30 Aralık 2018 Pazar

Yeni Yılda ***


*Ülkedeki kamplaşma sona ersin.
*Aramızdaki sorunları diyalogla çözelim.
*Taraflar ortamı fanatiklerine ihale etmesin.
*Her türlü seçim beş yılda bir olsun.
*Tartışmalı dini konular işin uzmanlarınca kendi aralarında analiz edilmeden ekranlara düşmesin.
*Kadın başta olmak üzere şiddet sona ersin.
*Başta kadın, erkek veya kız olmak üzere istismar, taciz ve tecavüz olayları olmasın.
*Oturmuş merkezi sınavlarımız olsun.
*Devlete her türlü alımlarda yazılı ve güvenlik soruşturması dışında mülakatlar olmasın. Alımlar liyakat ve ehliyete göre olsun. Torpil asla olmasın.
*Kamuda çalışan herkes yaptıklarından dolayı objektif ve rutin denetimlere tabi olsun.
*Ülkemizde, sınırımızda barış ve huzur hakim olsun.
*Asla haksızlık yapılmasın. Bir haksızlık olursa hep beraber mağdurun yanında yer alalım.
*İşsizler iş bulsun. Kimse işsiz kalmasın. Kimse kimseye muhtaç olmasın.
*Suçluyla mücadele ederken suçsuz ve masum olanları ayırt edelim. Beraatı zimmet asıl olsun.
*Aileler dağılmasın, aile faciaları olmasın, çocuklar annesiz veya babasız kalmasın.
*Okullar silkinsin. Eğitim ve öğretimi olması gereken yere getirelim. Hepimizin önceliği öğretimden ziyade eğitim yani davranış olsun.
*Harcamalarda devlet malını yetim malı bilelim.
*Belediyeler kendi asli görevini yapsın.
*Trafik keşmekeşliği başta olmak üzere her alandaki kuralsızlıklar son bulsun.
*Hangi görüşten olursak olalım, birbirimize saygılı olalım.
*Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığından bir an evvel kurtulalım.
*Kamuda kullanılmakta olan makam araç sayılarına bir sınırlandırılma getirilsin. Makam arabası verilenler de bu aracı hangi hal ve şartlarda kullanacağını bilsin.
*Hepimiz birbirimize güvenelim. Ülkeyi birbirimizden kurtarmaya çalışmayalım. Birbirimizi olduğumuz gibi kabul edelim.
*Terör yeniden azmasın.
*Seçimlerde miting yapılmasın.
*Yaklaşmakta olan belediye seçimlerinde her partiden temiz ve güvenilir kimseler aday yapılsın. Halkın teveccühünü kazanarak seçilen başkana, şehrine kalıcı hizmetler yapmayı nasip etsin.
*Birbirimizi dinlemeyi, birbirimizi anlamaya çalışmayı, birbirimize empati yapmayı nasip etsin. Barış iklimi hakim olsun aramızda.
*Hastalarımız şifa, dertliler derman, huzuru kaçanlar huzur bulsun.
*Meselelerimizi aramızda birbirimizi kırmadan, dökmeden güzel bir üslupla çözmeyi nasip etsin.
*Hep birlikte yarınlara güvenle bakalım...

*** 01/01/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.



Haccın Bu Sene de Çıkmamasına Hiç Bu Kadar Sevinmemiştim *

Malumunuz cuma günü 2019 hac kuraları çekildi. Ne mi oldu? Yedi yıldır olan oldu. Yani çıkmadı. 6 yıl boyunca hac kotasına takıldım, hepsine de üzüldüm. Ama bu sene haccın çıkmaması bende buruk bir sevinç meydana getirdi. Diyebilirsiniz ki hac çıkmayınca insan sevinir mi? Ben sevindim işte. Verilmiş sadakam varmış diyorum. Niçin mi?

Farz edelim ki bu sene bana kurada hac çıksaydı ve bana deselerdi ki "Sana hac çıktı. Fakat bu sene kurallar değişti. Hacca gitmek için pasaport, vize vb. işlemlerini yaptırmak için malum konsolosluğa gitmeniz gerekiyor. Başka türlü gidemezsiniz." Bu durumda ben ne yapacaktım? 6 yıl beklemiş, 7.yıl hac çıkmış, koşa koşa konsolosluğa gidecektim. Sonra? Sonra demeyin artık! Merhum Gazetecinin başına gelenin benim başıma gelmeyeceğini kim garanti edebilirdi? Haydi, başta adı geçen ülke ve tüm dünya "Kılına dokunulmayacak" şeklinde garanti verdi, pasaport ve vize işlemi için nasıl gidebilirdim? Hiçbir şey olmasa bile konsolosluğun kapısını görür görmez korkudan ödümün kopmayacağına ve kalpten gitmeyeceğime ben kendimi nasıl ikna edecektim? Diyelim ki bunun için de her türlü tedbirler alındı, tüm dünya benim güvenliğim için seferber oldu. Buna rağmen korkum giderilecek mi? Çünkü işin ucunda ölüm korkusu var. Bu kadar garantiden sonra hala korkmaya gerek var mı derseniz korku bu! Korkma! Arkanda biz varız demekle olmuyor. Sonra korku insani bir durumdur. Korkana niye korkuyorsun denmez. Altıma koymayacağıma nasıl garanti edebilirim?

Diyelim ki tüm cesaretimi toplayıp  hac uğruna ölümü göze alarak konsolosluğa gittim. Normal yoldan öldürüleceğimi bilsem buna da eh dedim. Sonunda boğdular. Cesedi bari verseler! Cesedim de kim vurduya gidecek. Hadi buna da razı oldum. Ya cesedim parçalanırsa! Ki kuvvetle muhtemel! Çünkü şekil A da görüldüğü gibi temiz iş çıkarıyorlar. Yani bu konuda tecrübeliler. Bu durumda ardımdan herkes "Öldürüleceğini bile bile gitti. Bunun yaptığı intihardı" demeyecekler mi? Orta yerde cesedim de olmayınca cenazem de kılınmayacak ve imam "Cemaati Müslimin! Nasıl bilirsiniz bu mevtayı" diyemeyecek. İmam soramayacağı için cemaat "İyi bilirdik, Allah rahmet eylesin" demeyecek ve imam “Ahirete taalluk eden hukukunuz varsa helal edin” şeklinde helallik alamayacak. İşin garibi geride bir mezarım bile olmayacak. Benimle ilgili savcımız harekete geçecek. Bu kışta kıyamette bir de benim için katil/katilleri araştırıp duracak, polisimiz benim cesedimi arayacak. Yorulacak garipler!

Sanırım haccın çıkmadığına niçin sevindiğimi anlatabildim. Öyle zannediyorum bana "Verilmiş sadakan varmış" diyerek hak da verdiniz. Demek ki haccın bana bu sene de çıkmamasında bir hayır varmış. Siz buna züğürt tesellisi de diyebilirsiniz.

* 31.12.2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

29 Aralık 2018 Cumartesi

Dinin Ulema ile İmtihanı *

Yaşantımıza geçiremediğimiz, iliklerimize kadar yaşayamadığımız Yüce İslam'ın edebiyatını yapıyoruz. Edebiyat dedim ama  keşke edebiyatını bari yapabilseydik. Edepten yoksun bir edebiyat bizim yaptığımız. Daha doğrusu konuşmuyoruz. Boğuyoruz birbirimizi. Ötekileştiriyor; vurdukça vuruyoruz birbirimize. Ölümüne savaşıyoruz. 

Allah'ın rızası yok mücadelemizde, samimiyet yok. Birbirimizi dinleme yok, anlamaya çalışma yok. Niyet okuyuculuğu yapıyoruz durmadan. Dedin demedin/dedim demedim diyoruz. Niyet okuyuculuğundan sonra hüküm veriyor; birbirimizi küfürle, sapıklıkla itham ediyoruz. İşin garibi kıyasıya yaptığımız mücadelede dinin emri olan tatlı dil, yumuşak üslup yok. İlahlık iddiasında bulunan firavuna Allah, Musa ve Harun'u gönderirken "Ona kavli leyyin ile konuşun" ilahı fermanını hep göz ardı ediyoruz. Allah'ın firavundan esirgemediği tatlı dil ve yumuşak üslubu aynı kıbleye baş koymuş bizler birbirimizden esirgiyoruz. 

Merak ediyorum, nebevi tebliğ ve davet metoduna uymayan bu dil ve üslubumuzla rakiplerimizi alt etmek amacıyla kullandığımız kırıcı ve itham edici dilin kime ne faydası var? Bu yöntemin İslam ve Müslümanlara zerre kadar faydasının olmayacağı gibi hatta zarar verdiğimizi ne zaman anlayacağız? Bu üslubun sadece bulunduğumuz statüyü sağlamlaştırmaya, taraftarlarımızı rakibe karşı kin bilemeye yararı olur. İstediğimiz bu ise bu yaptığımızdan fazlasıyla nemalanıyoruz. Kafire karşı merhametli, Müslümana karşı şedit durumumuzla cenneti umut ediyorsak  çok bekleriz. Ancak havamızı alırız.

İşin ilginç yanı kavga edenler, atışanlar ve hedef gösterenlerin hepsi okumuş, dini tedrisat yapmış kişiler. Cahilden çekmiyor İslam bu okumuş kesimden çektiği kadar. Ağızlarında nefret dili hakim olan bu okumuşları görünce okumamış cahil insanımızı öpüp başıma koyasım geliyor. Cahil dediğimiz kesim bildiği dini yaşıyor. Alim geçinenlere göre arif sayılır bunlar. En azından "Ben bilmem... Bildiğim bu," diyerek haddini biliyor. Alim kesim maalesef haddini de bilmiyor. Güya dini biliyor.

Bugün dini bilgiden ziyade birbirimize davranış daha doğrusu ahlak problemimiz var. İslam adına kamuoyunda yaptığımız kavganın, çıkardığımız gürültünün dinimiz İslam'a zarar verdiğini görmeyecek kadar gözümüz kapalı. Basiret ve ferasetimizi kullanamıyoruz. Yaptığımız kavganın insanımızı dinimizden soğuttuğunun da farkında değiliz. İzan yoksunuyuz.

İçinde bulunduğumuz ahval ve görüntümüzle düşmanın ve dine mesafeli olanların bile veremeyeceği zararı dinimize veriyoruz. Biz bize yeteriz, düşmana ihtiyacımız yok.

* 05/01/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.