8 Ocak 2019 Salı

Market Dönüşü Ben *

Birkaç gün önce kahvaltılık almak için bir mandıraya gitmiştim. Kasiyer aldıklarımı üç poşete birden bir güzel koydu. Ödememi yaptım. Poşet parası vermeden evimin yolunu tutmuştum. 

Bugün zaruri ihtiyaçlarımı almak için markete ilk gidişim. Sol elimde kolumu katlayarak getirdiklerimi söyleyeyim size: Üç paket ikili peçete, içerisinde onar tane olan 2 paket kağıt mendil. Hepsi naylon ambalajlı toplam beş paket. Kasiyer poşet istiyor musun dedi, hayır dedim. Koltuğuma istiflediğim gibi ödememi yaptıktan sonra ekmek ihtiyacını gidermek için fırının yolunu tuttum. Her zaman alışveriş yaptığım fırıncıya market eşyalarıyla birlikte ekmek almak için girdim. İki ekmek aldım. Fırıncıya da poşet parası vermedim. Çünkü fırın şimdilik poşet parası almıyor.

İçinizden marketten alınan beş kalem koltuğa istiflenerek getirilir mi? Bu kadar da cimrilik olur mu? Ha bir poşet alsaydın diyebilirsiniz. Buna ister cimrilik, ister inat; ister devlete, ister çevreye destek diyebilirsiniz. Hangisini derseniz kabulümdür. Fırıncının da cimrilikte benden kalır tarafı yoktu. Çünkü al, şu poşete koy demedi.

Koltuğumda taşıdığım market eşyasını eve getirince elimdekileri almaya çalışan eşime, dur alma, önce bir fotoğrafımı çek dedim. Hanım "Bunlar bu şekilde gelir mi, gören ne der, ayıp değil mi" dedi. Niye ayıp olsun, bu durumu ben istemedim, ayıbı yapan ben miyim dedim. Poşete koydursaydım eşyayı vücuduma paralel bir şekilde aşağıya sarkıtarak taşıyacaktım. Poşetsiz ise kolumu yukarı tutarak taşıdım. Üstelik düşürmedim ve zorlanmadım. Elim üşüdükçe kazandığın 25 kuruşu hatırla Ramazan dedim. Baktım üşümüyorum. İçim de rahattı üstelik. Sevincime diyecek yoktu anlayacağınız. Bu işten sadece ben değil, aynı zamanda alacağım poşetle, vereceğim zarardan da çevreyi korumuş oldum. Ama anlamadığım bu poşet bu kadar zararlı da aldıklarımın hepsinde ambalaj olarak naylon kullanılmış. Bunlar zararlı değil mi? Bu ambalajları açtıktan sonra yırttığım ambalajı hiçbir şekilde kullanamayacağım. Bir poşete koyup çöpe atacağım. Sanırım bu konuda çelişkilerimiz var. Çünkü markete gidip raflarda naylon veya plastik ile kaplı olmayan bir ürün var mı? Bu aldıklarımızın naylon ambalajları hep çöpe gidecek, tıpkı poşetlere çöp koyup attığımız gibi. 

Bu işte samimi isek marketlerin reyonlarında teşhir edilen ürünlerin naylon ambalajlarından kurtulalım ilk önce. Şayet yiyeceklerin naylonla ambalajlanmasında sakınca yoksa acaba sorun naylon ambalajlı ürünün naylon poşete konmasında mı? Anlamadım gitti.

Not: Bu alışverişi poşete para vermeksizin hallettim. Ama mutluluğum kısa sürecek gibi. Çünkü marketten aldıklarımı taşıyarak getirdiğim poşetleri atmıyorduk. Eşim bu poşetleri çöp kutusundan çıkardığı çöp poşetlerinin üzerine geçirip bağlıyor, bu şekilde çöp kutusuna atıyorduk. Yani poşetin üzerine poşet geçiriyorduk. Ben şimdi ne yapacağım? Siz bana bir akıl verin.

* 21/01/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.



Terörle Mücadelede Sınıfta mı Kaldık Yine?

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki hem içimiz, hem de dışımız düşmanla dolu. Yarım asrı devirdiğim bu yaşımda iç ve dış -görünen ve görünmeyen- düşmanlarla devletin mücadelesi bitmedi. Kimi eski, kimi yeni çıkan düşman ve hainlerle devlet mücadele üstüne mücadele yapıyor. Sanki I.Dünya ve Kurtuluş savaşlarımızdan sonra bize bu ülkeyi bırakanlar/bahşedenler "Başınıza öyle bir çorap öreceğiz ki yaşayabilirseniz ne ala" demiş olmalı. 

Peki başımıza örülen bu iç ve dış düşmanlarla mücadelenin neresindeyiz? Devlet gerçekten bunları kökünden kazıyacak şekilde mücadele edebiliyor mu ya da mücadelesinde başarılı mı? Geçmişten günümüze tüm düşman ve ihanet şebekeleri hala yaşadığına göre bu konuda acizane görüşüm mücadelede başarılı değiliz. Çünkü bataklıkların kimi aktif, kimi de uyuyan hücre olarak  hepsi hayatiyetine devam ediyor, canımızı acıtıyor ve inisiyatif onlarda. Bunlarla mücadele eden devlet, bataklığı kurutmaktan ziyade pansuman ve polisiye tedbirlerle günü kurtarmaya çalışıyor. Yani sivrisineklerle uğraşıyor. Örnek mi istersiniz? Çok öteye gitmeye gerek yok. DHKP-C, PKK, Hizbullah, DEAŞ, Ergenekon, FETÖ hala dimdik ayakta. Bildiğim kadarıyla sadece Hizbullah'ın lideri öldürüldü. Bu örgüte üye olanlar -toplumdaki algıya göre- kimi haklı, kimi de haksız yere cezalandırıldı. Bugün bitmiş gibi görünen bu örgüt potansiyel olarak hala var. Yarın tekrar çıkmayacağına dair kimsenin garantisi yok. 

DHKP-C zaman zaman kanlı eylemleriyle kendinden söz ettirmekte. 

PKK'nın başı yakalanmak (veya bize teslim edilmek) suretiyle cezasını çekmekle birlikte içeriden liderliğini devam ettirmekte. Üstelik YPG/PYD olarak sınırımızda bize tehdit olmaya devam ediyor. Geçmiş gücünü kaybetmiş görünmekle birlikte PKK, güneyimizde kanlı eylemleriyle adından söz ettiriyor. 

DEAŞ, Suriye ve Irak'ta bir zamanlar çok aktif olmakla beraber zaman zaman ülke içinde kanlı suikastlara imza atabiliyor ve saflarında savaşmaları için ülkemizden örgüte eleman devşirebilme potansiyeline sahip.

Bir zamanlar devletin içerisinde derin devlet olarak yerleştiği, darbe yapacaklar diye söylenen; Sarıkız, Ayışığı, Balyoz gibi isimlerle anılan Ergenekon ile mücadele için çoğu asker olmak üzere hepsi yargılandı, davalar yıllarca devam etti. Sonra “TSK'ya kumpas kuruldu" denerek yargılananlar bir bir dışarı çıktı/çıkartıldı. Belleklerde Ergenekon diye bir örgütün olup olmadığı müphem kaldı. Beş yıl boyunca içeride yatırdıklarımızın çoğu da bugün kahraman muamelesi görüyor. Suçlular mı, değil mi kimse bilmiyor. Belki  çoğu içeride masum bir şekilde yatmış oldu.

Son olarak devlet 15 Temmuz 2016  kanlı darbe teşebbüsüyle gerçek terör örgütü olduğunu gösteren "Resmi görünümlü terör" örgütü olan ve adına FETÖ/PDY denilen hain ve sinsi örgütle mücadele ediyor. Devletin kılcal damarlarına kadar giren diğerleri gibi bir ucu dışarıya bağlı olan bu terör örgütüyle mücadelede devlet ne kadar yol aldı? Örgütün tepe noktasını ve beyin tabakasını ele geçirebildi mi? Örgütü dağıtabildi mi? Görünen, örgütün  suçüstü yakalananlar dışında esas suçlu ve elebaşları yurt dışında kaçak. Dışarıdan  devlete karşı hamle üzerine hamle yapıyorlar. Kırmızı bültenle aranmalarına ve suçluların iadesi çerçevesinde devletlerden istenmelerine rağmen ülkeler bizim bu isteklerimize olumlu yanıt vermedikleri gibi bu örgüt üyelerine destek veriyorlar. Bizim devlet ne yapıyor? Elde olanlarla mücadele ediyor. Örgüt ile şu ya da bu şekilde geçmişte bağı olmuş kişilerle yetiniyor. Kiminin iş akdini feshediyor, kimini içeriye alıyor, kimini görevden uzaklaştırıyor. Hala operasyon üzerine operasyon yapıyor. Örgütü bir türlü çözemiyor. Korkum, devletin bu örgütle mücadelesinin Ergenekon'la mücadelesine benzeyeceği ve sulandırılacağıdır. Çünkü Ergenekon davalarında da ipin ucu bir müddet sonra suçlu, suçsuz herkese uzanmaya başlamıştı. (Buda bir FETÖ kumpası olduğunu anlamamız uzun sürdü.)  FETÖ ile mücadelede de suçlu, suçsuzun karıştırıldığı düşünülüyor bir kesim tarafından.

Yazımı uzattım biliyorum ama şunu da söylemeden edemeyeceğim. Devlet suçu yok etmek için uğraşmıyor. Ya gücü yetmiyor, ya da bu şekil geçiştiriyor. Yani piyonlarla uğraşıyor. Maalesef görünen bu! Burada devleti yönetenlere bir soru sormak istiyorum. Yukarıda saydığım bu örgütler bu ülkede sere serpe neşvünema bulurken sen neredeydin? Böyle suç örgütlerinin ortaya çıkmaması için ne yaptın? Sanırım devletin böyle bir politikası yok. Hiç olmadı. Devlet önce suç çıksın, gelişsin ve olgunlaşsın, sonra ensesinde biteyim diye düşünüyor. Zaten örgütler de bu boşluktan çıkıyor ve bitmiyor. Ne diyelim? Şayet doğru yolda isek mücadeleye devam… Hayırlı olsun! 

Hz Muhammed Ömrünü Hep Kazanmaya Adadı *


61/63 yıllık ömrünün hem peygamberlik öncesinde, hem de peygamberlik döneminde Hz Muhammed, son nefesine kadar ömrünü insan kazanmaya adadı.  Bu işi yaparken görevinden asla taviz vermedi, herkese şirin görüneyim yolunu izlemedi. Aşırılıklardan kaçındı hep. Kazanamadıklarından hiç ümidini yitirmedi, kimsenin üzerini çizmedi. Kendi devrinde ve öncesinde suç işleyenler varsa onları geçmişiyle yargılamadı ve yüzlerine vurmadı, affetme yolunu seçti hep. Bu yol ile kazanmadığı insan kalmadı dense yeridir. Kimleri kazanmadı kimleri!

Medine döneminde Müslümanlar arasında nifak saçmaya çalışan ve fırsatını bulduğu zaman ihanet eden münafıkların lideri Abdullah Ubey b.Selül'den hep kötülük görmesine rağmen onu öldürtme yoluna gitmedi. Belki bu münafığı kazanamadı ama en azından onu Müslümanların içerisinde tutmayı başardı. Dışlasaydı belki şehir dışına giderek daha büyük fitnelerin çıkmasına sebebiyet verebilirdi. Öldürtseydi sevenleri Peygambere ve Müslümanlara kin besleyeceklerdi. II.Abdülhamit'in İngilizlerle iş tutan Şerif Hüseyin'i İstanbul'da tutma siyasetini peygamberimizin bu tutumuna benzetebiliriz. Nitekim Abdülhamit'in bu tasarrufundan vazgeçip Hüseyin'in Hicaz'a gitmesine izin veren İttihat ve Terakki Hükümetinin ne tür tehlikelere yol açtığını hepimiz biliriz.

Hatip b.Ebi Beltea'yı kazanmıştır. Ki Hatip, Mekke'nin fethedileceği haberini Mekkelilere ulaştırmaya çalışan bir sahabidir. Bu sahabinin yaptığına bugün  de ihanet deriz. Buna rağmen peygamber "Bedir ashabındandır" diyerek Hatip'i kazanma yolunu seçmiştir ve kazanmıştır da. Çünkü Hatip bir daha ihanet yolunu seçmemiş, samimiyetini göstermiştir.

Bedir, Uhut ve Hendek savaşları başta olmak üzere hemen hemen her savaşta müşriklerin safında en önde yer alan Ebu Süfyan'a Mekke'nin fethi esnasında "Kim Ebu Süfyan'ın evine sığınırsa emniyettedir" diyerek hem Ebu Süfyan'dan gelebilecek tehlikeyi izale etmiş, hem de Ebu Süfyan'ın Müslüman olmasını sağlamıştır.

Mekke fethedildikten sonra peygamber ve Müslümanlara kök söktüren ne kadar azılı düşman varsa "Bugün kınanacak değilsiniz" diyerek affetmiştir. Kimleri affetmedi ki! Hz Hamza'nın katili vahşi ile azmettiricisi Vahşi'yi de affetti. Bunlar da Müslüman olmayı seçtiler.

Tarihteki misyonunu tam bilmesem de Mekke fethedilinceye kadar Mekke'de müşriklerin arasında yaşamaya devam eden, hicret etme yolunu seçmeyen ve peygamberin safında yer almayan amcası Abbas'a "Ey amca! Şu ana kadar neredeydin" dememiş, geç de olsa onun da Müslüman olmasını sağlamış ve kazanmıştır.

Örnekleri bu şekil çoğaltabiliriz. Verdiğim örneklerde görüldüğü üzere peygamber affetmek suretiyle er veya geç çoğunun hidayetine vesile olmuştur. Bir kısmının da daha fazla kötülük yapmasının önüne geçmiştir. Mücadelesinde af yolunu seçerken asla kin ve intikam peşinde olmamıştır. Bizim için her şeyiyle örnek olan peygamberin yolundan gitme konusunda ne dersiniz?

* 15/03/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.