Evinde veya misafirlikte varlığını hep hissettirdi, büyük olduğunu gösterdi hep. Yapmak istediğinden ve rahatından hiç ödün vermedi. Herkesi bekletti. Kendisini beklediklerini fark edince bundan daha büyük haz aldı, keyiflendikçe keyiflendi. Bıkmadan usanmadan bunu mütemadiyen devam ettirdi. Hıza düşmandı bir defa. Başkası onu bekliyormuş hiç umursamadı bugüne kadar. Denemesi bedava! Yeter ki sen onu bir yemeğe çağır. "Ben buradayım" dercesine varlığını iyice hissettirir.
"Sofra hazır" sesini duyunca kimseyi bekletmeyeyim diye yerinden kalkıp sofraya doğru gidersin. Büyüğümüz de yerinden kalkar. Sofraya oturursunuz birlikte. Eksik olan bir iki kişiyi beklerken bizimki yerinden kalkar, elini yıkamaya gider. Doğrusu yemekten önce eli yıkamak sünnettir. Elini gıcırdata gıcırdata yıkar ve havluya silmeden gelir. Daha önce oturup kalktığı yere tekrar oturur. Oturduğu yerde biraz elini kendiliğinden kurutmaya çalışır. Herkes ondan eline kaşığını alıp bir defa almasını bekler. Çünkü sofra büyüğündür bizde. O başlamadan yemeğe başlanmaz.
Eline kaşığı alır. Hah nihayet başlayacak dersin. O da ne? Kaşığı tekrar bırakır. Acaba niye bıraktı derken oturmasını değiştirir, bağdaş kurar. Bu sefer ekmeği eline alır, bölmeye başlar. Eğer ev sahibi ekmeği bölmüşse bölünmüş ekmekleri alır, değişik yerlere koyar. Sonra kafasını kaldırır, gözleriyle sofradakilere göz gezdirir. Şimdi başlayacak artık diyorsun. Ne mümkün! Sen bu tarafa yanaş, sen öteye git şeklinde talimatlar yağdırır. Bu işlemi de bitirdikten sonra kaşığı eline tekrar alır. Sen sanırsın ki artık yemeğe uzanır. Sen öyle san! Kaşığı tekrar bırakır. Gömleğinin kolunu katlamaya başlar. Bunu yaparken de sana bakar, ne beklersiniz dercesine hafifçe gülümser. Sen elinde kaşık onu bekler durursun. Nihayet kol kıvırma işi de biter. Ekmeğe davranır bu sefer. Eline aldığı ekmeği lokma olacak şekilde böler, tekrar sofraya koyar. Tüm bu işlemleri yaparken de hadin hadin der. Yani başlayın, beklemeyin der. Ama kim başlayabilir ki? Sofrada büyük başlamadan kaşığı çorbaya uzatamazsın. Sonunda beklenen an gelir. Böldüğü ekmeği yavaşça alır, çorbaya banar. Beraberinde kendini bekleyenler çorbaya kaşıklarını daldırırlar.
Dünya bizimdir artık. Beklediğimize değdi. Gerçi beklerken daha yemeğe başlamadan ayakların uyuşmaya başlamıştır ama olsun, başladık ya! Buna da şükür! Dişini biraz gıcırdatmış, sabrın en güzel örneklerini hakka'l yakîn göstermiş, bekleye bekleye koruk olmuşsundur ama olsun!
Yemeğe başlarsın ama kurt gibi açlığından eser kalmaz, gerile gerile tavan yapan sinirin gerile gerile mideni küçültmüştür. Birden doyarsın, yediğinden de zevk almazsın. Her zamankinden daha az yersin. Yavaştan kalkmanın yollarını ararsın. Herkesin yemesini bekleyeyim diye yavaştan kaşığı yemeğe götürürsün ama tok karna yenen yemek zevk verir mi? Size afiyet olsun diyerek kalkarsın sofradan.
Büyüğümüz mü? Yavaştan yavaşa yemeye kendini alıştırır, kabın biri biter, diğerine başlar. Doyan kalkar. Her kalkana da ne oldu, yeseydin der ve kendisi oturmaya ve yemeye devam eder. Doymak nedir bilmez. Her kabı sünnetler, ev sahibine uzatır. Hazırlanan tüm yemeklere midesinde yer vardır. Ağır ağır midesine gönderir.
Sen girersin, çıkarsın hala sofradadır. Nihayet tüm kablar yıkamaya ihtiyaç hissetmeyecek şekilde iyice silinir, süpürülür. Ardından dua edilir.
Afiyet olsun!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder