18 Ekim 2018 Perşembe

Ölümlerden Ölüm Beğenmeye Var mısın? ***

—Azizim! Bana eşlik eder misin?
—Olur, seninle her yere gelirim. Nereye gidiyoruz?
—Suud Konsolosluğuna.
—Ağzını hayır aç! Ne işin var orada?
—Bir pasaport işim vardı da.
—Bence gitme oraya.
—Niye ki? Gelmezsen ben kendim giderim.
—Eceline susamış olmalısın!
—Ne ecelinden bahsediyorsun sen? Alt tarafı bir pasaport işi!
—Sürekli gidiyorsun o zaman.
—Ne süreklisi? Doğup büyüdüğüm memleketimi terk eder miyim? Bir Suud'a gidip gelmek niyetim.
—Niyetini gözden geçir!
—Niyeymiş o?
—Çünkü gidişin veya girişin olur ama çıkışın olmaz oradan.
—Savaşa gitmiyorum. Vize işim var sadece. Sonra konsolosluklar en güvenilir yerler.
—Haklısın ama gitmeyi göze aldığın yer Suud Konsolosluğu. Sana orada verseler verseler ahiret bileti verirler.
—Yahu manalı manalı konuşma! Geliyor musun gelmiyor musun?
—Senin için çiğ tavuğu bile yerim ama ben canımı yolda bulmadım.
—Ağzını hayır aç. Bu işin sonunda ölüm var gibi konuşuyorsun.
—Gibisi fazla! Ölüm var. Ama ölümün ötesinde daha vahim bir durum var?
—Ne?
—Ölümlerden ölüm beğeniyorsun. Daha doğrusu onlar seçiyor. Kim vurduya gidiyorsun. Ne şekilde, kim tarafından, nasıl öldürüleceğin sır gibi saklanır orada. Şeytanın aklına gelmez başına gelecek olanı. Haydi ölümü göze aldın gittin diyelim. Bir iyi yönleri var. Cesedin de sır oluyor. Yani temiz iş yapıyorlar.
—Haydi öldürdüler diyelim. Cesedi ne yapacaklar? Bunlar yamyam mı?
—Burası da muamma! Yiyorlar mı, et makinesinde çekiyorlar mı, asit marifetiyle cesedini eritiyorlar mı bilmiyorum. Dedim ya temiz iş yapıyorlar. Geride kalan sevenlerin için teçhiz, tekfin ve defin işi bile bırakmıyorlar. Ailen mezar taşı yaptırmak için masraf etmeyecek. Çünkü mezarın olmayacak. Yok edildikten sonra mezarı olmayan ikinci kişi olarak tarihe geçeceksin.
—Kabile devleti mi burası?
—Keşke kabile bari olabilselerdi! Kabile devletinden daha beter! Çöl kanunu geçerli orada diyeceğim ama çölün bile bir raconu olur. Olsa olsa sırtını petrole dayamış, defalarca Kabe duvarına işemiş, şımarık bedevi olabilirler.
—Allah ıslah etsin, yaptıklarından bin beter yapsın onları.
—Hala gitmeyi düşünüyor musun oraya?
—Deli miyim ben? Ne işim var orada? Pasaport da kalsın, vize de. Eğer bunların devlet yönetimi bu ise alsınlar o devleti başlarına çalsınlar!

*** 22/10/2018 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

17 Ekim 2018 Çarşamba

Kendilerinin Yaptırdığı Yerleri Yıkmış! *


Türkiye birkaç gündür Aydın’ın Karpuzlu ilçesinde bir camide üç yıl görev yaptıktan sonra oturduğu lojmanı balyozla yıkan imamı konuşuyor. Aydın il Müftülüğünün adı geçen imamla ilgili soruşturma açtığı belirtiliyor. Gazetelerde bu olay “İmamın öfkesi herkesi şaşırttı” başlığıyla verildi.

Bu olayla ilgili gazetelerin yazdıklarından edindiğim lojmanın her tarafı yıkılmamış. İmam lojmana oturmaya başladıktan sonra ilave olarak yaptırdığı tuvalet, banyo, lavabo ve kömürlük kısmı yıkılan yerler.

Olayla ilgili Köyün Muhtarı “Kaldığı üç yıl boyunca imamdan bir kuruş kira istemediklerini, imamın da vermediğini, imamın yaptığı bu eylemin tüm imamlara mal edilemeyeceğini” açıklamış. Tartışmalar üzerine İmamın oğlu, “Babasına iftira atıldığını, yıkılan yerleri kendisinin yıktığını, babasının bunları yapacak biri olmadığını, yıktığı yerlerin kendilerinin yaptırdığı yerler olduğunu, bu yaptıklarından dolayı da pişmanlık duyduğunu, cezası ne ise çekmeye razı olduğunu” ifade etmiş.

Anladığım kadarıyla aynı yerde üç yıl görev yapan görevli, tayininin çıkmasından/çıkarılmasından memnun olmamış ve bu durumu kendine yedirememiş olmalı ki öfke bu nahoş duruma sebebiyet vermiş. Lojmanı yıkan baba mı yoksa oğul mu onu da zaman gösterecek. Ama kim yıkarsa yıksın garip bir durum var orta yerde. Olayı daha da garipleştiren lojmanın tamamı değil de kendisinin sonradan yaptığı veya yaptırdığı yerlerin yıkılmış olması. Burada bir bilinçaltı durumu söz konusu.  “Mademki siz benim tayinimi çıkarttınız. Yaptığım yerleri kimseye yar etmem. Ben de yıkarım” demektir bunun anlamı. Lojmanı tümden yıksa sinir boşalması var. Beklemediği bir durumda tayininin çıkarılmasını hazmedememiş, eline balyozu almış ve ne yaptığını bilmez bir şekilde önüne gelen yere vurmuş diyeceğim. Ama burada bir plan ve hazmedememe durumu seziyorum ben.

Bu bireysel lojman yıkma olayını “bireysel” deyip işi sadece adli bir vaka olarak görmemek lazım. Bence bir tayin işini lojman yıkmaya götüren sebepleri masaya yatırmakta fayda var.

Bu ülkede polis, asker gibi belli bir çalışanın dışında atanan kimseler atandığı yere “Canım istediği müddetçe ben burada görev yaparım” düşüncesiyle atanıyor. Çünkü kimseye “Bu atandığınız yere şu kadar yıllığına atandınız” denmiyor daha işin başında. Kanaatimce devlete memur, işçi, alt ve üst yönetici olarak atanan kimse atandığı yere kaç yıllığına atandığını ve süresi dolduğu zaman bir başka yere gideceğini işin başında bilmelidir. Bu durum çalışanlar arasında bir sirkülasyon sağlayacaktır. Çalışan değişik ortamlarda çalışmak suretiyle kendini yenileyecektir. Kurumlara taze kan gelecektir. Görevini hakkıyla yapan arda kalanlar tarafından sürekli hayırla yad edilirken bulunduğu yerde bir katma değer üretemeyen ve uyum sağlayamayan kimse bir başka yere nakil gidince geride kalanlar “Şükür kurtulduk” diyebilecektir.

Şimdi şöyle bir soru soralım: Lojmanı yıktığı söylenen imam, atandığı cami ve lojmanında yolcu olduğunu bilse öfke patlaması yaşar mıydı? Burada sorulması gereken başka sorular da daha var: Bu görevliye oturduğu lojman niçin bedava? Görevli burada görev yaptığından dolayı maaş almıyor mu? Bu işi meccanen mi yapıyor? Yoksa ağaya beleş meselesi mi? Sayfamı doldurduğum için niçin beleş olduğuna varın siz kafa yorun!

* 19/10/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


15 Ekim 2018 Pazartesi

“Çok Kıskanılan Meslek Grubu” ***


Star TV’de “Eyvah Düşüyorum” başlıklı bir yarışma programı varmış. Varmış diyorum, çünkü izlemedim. İzlemediğim gibi böyle bir yarışmadan da haberim yoktu. Haberim olsa da bu şekil profili düşük programları izlemeyi düşünmem. Bu programda yarışmacıya sunucu Yazın üç ay tatil yapıp, bir de üstüne maaş aldığı için çok kıskanılan meslek grubu?” sorusu yöneltiyor. Yarışmacımız 30 saniyelik süre içerisinde bu sorunun cevabının “Öğretmenler” olduğunu söyleyerek tam puan alıyor. Seyirciler öyle zannediyorum hem bu soruya hem de verilen cevaba bir iyi gülmüşlerdir. Bunca derdin arasında Star TV’yi izleyen ve programda izleyici olarak yer alan kesimi bir nebze de olsa güldürüp mutlu edebilmişse ne mutlu öğretmen camiasına. Okullarda çocuklarının mutluluğu ve başarısı için çabalayan öğretmen, ekranlarda da anne-babaları ve toplumu eğlendirebiliyorsa helal olsun demek lazım! Her ne kadar tüm mutluluk öğretmenin mutsuzluğu üzerine kurulmuş olsa da önemli olan müşteri memnuniyetidir. Zira müşteri daima haklıdır.

Yarışmada sorulan bu soruya sosyal medya üzerinden öğretmen kesimi büyük bir tepki göstermiş olmalı ki Star TV “Eyvah Düşüyorum” yarışmasında sorulan soru ile üzdüğümüz bütün değerli öğretmenlerimizden özür dileriz. Saygılarımla, şeklinde bir özür açıklaması yapmış. Eksik olmasın! Özrü kabahatinden büyük diyeceğim ama bu işte adı geçen TV’nin ve yarışmaya soru hazırlayan ve yarışmada sunuculuk yapan kimselerin ve yarışmada doğru cevabı veren yarışmacının bir suçu yok.  Çünkü toplumda var olan bir algıdır bu. Siyasetçisinden esnafına toplumun her kesiminde “Öğretmenlerin 3 ay (bazıları bunu dört aya çıkarır) tatil yaptıklarını, doğru dürüst derse girmediklerini, yarım gün okula gittiklerini, bazı günler derslerinin olmadığını, 15 tatili yaptıklarını, kar tatilinde okula gitmediklerini, her bayram tatil yaptıklarını, çalışmadıkları halde maaş almaya devam ettiklerini, bir de bir şey yapmış gibi üzerine ek ders ve eğitim ve öğretim ödeneği adı altında para aldıklarını” anlatan bir kesim var. Bu konu işlene işlene herkeste öğretmenlik yan gelip yan yatılan bir meslek olduğu anlayışı hakim oldu.

Kıskanan kıskanana! Buradan söyleyeyim kıskananlar çatlasın. Keşke çatlamakla kalsalar! Bu algı üzerinden çocuklarını emanet ettikleri öğretmene vurdukça öğretmenin itibarını düşürdükçe sonunda ağlayacak olanların kendileri olduklarını bilmeyecek kadar da bir o kadar zavallılar. Kıskanırken de gülsün herkes. Ama sonunda ağlamaya hazır olsunlar. Başta çocuğun gözünde olmak üzere toplum nezdinde itibarı sıfırlanan bir öğretmen ağzıyla kuş tutsa da kimseye faydalı olamaz. Çünkü çocuk bile “Bu öğretmenler zaten böyle” der geçer gider. Anne babanın ve toplumun kahir ekseriyetinin saygı duymadığı bir meslek grubuna çocukları da saygı duymaz. Sonra da muteber olmayan bir meslek grubundan çocuklarına fayda beklesin herkes. Bekleyin! Ancak avucunuzu yalarsınız. Çünkü itibarı sıfırlanan bir kesimin kimseye verebileceği bir şey olamaz. Çünkü alıcısı olmaz.

Burada öğretmenler çok tatil yapıyor, hak etmeden çok maaş alıyor veya başka ülkelerde öğretmen ne kadar tatil yapıyor veya ne kadar maaş alıyor konularına girmeyeceğim. Ama biraz yazı okur ve istatistiklere bakarsanız OECD ülkelerinde görev yapan öğretmenler arasında 35 ülke içerisinde Türkiye’deki öğretmenler 2017 rakamlarına göre 30.sırada maaş alıyor. Tatil meselesine gelince yine OECD ortalamasına göre öğretmelerin tatil ortalaması 10-13 hafta iken Türkiye’deki öğretmenler yaz tatilinde 8, sömestr tatilinde 2 hafta olmak üzere yani toplam 10 hafta tatil yapmaktadır.

Haydi algılarımızdan kurtulamadık. Diyelim ki bizim öğretmenler daha fazla tatil yapıyor. Merak ediyorum fazla tatilin müsebbibi öğretmenler mi? Devlet 12 ay çalışacaksınız dedi de öğretmenler yeniçeri gibi istemezük deyip eylem mi yaptı? Biz okula gitmeyiz mi dedi? Öğretmenler; yarım değil, normal değil, tam gün okulda olacaklar dendi de öğretmenler biz yarım gün çalışırız mı dedi? Haydi öğretmenler 12 ay çalışacak, tatil falan yok kuralı kondu. Pekala siz çocuklarınızı yıl boyu okula gönderebilecek misiniz? (Sözüm kıskananlara tabi)

Öğretmenin tatilini diline dolayanlar niçin başka meslek gruplarını görmezler? Herkesin gücü vurun abalıya denerek öğretmenlere mi yetiyor? Sahi bu ülkede milletvekilleri ne kadar tatil yapıyor? Hiç düşündünüz mü? Eğer unutmadıysanız Meclis 24 Haziran seçimlerine gitmeden iki ay önce tatile girdi, seçim sonuçları açıklandıktan sonra Meclise gelip yemin etti, ardından 01 Ekim’e kadar tekrar tatil yaptılar. Bugüne kadar sizden biri (sözüm öğretmenin tatilini diline dolayanlara) Vekiller çok tatil yapıyor dedi mi? Ya da ben hariç bir öğretmenin ağzından “Bu vekiller de çok tatil yapıyor, onları kıskanıyorum” sözünü duydunuz mu? Duymazsınız. Bize ne sonra? Her meslek grubunun çalışma şartları farklıdır.

Madem bu öğretmenlik kıskanılacak bir meslek! Çalışıp öğretmen olaydınız breler! Elinizden alan mı vardı? Yoksa siz de “Benim puanım öğretmenliğe yetiyordu, ben tercih etmedim diyenlerden misiniz? Unutmayın, kaçan balık büyük olur. Keşke öğretmen olaydınız da en azından bugünkü öğretmenlerin elinden çocuklarınızı almış ve adam gibi çocuklarınızı yetiştirmiş olurdunuz Üstüne üstlük üç bilemedin dört ay tatil yapıp yan gelir yan yatar, üstelik bir de maaş alırdınız… Vah yazık gerçekten! Siz öğretmen olmayacaksanız bugünkü öğretmenler üç ay tatil yapıp yan gelip yan yatacak ve maaşlarını da alacaklar. Bu durumda siz de kıskanmaya devam edeceksiniz. İster çatlayın, ister patlayın! Var mı bunun ötesi?

Not: 16.10.2018 tarihinde pusulahaber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.