21 Ekim 2018 Pazar

Ürküttüğümüz Kurbağaya Değecek mi? ***


---Haberin vardır umarım Andımız geri geliyor.
---Maalesef haberim var!
---Maalesef diyorsun, iyi olmadı mı? Çocuklarımız göğsünü gere gere sabah erkenden “Türküm diyecek, “Ne mutlu Türküm diyene” diyerek and içecek. Böylece çocuklarımız Türklüğünü unutmayacak.
---Bana göre iyi olmadı.
---Niye ki? Sevineceğini sanmıştım. Sonra sen Türk değil misin?
---Aslını inkar eden haram zadedir. Türküm, hem de Türkoğlu Türküm!
---Eee o zaman?
---Sen, ben, o Türk’üz de yüzölçümü bakımından küçücük olan ülkemiz koca bir dünya oldu artık! Ülkemizde yok yok. Bizimle birlikte yıllardır içimizde yaşayan Suriyelisi, Afganlısı, Somalilisi, Etiyopyalısı, Kürdü vs var. Anlayacağın Türkiye, bünyesinde dünyayı barındırıyor ve bunların çocukları okullarımızda eğitim ve öğretim görüyor. Okullarımızı gez dolaş, her sınıfta farklı ırktan insanlar görürsün.
---Olsun! Onlar ve tüm dünyaya haykıracağız kim olduğumuzu!
---Haykıralım haykırmaya da… Bu sözler sosyal barışı zedelemeyecek mi? Birlik ve beraberliğimize halel getirmeyecek mi? Ben “Ne mutlu Türküm diyene” diyeceğim. Yanımdaki ise “Ne mutlu Kürdüm/Afganlıyım/Arabım diyene” derse ne yapacağız. Ya da “Biz Türk olmadığımız için mutlu değil miyiz, mutluluğa hakkımız yok mu diye düşünmeyecek mi? Sonra kimse ırkını, anne veya babasını seçme hürriyetine sahip değil. Beni Türk, bir başkasını Kürt, Arap, İngiliz, Ermeni, Rum vs yaratmış.
---Dikkatini çekerim, burada geçen Türk “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olanları kastediyor, bir ırkı kastetmiyor.
---Biz öyle diyoruz, Anayasamızda da öyle yazıyor. Ama bir başkası burada geçen Türk’ü bir ırk olarak anlıyor. Bence birlikte yaşamak zorunda olduğumuz toplumsal barışa katkı sağlamaz bu sözler.
---İşin bu yönünü hiç düşünmemiştim.
---Valla düşünsek iyi olacak. Sadece sen, ben değil; hepimiz düşünmeliyiz. Özellikle bu kararı alanların iyi düşünmesi lazım. Her ne kadar biz Türk kelimesini kullanırken “Ne mutlu Türküm diyene derken ayrıştırıcılığı kastetmiyoruz ama bir başkası yanlış anlayabilir. Bir şeyi yapmak isterken attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değecek mi bunu iyi hesaba katmak gerek. Benden söylemesi!


*** 23/10/2018 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

Arbedede Darbe Almak! **

—Üstat! Şu dünya ne garip değil mi?
—Ne varmış dünyada?
—Kimi doğarken kimi ölüyor…
—Hayatın bir gerçekliğidir bu. Bir taraftan doğacağız, bir taraftan da öleceğiz.  Nasıl ki doğum haksa ölüm de haktır. Her canlı doğar, büyür ve ölür. Her nefis tadacaktır bunu. Baki olan odur sadece.
—Ölmeye öleceğiz de Allah hayırlı ömür ve hayırlı ölümler verse keşke! Çünkü ölümler de epey çeşitlendi.
—Ölüm değil mi? Öldükten sonra ha hayırlı olmuş, ha şer! Yüzü soğuk zaten ölümün, ne fark eder?
—Öyle deme! Öyle ölümler var ki yürek dağlar! Ölen acı çeke çeke öldüğü gibi geride kalanlara da unutulmaz acı verir.
—Ben öldükten sonra geri tufan olmuş bana ne? Katılmıyorum bu görüşüne. Ayrıca senin hayırlı ölüm dediğin ne?
—Eşinle dostunla helalleşerek kimseye yük olmadan, gözün arkada kalmadan son iki üç günü yatakta geçirmek, iraden ve bilincin yerindeyken kelimeyi şahadet getirerek son nefesi vermektir en iyi ölüm bana göre.
—Böyle ölenin sayısı azaldı iyice. Ölümler çeşitlendi.
—Evet öyle oldu. Kimi kalp krizinden, kimi teröre kurban gidiyor. Kah canlı bomba oluyor; üzerindeki pimi çekiyor, kimi mayına basıyor, kimi pusuya düşürülüyor. Bazısı taammüden, bazısı işkence ile öldürülüyor. Kimi tedavisi mümkün olmayan bir hastalık sonucu ölüyor. Kimi de arbedede aldığı darbelerle can veriyor.
—Arbedede can vermek…Bu nasıl olur, olur mu böyle şey?
—Oldu bile! Haberin yok galiba! Bir konsoloslukta meydana geldi.
—Nasıl yani?
—İlgili ülke tarafından yapılan açıklamaya göre “Konsolosluğa gelen Kaşıkçı orada bulunan o ülke vatandaşlarıyla girdiği tartışma sonucu çıkan arbedede hayatını kaybetti.”
—Bir insan bir arbedede bu şekilde can verir mi? Bu nasıl açıklama böyle? Hiç ikna edici gelmedi bana. Kamuoyunu keriz yerine mi koyuyor bunlar?
—Yersen…Noktası virgülüne açıklama bu şekilde.
—Diyelim ki arbede çıktı. Kişi kafasından, burnundan darbe alır. Kafa yarılır, burun kırılır. Ötesi var mı?
—Var, olmaz mı? Ölüm var işin ucunda!
—Adam neresinden darbe almış bu arbedede?
—Nereden darbe aldığı belli değil.
—Niye?
—Çünkü ceset yok ortada!
—Nere gitmiş bu ceset?
—Malum hengamede ceset de kaybolmuş olmalı.
—Eee?
—Eeesi ceremesini Türk polisi çekiyor. Günlerdir ceset şurada olabilir, burada olabilir arayıp duruyor.
—İlgili konsolosluk ne yapıyor?
—Ne yaptığını bilmiyorum ama sanırım devletiyle birlikte gerekçe üstüne gerekçe hazırlıyordur.
—Nasıl?
---Kaşıkçı’nın öldürüldüğü haberini bir 18 günde verdiler. Cesedin nerede olduğunu açıklamaları da sanırım bir 18 günü bulur.
---Ne yapmak istiyor bunlar? Dünyayla dalga geçiyor olmalılar. Aymazlığın böylesi! Yahu ceset nereye gider?
---Dedim ya işin ucunda arbede var. Arbede deyip geçme! Hem ölüm var hem de cesedinin kaybolması.
---Arbede?
---Evet arbede! Basite alma arbedeyi. Hem canından ediyor, hem de cesedin uçup gidiyor, sırra kadem basıyorsun. Sana dedim hayırlı ölüm diye. Ama sen ne fark eder ben öldükten sonra şu ya da bu şekilde ölmem dedin durdun. Al sana ölüm.
---Haklısın! Allah’tan hayırlı ölüm istemek lazım tıpkı hayırlı ömür istediğimiz gibi. Özellikle arbedesiz ölüm istemek lazım.
---Allah kimseye böyle acılar vermesin! Böyle devletlerin de vatandaşı etmesin!

** 21/11/2018 tarihinde Kahta Söz'de yayımlanmıştır.

Ürküttüğümüz Kurbağaya Değse Bari!

İnsanın iki tür kaderi var: Kendi eliyle yapıp ettiği kaderi, diğeri de kendi iradesiyle dışında oluşan kaderi. Hangi anne ve babadan doğacağım, rengimin ne olacağı, hangi millet ve milliyetten olacağım benim iradem dışında gelişen bir kaderimdir.

Türkiye sınırları içerisinde Ahmet ile Hatice'den doğan ben, Türkoğlu Türküm. Aslımı asla inkar etmem. Zaten aslını inkar eden haram zadedir. Türk olduğumu söylemekten asla gocunmam. Mazlumların sesi olacak, ülkeme ve dünyaya adalet başta olmak üzere tüm insani ve ahlaki ilkelerde öncü olacak güçlü bir devletim olsun isterim. Ülkemin ve milletimin kalkınması için elimden gelen gayreti göstermeye çalışırım. Bu yönümle kendimi milliyetçi görürüm. Türk olmam benim için ne bir övünç kaynağıdır ne de yergi sebebidir. Bir başkasını da ırkından dolayı yermem. Kendi ırkımı veya bir başka ırkı yekdiğerine üstün görmem. Çünkü milliyetim benim irademle oluşmuş değildir. Allah vergisidir. Pekâlâ, başkalarını Arap, İngiliz, Ermeni, Rum, Kürt, Çingene vs bir başka ırktan yarattığı gibi beni de bir başka ırktan var edebilirdi. Rab Teala farklı kavimlerden yaratılmamızı birbirimizle tanışmamız için olduğunu, Allah katında esas üstünlüğün sorumluluk bilinciyle oluşacağını Hücurat süresinde açıklar.

Bu kısa açıklamadan sonra konuyu Andımıza getirmek istiyorum. Malumunuz ilk ve ortaokullarda derse girmeden önce öğrenciler tarafından okunan Andımız beş sene öncesinde Yönetmelikten çıkarılmıştı. Danıştay 8.Dairesi kaldırılan bu madde hakkında iptal kararı verince bu karar üzerinden son günlerde Andımız okunsun/okunmasın tartışması başladı. Anladığım MEB farklı bir düzenleme yapmaz ise Andımız yeniden okunmaya başlanacak.

Burada Andımız'ın kaldırılması yanlıştı, Danıştay'ın verdiği iptal kararı yerinde ve okunması gerekir tartışmalarına girecek değilim. Andımız -okunur veya okunmaz- içeriğinde tüm halkımızda olması gereken güzel değerler var: Doğruluk, çalışkanlık... yurdumu, milletimi özümden çok sevmek, yükselmek, gibi. Bunlar her hâlükârda çocuklarımıza işlenmesi gerekir. Fakat metnin içerisinde -olmayan- birlik ve beraberliğimize halel getirecek -olmayan- barış ortamına zarar verebilecek kelime veya yargılar var. Mesela “Türküm…Ne mutlu Türküm diyene!” gibi.

Aranızdan ne var bunda? Biz Türk değil miyiz? Türklüğümüzden utanacak mıyız? Göğsümüzü gere gere “Ne Mutlu Türküm diyene” diyemeyecek miyiz gibi eleştiri getirecekler çıkacaktır. Andımızdaki bu ibareleri gören bazı kimseler şimdiden “Ne mutlu Müslümanım diyene demeye başladı bile! Haydi bunu da geçtim, Türkiye tamamen Türklerden oluşmuyor. İçimizde Suriyeli var, yüzyıllardır bizimle birlikte yaşayan Kürtler var, Afgan var, Somalili vs var. Bunların okulları ayrı değil, hepsi Türklerle beraber aynı okullarda okuyor. Sınıflarımızda farklı ırklarda çocuklar eğitim ve öğretim görüyor. Andımızı söylerken Türk olmayan kişiler “Türküm” diye başlayacak, “Ne mutlu Türküm diyene” diye bitirecek. Bunları kenara alıp siz söylemeyeceksiniz, zira siz Türk değilsiniz mi diyeceğiz? Haydi söylediler. Bu söyleyiş içten olacak mı? Arkadaşlarının içinde bunlar kendilerini dışlanmış hissetmeyecekler mi? Söylemeleri konusunda kendilerine baskı yapılmayacak mı?

“Burada kastedilen Türk bir ırkı ifade etmiyor, vatandaşlık kastediyor” denebilir. Biz böyle desek de bunu bu şekilde olduğunu kabul etmeyen ve bizi asimile edecekler diyen milyonlar var bu ülkede. Bana göre bu sözler pamuk ipliğine bağlı birlik ve beraberliğimize katkı sağlamaz. Ürküteceğimiz kurbağaya değmez. Ayrıca burada maksat çocuklarımıza güzel değer ve ilkeleri aşılamak ise bunu başka türlü yapalım derim. Sonra bu değerlere sadece çocukların değil hepimizin ihtiyacı var. Eğer bu değerler okumakla kazandırılacaksa bunu tüm kamu-özel her kurum ve kuruluşta günlük büyüklerimiz de söylemelidir. Söylemekle kalmayalım, hayatımızın her safhasında bunu uygulayalım.