17 Kasım 2018 Cumartesi

Temayül Yoklamaları Şehrül-Emini Belirlemek İçin Yeterli Bir Kıstas mıdır?

Şehrül-emin günümüzde pek kullanılmasa da şimdiki belediye başkanları için eskiden kullanılan güzel bir isimdir. Yani şehrin imar, alt yapı, çöp, su, ulaşım vb. işlerinden sorumlu en güvenilir seçilmiş kişisi demektir. 2019 mahalli seçimlerine dört aydan fazla bir zaman olmasına rağmen partilerimiz beş yıllığına şehri yönetecek en uygun adaylarını belirlemek için şimdiden hummalı bir çalışma içerisine girdiler.

Seçilecek belediye başkanı beş yıllığına seçildiği şehri yönetecek. Başkanın yaptığı icraatlar aynı zamanda partisini de bağlayacaktır. Bundan dolayı partiler aday belirleme işini sıkı tutuyor, her türlü alternatifi değerlendiriyor, aday belirleme sürecinde en iyi ve en uygun adayı tespit etmek için değişik kıstasları ortaya koyuyorlar. En fazla aday adayı müracaatının olduğu iktidar partisi de adaylarını belirlemede ön incelemeye katkı sağlaması amacıyla 25 il merkezi hariç tüm Türkiye’de 18 Kasım günü temayül yoklaması yapıyor.

Bir kimseye veya bir şeye ilgi duyma, bir tarafa meyletme anlamına gelen temayül, seçmenin hangi adaya meyilli olduğunu öğrenmek için genelde siyasi partilerin başvurduğu bir nevi araştırma veya anket yöntemidir. Bu yıl ilk defa e-temayül adıyla elektronik ortamda yapılacak temayül yoklaması hem kâğıt israfını önlemiş hem de sonuçların erken sonuçlanmasını sağlamış olacaktır.

Temayül yoklamalarında kimler oy verecek? İl-ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri, il-ilçe gençlik ve kadın kolları başkan ve üyeleri, il disiplin kurulu başkan ve üyeleri, parti üyesi büyükşehir-il-ilçe-belde belediyeleri, köy ve mahalle başkanları vs. oy verecek.

Pekiyi sadece parti teşkilatının oy kullanacağı bu temayül yoklaması şehrin en güvenilir kişisini belirlemede yeterli kıstas olacak mı? Teşkilattakiler ne derece ellerini vicdanlarına koyarak oy verebilecekler ve mevcut belediye başkanlarına göz kırpmayacaklar mı? Çünkü halen görev yapan belediye başkanı ne kadar yıpranmış olsa da diğer adaylara göre tanınır olması bakımından daha avantajlı bir durumda olacak ve teşkilatını etkileyebilecektir ya da bir aday lehine yönlendirme yapabilecektir. Çünkü bir beş yıl boyunca birlikte çalıştılar. Umarım oy kullanacak olan teşkilat mensupları kullanacakları oyla işi ahbap-çavuş işine döndürmezler, verecekleri oyun bir emanet olduğunun bilincinde olurlar. Çünkü oy verecekleri adaylarda aradıkları en önemli kriter ehliyet ve liyakat olmalıdır. Ayrıca adayın vizyon ve misyon sahibi olup olmadığını da göz önünde bulundurmalıdırlar. Ayrıca “Başkanımız bu olsun” diye oy verdikleri adayın, sadece kendilerinin değil; bir şehrin başkanı olacağını, yüz ağartıp ağartmayacağını, seçmen nezdinde bir karşılığının olup olmayacağını hesaba katmalıdırlar. Yani kendi gönüllerinde yatandan ziyade halkta karşılığı olacak, halkın teveccühünü kazanacak bir adaya meyillerini göstermelidirler. Hasılı yaptıkları iş bir çocuk oyuncağı değil.

Burada temayül yoklamasıyla ilgili bir başka hususa değinmek istiyorum. Temayül yoklaması için belirlenen tarihin istifalarını yeni vermiş adaylar için bir handikap olduğunu düşünüyorum. Çünkü birçok aday başvurunun son tarihi olan 16 Kasım günü istifasını verip aday adaylığı başvurusunda bulunmuştur. Bu tür adaylar ne zaman teşkilatları gezip araziye çıkacak, kendini göstermek ve anlatmak için fırsat bulacaklardır? Aslında adaylara kendilerini ifade edebilecekleri makul bir süre vermek, temayül oylamasında olması muhtemel hataları da bertaraf edebilirdi.

Bahsetmeye çalıştığım bir kısım dezavantajlarına rağmen temayül yoklaması yapıldı, aday bu oylamada ipi göğüsledi diyelim. Teşkilatın bu temayülüne genel merkez ne diyecektir? Çünkü son sözü orası söyleyecektir. Burada başka faktörler işin içine girmeyecek mi? Milletvekilleri, genel başkan yardımcıları gibi ağır toplar kulis faaliyetlerinde bulunmayacaklar mı? Burası da düşündürüyor insanı.

“Yapılan parti içi bir temayül yoklaması, büyütülecek bir durum yok, nihai kararı genel merkez verir” diyebilirsiniz. Aday belirlemede nihai karar olmasa da temayül yoklaması, aday adayları için taşradan Ankara’ya uzanan siyasi bir arenadır. Burası kat edilmesi zor, taşlı, uzun ve ince bir yoldur. Umarım taşradan Ankara’ya uzanıncaya kadar süreçlerin tümünde hak ve hukuk gözetilir.

Tüm aday adaylarına temayül yoklamalarında ve adaylıklarının diğer süreçlerinde başarılar diler; haklarında hayır olanın tecelli etmesini, ipi göğüsleyip aday olanın şehrin en güvenilir kişisi anlamına uygun belediye başkanı olmasını temenni ediyorum.  

16 Kasım 2018 Cuma

Sen ve Çocuğun Aman Rahatınızı Bozmayın!

16 Kasım günü sabahtan dolmuşla çarşıya çıktım. Dönüşte Meram Yeni Yol otobüsüne bindim. Körüklü otobüsün koltukları müşterilerle dolu, bir kısım yolcular da ayakta. Ayaktaki yolcuların bir kısmı genç, bir kısmı yaşlı. En ön koltukta koltuğun biri boş. Herhalde benim gibi yaşlının biri gelince otursun diye boş bırakılmış olmalı. Birkaç durak oturarak yolculuk yaptıktan sonra benden yaşlı bir teyze otobüse binince otursun diye kalkıp arka tarafa doğru yürüdüm. Boş bulduğum bir yere tutundum.

Otobüsün içine bir göz attım. Oturanların çoğu kadın, ayakta tutunanların çoğu da erkek. Bizim insanımızın özelliğidir bu. Bir kadın hele bir de yaşlıysa yer vermek için kaç erkek birden ayağa kalkmaya çalışır. 

Gözüme birbirine ters karşılıklı ikişerli koltuğun birine oturmuş 6-7 yaşlarında bir çocuk ilişti. O kadar büyük ayakta, çocuğumuz oturuyor. Kuvvetle muhtemel karşısında veya yanındaki oturan da annesi. Çocuğunun oturmasından ne annesi ne de çocuk rahatsız olmuşa benziyor. Rahatlar maşallah! Belki de bu anneye birkaç durak öncesi otursun diye iki kişi birden yer boşaltmıştır.

Burada çocuğun suçu yok. Çocuk masum. Çünkü büyüklere yer vermesi gerektiğinin bilincinde değil. Dünyayı kendisinden ibaret sanır bu yaşlarda. Suç olsa olsa "Yavrum! Bak büyükler geldi, kalk onlar otursun, Sen gel benim yanıma" demeyen annede. İşin garibi annenin bu vurdumduymazlığı büyüyünce çocuğa da sirayet edecek. Büyüyünce kendinden büyüklere yer vermeyecek. Çünkü çocuk gördüğünü tatbik eder hayatında.

Millet olarak otobüste büyüklerine yer vermeyen çocuk ve gençleri gördükçe "Nesil değişti, artık büyüklere saygı kalmadı" demeye başlıyoruz. Aslında neslin suçu yok. Suç, çocuklardan ziyade maalesef büyüklerde.


"Camide Her Zaman Göremiyorum Seni!"


—Kardeş! Seni zaman zaman camide görürüm. Aslında sürekli görmek isterim. Niçin cemaate katılmıyorsun? Yoksa cemaatle namazın önemine inanmıyor musun?
—İnanmaz olur muyum? Cemaatle namaz kılmanın derecesi 27 kat daha fazla.
—O zaman?
—Tembellik, planlı hareket edememe diyelim.
—Sadece bu mu?
—Değil elbet! Bu konuda mazeret olmaz ama dediklerimin dışında bazı çekincelerim daha var.
—Ne gibi?
—Korkuyorum.
—Neden korkacaksın? Allah'ın evinden mi? Buralar müminin huzur bulacağı yerlerdir.
—Orası öyle! Hatta cami bir mümin için sudaki balığa, münafık için ise kafesteki kuşa benzer. Bunu biliyorum. Hatta camileri tıklım tıklım doldurmamız gerektiğini de.
—O zaman mesele ne? Korkmaktan bahsettin az önce.
—Camiye gelen az sayıdaki cemaatin bazılarından çekiniyorum. Hatta camiye girdiğimde namaz kılarken biri yanıma yaklaşınca niye ne diyecekler diyorum.
—Ne diyorlar da?
—Ne demiyorlar ki! Namaz kılışımdan tut da giyimime varıncaya kadar her şeyime karışan çıkıyor. Camiye gittiğim her zaman niye bugün ne gaf yapacağım da cemaatten biri gelip beni düzeltecek diye endişe duyuyorum.
—Ne gibi?
—Kimi gömleğimin kolunu sıvadığıma karışıyor, kimi başımda takke olmadığına karışıyor, kimi de namaz kılarken imamdan önce eğildiğimden namazımın olmadığını hatta bunun Kur’an’da yazdığını söylüyor.
—Sen imamdan önce mi eğilip kalkıyorsun?
—Olur mu öyle şey? İmamdan önce eğilip kalkacaksam ne diye camiye gidip imama uyuyorum o zaman?
—Derdi ne o zaman?
—Bilemedim gitti. Ama sanırım derdi benimle uğraşmak yani beni yola getirmek. Beni bir yola getirse caminin, Müslümanların, ülkenin hatta dünyanın derdi bitecek sanırım. İşin garibi bazıları namaz kılmıyor, sanki beni gözetliyor. Hemen yanıma yaklaşıp fısır fısır bir şey söylemek hoşuna gidiyor. Bunu da yaparken sevap kazandığını umuyor olmalı.
—Sana bunu yapanlar bu işi bilenler mi? Mesela imam falan mı?
—Nerde? Keşke imam olsa öpüp başıma koyacağım. Ne kadar okuduğu, nerede okuduğu, neleri bildiği meçhul birileri kendilerine vazife edinip yanımda damlıyor. Gelenler az buçuk mürekkep yalasa yine gam yemeyeceğim. Kulaktan dolma bilgilerle sağdan-soldan duyduğunu ben bu işi biliyorum diye bana satmaya çalışıyor.
—Her zaman olmuyordur bunlar.
—Doğru. Her zaman olmuyor ama birkaç defa olunca yine biri çatacak bana diyorum. İşin garibi gençliğimde de maruz kaldım böyle şeylere.
—Mesela?
—İmam bir gün gelemeyecekmiş, yerime namaz kıldırır mısın dedi. Lisede okuyordum o zamanlar. Ezanı okudum, sarığı ve cübbeyi elime aldım. Namaz kılacağım yerde yanıma koydum.
—Niye giymedin?
—Giymememin sebebi, ben ne de olsa genç sayılırım. Şayet namaza daha olgun yaşta bu işi bilen biri gelirse namazı kıldırması için ona teklif edeyim düşüncesiyle.
—Eee koydun, ne var bunda?
—Sünneti kıldım, kamet yapılmasını ve ehil birinin gelmesini beklerken yaşlı bir amca geldi: Bunu giy, dedi. Tamam dedim. Ardından “Sarıkla cübbe yere konmaz, bir daha koyma” dedi.
—Fesübhanellah! Ne günlere kaldık.
—Hem de ne günlere! Çocukluğumdan beri camiye gitmeye çalışırım. Çoğu zaman kamet de yaptım. Safı doldurmak için öne geçtiğimde arkaya geçiren cemaate de rast geldim. Üstelik önce büyükler doldursun safı diye ağırdan aldım safa geçmeyi. Yeri geldi çorabım kirli diye çorabımı çıkararak camiye girdim. Çıplak ayakla namaz olmaz diyen de çıktı.
---Allah Allah! İlginç gerçekten!
---Buna ilginç mi dersin yoksa hep cinsler beni mi buldu dersin.
---Evet ama tüm bunlar cemaate gitmeyi engellememeli, mazeret olarak görmemeli.
---Elbette öyle! Ama insanda iz bırakmıyor değil bunlar. Küçük gibi görünse de mide bulandırıyor. Keşke bu beni düzeltmeye çalışanlar bana harcadıkları bu eforu hiç camiye uğramayan kişileri camiye getirmek için sarf etselerdi daha fazla sevap kazanmış olurlardı.
---Sen yine de gel olmaz mı?
---İnşallah!