13 Ocak 2019 Pazar

Hz Abbas *


Hz Abbas'ın peygamberimizin amcası olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Kimdir Abbas? İslam'daki yeri neresidir? Nebevi tebliğde peygamberimizin yanında yer almış mıdır?

Yaptığı ticaretten dolayı maddi yönden durumu iyi olan Abbas; Kabe'nin tamirinde, hacılara yemek ve su dağıtma diyebileceğimiz rifade ve sikaye görevlerini üstlenmiş Mekke'de itibarı olan biridir. Hayatına genel hatlarıyla bir göz attığımızda Abbas, zor mücadelesinde peygamberimizin yanında pek yer almamış, karşısında da olmamıştır. Taif dönüşü müşrikler zarar vermesin diye Mutim b. Adiy'e kendisini himaye etmesi için haber gönderen peygamber Abbas'tan himaye istememiştir. Acaba niçin? Çocuklukları birlikte geçen kendisinden sadece üç yaş büyük amcasından acaba peygamberimiz niçin yardım istememiştir?  Ya da Peygamberimiz Taif dönüşü Mutim'den önce Abbas'a haber göndermiş, Abbas da kabul etmemiş veya Abbas Mekke'nin ileri gelenlerini karşısına almak istememiş olabilir mi? Peygamber dahil tüm Müslümanlar Medine'ye hicret ederken Abbas, Mekke'de müşriklerin içinde kalmaya devam etmiştir. Niçin hicret etmeyi düşünmemiştir? Hatta Bedir Savaşında müşriklerin safında yer almış ve esir düşmüştür. Fidye karşılığında serbest bırakılmıştır.

İslam tarihi kaynaklarına göre Abbas'ın esir düştüğünde Müslüman olduğu belirtilir. Abbas'ın o zaman mı yoksa daha sonra mı Müslüman olduğu tartışmalıdır. Kimine göre Bedir'de Müslüman olduktan sonra Mekke'de olup bitenleri peygamberimize ulaştırmak için Mekke'ye döndü. Kimine göre Mekke fethedilinceye kadar denge gözetmiş birisidir. Belki de güçlüden yana tavır almıştır. Yine bazı kaynaklarda Akabe biatlarında Abbas peygamberimizin yanında yer almıştır.

Abbas Müslüman olduğu halde gizli bir görevle Mekke'de kalmış olabilir. Eğer böyleyse İslam'a ve Müslümanlara en büyük hizmeti yapmıştır. Şayet gizli bir görevi yokken denge gözeterek Mekke'de kalmış ve Mekke'nin fethedileceğini anlayınca peygamberin yanında saf tutmuş ve Mekke'nin kan dökülmeden alınmasına katkıda bulunmuştur.

Burada niyetim peygamberimizin biricik amcası Hz Abbas'ı yargılamak değil. Bu, benim ne hakkım, ne de haddim. Üstelik bu konuda değerlendirmede bulunacak tarihçi de değilim. Burada Abbas'ı konu edinmemin sebebi şayet Abbas daha önce inanmamış, Mekke'nin fethedileceğini anlayınca peygamberimizin yanında yer alarak güç dengesini gözetmişse işte bu konu üzerine bir değerlendirmede bulunmak istiyorum. Farz edelim ki Abbas böyle davrandı. Peygamberimiz ne yaptı? Abbas'a Ey amca! Şu ana kadar neredeydin? Bedir, Uhut, Hendek, Hudeybiye, Hayber geçti, sen yanımda yoktun. En sıkıntılı zamanlarımda niçin benim yanımda yer almadın, geçti Bor'un pazarı mı dedi? Amcası en son da gelse ona iltifattan geri kalmadı. Onu ne kırdı, ne de ayıpladı. Çünkü peygamberimiz hep adam kazanmaya adadı ömrünü.

İnsanları kazanmak için onlara şans vermeye değmez mi? Ne dersiniz?

*31/05/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.





Devlet O Koltuğu Sana Niçin Verdi?


Bazı makam sahipleri vardır, makamları ne kadar yüksek olursa olsun tevazuu elden bırakmaz. Kendisiyle görüşmek isteyen kim olursa randevu verdiği gibi görüştüğünde de ilgi ve alaka gösterir. Yapabileceği bir şey varsa yapar, yapamıyorsa bu konuda yapabileceğim bir şey yok, bu konu için falanla görüşebilirsiniz der, yolcu eder. Olması gereken de bu. Zira makamlar vatandaşa hizmet için vardır.

Bazı makam sahipleri vardır ki oturmasından, yürüyüşünden, bakışından kibir abidesi olduğunu anlamakta gecikmezsin. Seni gördüğü zaman görmezden gelir, randevu almaya kalksan kolay kolay randevu alamazsın. Çünkü vermez. Yaptığı tek şey protokol takınmak, üstüne şirin görünmektir. 

Merak ediyorum bu makamlar ne içindir? İstediğine randevu verip istemediğine randevu vermemek için mi? O makamlar keyfi uygulama yeri mi? Babasının çiftliği mi ya da özel işletmesi mi? Ne kaybeder vatandaşın randevusuna olumlu yanıt verdiğinde? İtibarı mı sarsılır? Sonra bu makamlar bunun için mi vardır? Buralar kimine açık, kimine kapalı yerler değil. Bu tür makam sahipleri kendisini ulaşılamaz kılmak suretiyle itibarlarının daha da yükseleceğine inanıyorsa aldanıyorlar. Çünkü hiçbir makam tek başına kişiye itibar kazandırmaz. Unutmasınlar ki makamlar geçicidir. Şayet iyi bir yer ise bugün sana güler, yarın da başkasına. Ki makama oturan ateşten gömleği giydiğini bilmeli. Çünkü makamlar sorumluluk yerleridir. Kişiler en büyük imtihanı burada verirler. Bugün oturduğu koltuk sayesinde kendisini bulunmaz Hint kumaşı sanan bu tiplere bu koltuklar mezar olmuştur. Çünkü o koltuklar kefenleri olmuştur. Halk nezdinde sıfırlanmışlardır. Sıfırı tükettikçe koltuğa daha bir yapışırlar. Kolay kolay o koltuktan kalkamazlar. Bu aşamadan sonra aşağıya tekme sallarken tepeye kuyruk sallamaya devam ederler. Çünkü koltuğa tutunmaktan başka çareleri yoktur. Zira koltuktan inmeleri ölümleri demektir.

Makamların değiştirdiği bu kişilerin düştükleri bu vaziyete ben savrulma diyorum. Keşke böyle olmasalardı, keşke o koltuğun altında kalmasalardı. Değer miydi bir koltuk için insanlara tepeden bakmaya?  Değer miydi hizmet kapılarını insanların yüzüne kapatmaya? Kişiye koltuk itibar vermez. Ancak o koltuklara kişiler güç verirler, gücünü koltuktan almazlar. Değer miydi bir koltuk için ne oldum delisi olmaya?

12 Ocak 2019 Cumartesi

Müslümanlığı Müslümanlardan Koru! *

*Dün haram lokma yeme konusunda caiz mi derken bugün yediği üzümün bağını sormayan,
*Dün haksızlık var, ehliyet ve liyakat gözetilmiyor, emanet ehline verilmiyor derken bugün hak edip etmediğini sorgulamadan bir koltuğa geçen, geçtiği koltukta astlarına tekme, üstlerine kuyruksallayan ve emaneti ehline vermeyen,
*Ağzından ayet-hadisi, din-imanı, doğruluk ve dürüstlüğü düşürmediği halde bunu pratiğe dökmeyen,
*Yüce İslam'ı günümüz insanının anlayacağı şekilde anlatılmasına izin vermeyen, yeni bir şey söylemeye kalkanları tekfirle itham eden, inanç ve fikir hürriyetini kısıtlayan,
*Bir taraftan karıncayı incitmekten korkarken diğer taraftan gözünü kırpmadan adam öldüren,
*Kendi menfaat ve emelleri için İslam'ı istismar eden, etrafına ve çevresine güven vermeyen, yaşantısı ve davranışlarıyla insanları İslam ve Müslümanlardan soğutan,
*Bulunduğu makam veya koltukta ülkeye hizmet edeceği yerde ülkeyi kendine hizmet edecek şekilde dizayn eden, 
*Rüşvet alıp veren, torpil ve kayırma yapan,
*Kamu malını harcarken ve imkanlarından yararlanırken kamu malı, yetim malı demeyip har vurup harman savuran,
*Nazik ve kibar olmayan, nezaket kurallarına uymayan, çevresine iyi örnek olmayan, "Rabbenâ hep bana" diyen,
*Muhatabını dinlemeden, onu anlamaya çalışmadan niyet okuyuculuğu yapan ve hakkında hüküm veren, hatasını kabul etmeyen ve özeleştiri yapmayan, savunmacı ve saldırgan bir tutum izleyen,
*Bir insanı iyice tanımadığı halde koltuğunu sağlamlaştırmak için kelle avcılığı yapan, kul hakkı yiyen, bir başkası adına tetikçilik yapan, bu işi yaparken "Ben Allah'tan korkarım" diyemeyen,
*Bir koltuğa geçtikten veya şöhret olduktan sonra çıktığı yeri unutan, eski çevresine mesafe koyan, onları görmezden gelen ve onlara tepeden bakan,
*Biri haksızlığa uğradığı zaman sesini çıkarmayarak sürece sessiz destek veren, haksızlığa ses çıkarmayan ve dilsiz şeytan olan, mağdurun yanında yer almayan ve alamayan,
*İnandığı dine yeni inananlar kazandıracağı yerde kedi-köpek gibi birbirini yok etmeye çalışan, tüm mücadelesini bunun üzere yapan ve çevresine ışık vermeyen,
*Kişi ve bireyleri görüşlerinden dolayı kınayan, onlara mahalle baskısı uygulayan, Müslüman kardeşini bizden değil diyerek cemaat veya grubunu İslam'ın önüne geçiren...

Müslümanlardan Müslümanlığı koru ya Rabbi!

Not: Sözüm gerçek Müslümanlardan dışarı!

*22/02/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.