenlerin Yaptığı Sınavların Bir Karşılığı Var mı? *

İlk, orta ve lisede -haydi üniversiteyi de ekleyelim- öğretmen ve öğretim görevlileri; adına sınav, vize, final dedikleri sınavlar yapmaktadır. Öğretmen ve öğretim görevlileri şu soruyu mu sorayım, bu soruyu mu sorayım, kaç soru sorayım şeklinde inceden inceye düşünür, soruları hazırlar, sınav tarihi geldiğinde soruları fotokopi eder, öğrencilerin önüne koyar.

Öğrenciler, tarihi daha önceden belirlenmiş dersin konularına şuradan mı çıkar, buradan mı çıkar diyerek sınav günü gelinceye kadar gecesini gündüzüne katarak çalışır. Sınav günü gelir çatar. Öğretmen/öğretim görevlisi sınavda kopya çektirmemek için gözünü dört açar, gözünden kaçırdığı kişiler kopyasını çeker, sınav bitimi sınavı iyi geçen öğrencinin keyfine diyecek yoktur. Sınavı iyi geçmeyen üniversite öğrencisi önce bütünlemeye kalır, bütünlemede de geçemezse dersi alttan alır veya mezun olmayı bir dönem geciktirir. Lise öğrencisi de sınıfı ya not ortalamasıyla, ya sorumlu, ya da bir üst sınıfa sorumlu olarak geçer. Ara dönemlerde bu dersi verir. İlkokul ve ortaokulda ise sınav puanın ne olursa olsun bir üst sınıfa geçtiğin gibi mezun da olursun.

Üniversitelerin durumu üniversiteden üniversiteye göre değişse de bir dönemde bir dersten en az bir vize, bir de final olmak üzere 2; ilk, orta ve liselerde de bir dönemde ikişer sınav yapılmaktadır.

Zorunlu eğitim 12 yıl olduğu için ilk ve ortayı bitiren öğrenci diploma almaz, bunun yerine okuduğu sınıfların aritmetik ortalaması geçme puanı olarak sınıf geçme defterine geçer. Liseyi bitirenin ise dört yılın ortalaması olarak aldığı puanlar geçme ve diploma puanı olarak defterlere yazılır.

İlk, orta ve lisede notun yüksek olması sonucu öğrenci teşekkür veya takdir alır, derslerinden biri zayıf olan, bu ödüllerden mahrum kalır. 

Ortaokulu bitiren adrese dayalı yerleşeceği zaman mahallesindeki okula öncelik puan üstünlüğüne göre merkezi olarak yerleşir.  Öğrenci, adrese dayalı sınavsız lisede okumak istemiyorsa 8.sınıfın sonunda merkezi olarak yapılan sınava girmek ve o sınavda emsallerine göre başarılı olmak zorunda. Çünkü dört yıl boyunca öğrencinin girdiği ve öğretmenin yaptığı sınavlar, verdiği proje ve performans puanları başka da bir işe yaramaz. 

Öğrenci mahalle okulunda, özel veya merkezi sınavla öğrenci alan bir lisede dört yıl boyunca öğrenim görse, bu okul kademesinde de yapılan sınavlardan alınan puanların mezun olmanın ve diploma sahibi olmanın dışında fazla bir karşılığı yoktur. Çünkü öğrenci üniversiteli olmak için lise son sınıfın sonunda merkezi olarak yapılacak olan TYT ve AYT sınavlarında emsallerine fark atmak için ter dökmek zorunda. Aldığı puana göre öğrenci istediği bir bölüme gider veya bir yıl sonra tekrar sınava girer.

Üniversitede okurken 4 veya 5 yıl boyunca dönemlik veya yıllık sınavlara girer, sınav puanlarının aritmetik ortalaması diploma puanı olur. Mezun olduktan sonra devlette bir işe girmek istiyorsa öğrenci KPSS sınavlarına girerek başarılı olmak zorunda.

Gördüğünüz gibi ilkokul 4.sınıftan, üniversiteyi bitirinceye kadar öğrenci her sınıf kademesinde sınavlara girdiği gibi okul kademelerinde de sınava giriyor. Öğrenci sınavlara hazırlanıyor, okullar sınavlar yapmak için kağıt üstüne kağıt, toner üzerine toner harcıyor. Öğrencinin aldığı puanlar öğrencinin başarısını ölçmede bir kıstas olmuyor. Başarı için merkezi sınavlarda öğrenci kendini göstermek zorunda. Adama sormazlar mı, öğrencinin sınıf ve okul kademelerinde girdiği sınavlardan aldığı puanlar, başarıda bir kıstas olmayacaksa biz bu sınavları niçin hala yapmaya devam ediyoruz? Anladığım kadarıyla okullarda öğretmenlerin verdiği puanların bir karşılığı yok. O zaman okulları, öğrencileri, öğretmenleri ve üniversiteleri sınavlarla niçin oyalıyoruz? Niçin bu sınavlar için masraf ve emek sarf ediyoruz?

Bence yapılması gereken (üniversiteyi bir tarafa bırakıyorum) okulların ve öğretmenlerin yapmak zorunda olduğu sınavlar kaldırılmalı. Yani öğretmen sınav yapmamalı, öğrenciye yazılı, proje ve performans puanı vermemeli. Öğretmenin görevi ve sorumluluğu belirlenen konu ve kazanımları öğrencilerine kazandırmak olmalı. Sınavların her türlüsü merkezi yapılmalı. İlkokulda sınav tamamen kaldırılmalı. Ortaokulun 6.7.8.sınıflarında dönemlik merkezi olarak yapılacak sınavların aritmetik ortalaması öğrencinin hem geçme, hem de liseye yerleşme puanı olmalıdır. Lise 10.11.12.sınıflarda dönemlik merkezi olarak yapılacak sınavların aritmetik ortalaması öğrencinin hem diploma, hem de üniversiteye yerleşme puanı olmalıdır. 

* 16.01.2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.