19 Aralık 2018 Çarşamba

Hiç Rahatından Ödün Vermedi (2)

Ailenin büyüğü olarak zaman zaman evinde toplanırız. Yine böyle bir gün. Mevsim yaz. Günler uzun. İki öğün yemek yiyorsun. Bir sabah, bir akşam. 

Akşam ezanıyla birlikte eve gidersin. Çünkü yemeğe başkası da gelecek, bekletmeye gelmez. Evin çocukları esnaf. Biraz geç gelir ama geçikse gecikse yarım saat gecikir, bekleyelim dersin. Şimdi gelir, az sonra gelir derken baktın ki geciktiler. Telefonla ararsın. İşleri çıktığını, az gecikeceklerini söylerler. Ha geldi, ha gelecekler derken oğlanlar da yoldayız diye telefon açarlar. Daha önce pişirilmiş ve soğuğan yemekler ısınması için tekrar ocağa konur. Şurada ne kaldı, bu zamana kadar bekledik, az daha beklesek ne olur diyorsun. Bir taraftan da sofralar kurulmaya başlar. Sen de beklediğime değdi, o güzelim yemekleri bir bir mideme indireceğim hayali kurarken yemek daha midene inmeden kursağında kalır. Çünkü evin büyüğü siz beklerken beni hesaba katmadınız, ben daha ölmedim, biraz da beni bekleyin dercesine yatsı namazını kılmak için yola koyulur. Oğulları eve girerken o, camiye gider. Çocuklar geldi, gel bugün namazı evde kıl, misafirleri bekletmeyelim uyarılarına kulak vermez, bisikletine atladığı gibi caminin yolunu tutar.

Tekrar başa döneriz artık. Çünkü yeniden beklemeye koyuluruz. Patlasan da, çatlasan da, karnın zil çalsa da, için dışına çıksa da bekleyeceksin. Konuşarak vakit geçirelim desen, açlıktan konuşmaya takadin kalmaz. Başa gelen çekilir dercesine içine kapanır, patlamaya hazır bir bomba gibi sessizliğe gömülürsün. İçinizden ha yarım saat daha bekleyiver diyebilirsiniz içinizden. Doğru bir namaz en geç yarım saat içinde biter. Ama büyüğümüzün namazı yarım saati çoktan geçer. Namaz bitince hemen gelivermez. Camiden cami görevlisiyle birlikte en son çıkar, imama elini uzatır, Allah kabul etsin der. Çıkan herkes gider, caminin ışıkları söner, caminin önünde kimse kalmayınca bizimki de kaç ben de gideyim der ve camiyi terk eder. 

Nihayet sofraya oturulur. Büyüğümüz  de sofraya oturduktan sonra yemeğe başlamadan önce hep yaptığı tasarruflarını da sofrada bir güzel icra eder. İyi kötü yemeğini hızlı bir şekilde yer, kalkarsın. Bizimki yine devam eder yemeye. Çünkü iyice acıkmıştır. Yedikçe yer, yedikçe açılır. Yine adam bu yaşına rağmen bu zamana kadar beklemiş, sen de amma sabırsızsın diyebilirsiniz. Efendim büyüğümüz akşam olmadan karnını doyurmuştur, tüm bekletmesi yeniden acıkmasını sağlamak. Çünkü tok karna yemek yenmez. Önemli olan onun açıkması. Sen istediğin kadar dokuz doğur.

Afiyet olsun!

Hiç Rahatından Ödün Vermedi (1)

Evinde veya misafirlikte varlığını hep hissettirdi, büyük olduğunu gösterdi hep. Yapmak istediğinden ve rahatından hiç ödün vermedi. Herkesi bekletti. Kendisini beklediklerini fark edince bundan daha büyük haz aldı, keyiflendikçe keyiflendi. Bıkmadan usanmadan bunu mütemadiyen devam ettirdi. Hıza düşmandı bir defa. Başkası onu bekliyormuş hiç umursamadı bugüne kadar. Denemesi bedava! Yeter ki sen onu bir yemeğe çağır. "Ben buradayım" dercesine varlığını iyice hissettirir.

"Sofra hazır" sesini duyunca kimseyi bekletmeyeyim diye yerinden kalkıp sofraya doğru gidersin. Büyüğümüz de yerinden kalkar. Sofraya oturursunuz birlikte. Eksik olan bir iki kişiyi beklerken bizimki yerinden kalkar, elini yıkamaya gider. Doğrusu yemekten önce eli yıkamak sünnettir. Elini gıcırdata gıcırdata yıkar ve havluya silmeden gelir. Daha önce oturup kalktığı yere tekrar oturur. Oturduğu yerde biraz elini kendiliğinden kurutmaya çalışır. Herkes ondan eline kaşığını alıp bir defa almasını bekler. Çünkü sofra büyüğündür bizde. O başlamadan yemeğe başlanmaz. 

Eline kaşığı alır. Hah nihayet başlayacak dersin. O da ne? Kaşığı tekrar bırakır. Acaba niye bıraktı derken oturmasını değiştirir, bağdaş kurar. Bu sefer ekmeği eline alır, bölmeye başlar. Eğer ev sahibi ekmeği bölmüşse bölünmüş ekmekleri alır, değişik yerlere koyar. Sonra kafasını kaldırır, gözleriyle sofradakilere göz gezdirir. Şimdi başlayacak artık diyorsun. Ne mümkün! Sen bu tarafa yanaş, sen öteye git şeklinde talimatlar yağdırır. Bu işlemi de bitirdikten sonra kaşığı eline tekrar alır. Sen sanırsın ki artık yemeğe uzanır. Sen öyle san! Kaşığı tekrar bırakır. Gömleğinin kolunu katlamaya başlar. Bunu yaparken de sana bakar, ne beklersiniz dercesine hafifçe gülümser. Sen elinde kaşık onu bekler durursun. Nihayet kol kıvırma işi de biter. Ekmeğe davranır bu sefer. Eline aldığı ekmeği lokma olacak şekilde böler, tekrar sofraya koyar. Tüm bu işlemleri yaparken de hadin hadin der. Yani başlayın, beklemeyin der. Ama kim başlayabilir ki? Sofrada büyük başlamadan kaşığı çorbaya uzatamazsın. Sonunda beklenen an gelir. Böldüğü ekmeği yavaşça alır, çorbaya banar.  Beraberinde kendini bekleyenler çorbaya kaşıklarını daldırırlar.

Dünya bizimdir artık. Beklediğimize değdi. Gerçi beklerken daha yemeğe başlamadan ayakların uyuşmaya başlamıştır ama olsun, başladık ya! Buna da şükür! Dişini biraz gıcırdatmış, sabrın en güzel örneklerini hakka'l yakîn göstermiş, bekleye bekleye koruk olmuşsundur ama olsun! 

Yemeğe başlarsın ama kurt gibi açlığından eser kalmaz, gerile gerile tavan yapan sinirin gerile gerile mideni küçültmüştür. Birden doyarsın, yediğinden de zevk almazsın. Her zamankinden daha az yersin. Yavaştan kalkmanın yollarını ararsın. Herkesin yemesini bekleyeyim diye yavaştan kaşığı yemeğe götürürsün ama tok karna yenen yemek zevk verir mi? Size afiyet olsun diyerek kalkarsın sofradan.

Büyüğümüz mü? Yavaştan yavaşa yemeye kendini alıştırır, kabın biri biter, diğerine başlar. Doyan kalkar. Her kalkana da ne oldu, yeseydin der ve kendisi oturmaya ve yemeye devam eder. Doymak nedir bilmez. Her kabı sünnetler, ev sahibine uzatır. Hazırlanan tüm yemeklere midesinde yer vardır. Ağır ağır midesine gönderir. 

Sen girersin, çıkarsın hala sofradadır. Nihayet tüm kablar yıkamaya ihtiyaç hissetmeyecek şekilde iyice silinir, süpürülür. Ardından dua edilir.

Afiyet olsun!





18 Aralık 2018 Salı

Adana'nın Bir Fellahı* Bana Güvendi ama Etli Etmek Kafalı* Bir Konyalı Güvenmedi (1)

2002-2005 arası yıllarımı Adana'da geçirdim. Çocukların giyimle ilgili bir ihtiyacını almak için Çakmak Plazada tanımadığım ve daha önce alışveriş yapmadığım küçük bir esnaf dükkânına girdim. Cebimde param yoktu ama tapu gibi kredi kartım vardı. Çektirip borçlanıyorsun. Bir ay sonrasında ödüyorsun. 

Alacağımız fazla tutmadı. Yanlış hatırlamıyorsam 7 milyon lira idi ödemem gereken miktar.  (paradan altı sıfır atılmamıştı) Esnaf aldıklarımı poşete koydu, bana uzattı. Ben de buradan alır mısın diye kredi kartımı uzattım. "Bizde post cihazı yok, kullanmıyoruz" dedi. Buyur buradan yak şimdi! Kredi kartımın kredisi yoktu burada. Adam bir güzel poşete de koymuştu. Ama bende nakit yok, o zaman aldığım kalsın dedim, bıraktım tezgahın üzerine. Esnaf "Al götür, güle güle kullanın, sonra verirsin" demez mi? Olur mu öyle! Siz beni tanımıyorsunuz. İsmimi, cismimi bilmiyorsunuz. Çıktığım gibi arkama bakmadan giderim, bir daha da uğramam dedim. Gülerek "Sen getirirsin, götür git, ben insan sarrafıyım" dedi ısrarla. Adımı bari yaz bir kenara dedim. "Yazmaya gerek yok, siz getirirsiniz, getirmeseniz de canınız sağ olsun" dedi.

Çıktım dükkândan. Bende bir sevinç bir sevinç! Mutluluğuma diyecek yoktu. Niçin sevinmeyeyim ki? Tanış olmadığım bir esnaf bana güvenmişti. Az önce üzerimde nakit yok derken duyduğum mahcubiyet, yerini anlatılmaz bir sevince bırakmıştı. 

Maaş gününü iple çektim. Bir an evvel gelsin ki şu bana güvenen adama olan borcumu bekletmeden, bir an önce vereyim dedim. Maaş günü yakındı zaten. Maaşımı alır almaz çarşıda başka işim olmamasına rağmen bindim dolmuşa. Gidip esnafa olan borcumu ödedim. Nasıl ödemem? Belki de bana güvenen ilk kişiydi.
*
Yıl 1991. Fakülteyi yeni bitirdim. Ankara'da  öğretmen olmak için girdiğim yeterlilik sınavında 159.yedeğim. 200 kontenjanın verildiği bu sınavı asil olarak kazanan arkadaşlarım görevlerine başladı. Ben beklemedeyim. Yedeklerden atanıp atanmayacağım belli değil. Bekleyeyim ama nereye kadar? Evli ve üç çocuk babasıyım.

Bir arkadaşın akıl vermesiyle Karatay ilçe Milli Eğitim Müdürlüğünde ihtiyaç olan vekil öğretmenliğe müracaat ettim. Herkes gibi beni de sözlü mülakata aldılar. (Bugün mülakatla öğretmen alınıyor diyenlere duyurulur. Mülakat eskiden beri bizim genlerimizde varmış. Mülakatta da bana vekil öğretmenliğe müracaat et diye akıl veren arkadaşın babası Hüseyin Amca referans olmuştu.) Mülakat sonucuma  göre Konya'ya 75 km mesafedeki Kemerli Kolca mezrasına müdür yetkili vekil öğretmen olarak görevlendirildim. Tası-tarağı toplayıp gittim oraya. (Devam edecek)

*Halk arasında Adanalı için fellah, Konyalı için de etli ekmek kafalı dendiği için bu tabiri kullandım. Hakaret kastım yok.