15 Ekim 2018 Pazartesi

Tek Aday ve Tek Listenin Oylandığı Seçimler *


Pazar akşamına doğru hem avukat hem de öğretim görevlisi olarak görev yapan komşumu gördüm. Ayaküstü biraz lafladık. Hal-hatırdan sonra BARO seçimleri vardı. Onun için geldim dedi. İyi hoş geldiniz, sonuç ne oldu dedim. Sonuç belli değil, halen sayım devam ediyor dedi. Ta il dışından gelip oy verdiğinize göre birden fazla aday olmalı. Haliyle çekişme de vardır dedim. Olmaz mı? Her görüşün adayı var dedi. Hayırlı olsun sonuçlar dedim ayrıldım.

Ayrılırken avukatın yüzüne baktım. Yüzünde bir merak, bir heyecan ve bir beklenti vardı. Neden olmasın ki? Sonuçta destek verdiği aday kazanır veya kazanamaz. Seçim bu ne de olsa. Öyle zannediyorum katılım da yüksektir bol adaylı bu seçimde. Zaten olması gereken de bu. Birden fazla aday yarışmayınca bu işin heyecanı olmaz.

Aynı haftanın cumartesisinde bir STK'nın ilçe seçimleri oldu. Sonucu kimse merak etmedi. Çünkü tek liste yarıştı çoğu ilçelerde. Birden fazla listenin yarıştığı ilçelerde katılım biraz olurken çoğu ilçelerde katılım yüzde 25-30 civarlarında olmuş sosyal medyadaki yorumlardan anladığım kadarıyla. Sonucu belli listeye oy vermek için kim gelsin? Nasılsa tek liste var orta yerde. Haliyle tek liste yarışınca sonucu belli seçimin sonucunu kimse merak etmedi, heyecan da duymadı. Niye duysun ki?

Tek listenin oylandığı seçimleri ben Ortadoğu ülkelerinin bazılarında olan sözde seçimlere benzetirim. Buralarda baştaki kral yasa gereği zorunlu seçimlere gider. Halk oy verir. Kralın sonuçlardan hiç endişesi olmaz. Zira kazanacağı kesindir. Çünkü karşısında rakibi yok. Bu seçimlere katılım fazla olmasa da katılanların verdiği oyla kral yüzde 95’lik bir oranla güven tazeler. Sonuçtan halk ve oy verenler memnun olmasa da kralın dediği olur ve kral demokrasiyi bitmez tükenmez emellerine alet eder. İşte bu tür yerlerde yapılan seçimlerde de  katılım fazla olmaz, heyecan olmaz. Bu yüzden sonucu da kimse merak etmez.

İçinizden başka aday yoksa mecburen tek liste oylanacak. İsteyen herkes aday olabilir ve liste hazırlayabilir. Buna bir engel yoktur diyebilirsiniz. Tespitiniz doğru. Çünkü seçimlerde mevcut yönetime karşı alternatif bir liste çıkarmada mevzuatta bir engel yok. Burada önemli olan karşılarına rakip ya da rakiplerin çıktığın yönetimin tavrı. Pekala seni dışlayabilir, belden aşağı vurabilir. Seni bölücü olarak lanse edebilir. Haydi tüm bunları göze alarak aday oldun diyelim. Kazanma şansın pek olmaz. Çünkü mevcut yönetimle eşit şartlarda yarışma imkanın yoktur. Eski yönetim kaybetmeyecek şekilde sistemini kurar. Haydi buna da eyvallah diyelim. Seçimi kaybettikten sonra dışlanma, baskı, görmezden gelinme vb. her türlü durumla karşılaşman mukadderdir. Görüldüğü gibi bazı yerlerde aday olmak bir dert, adaylık süresini yönetmek bir dert, kaybetmek ayrı bir derttir. Kaybettikten sonra işin gücün yoksa camian tarafından sürekli yok kabul edilme ve vebalı görülme durumun da olabilir. Bu demektir ki ağrımaz başını ağrıtacaksın.

Yönetimin yüzü eskimesine, sürekli kendisini tekrar etmeye başlamasına, başarısız olduğu ayan-beyan belli olmasına rağmen bir STK'da değişim rüzgarları esmiyor, alternatif liste çıkmıyorsa kimse kusura bakmasın böylesi yerlerde demokrasi bir numara büyüktür. Böylesi yerlerde insanlar yıldırılmış olmalı ki aday çıkmıyor. Yasa gereği oylanan tek listeyi oylamaya da çoğunluk gelmiyor. Nasılsa sadece listedeki adayların kendileri kendi kendilerine oy verse seçilecekler. Zaten durum da bundan farklı değil. 

Hasılı körler ve sağırlar birbirini ağırlayarak birbirlerini beslemeye devam eder. Bu da onlara yeter zaten. Katılım olmuş veya olmamış önemli değil. Nasılsa koltuk baki! Ne diyelim? Hayırlı olsun böylesi seçimler! Allah istikrar abidesi bu kişileri başımızdan eksik etmesin. Onlar olmasa üyeler ne yapar sonra? 

Not: Sözüm meclisten dışarı. Yazımdan tek adayın yarıştığı her yer aynıdır anlamı çıkmasın. Çıkan alternatif listeye centilmence yaklaşan nice yönetimler vardır. Allah sayılarını artırsın.



* 17/10/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


14 Ekim 2018 Pazar

"Doğru insan aramak yerine doğru insan olmak" *

Alişan Kapaklıkaya bir konuşmasında "Doğru insan aramak yerine doğru insan olmak" şeklinde bir cümle kullandı. Cümleyi duyar duymaz işte sıkıntılarımızın temeli dedim kendi kendime.

Niçin sıkıntıların temeli? Çünkü her birimiz bıkıp usanmadan hep doğru, güvenilir, işinin ehli kişiler arıyoruz. Doğru insan aramaktan bitip tükendik ama pes etmedik hala. Sürekli bir arayış içerisindeyiz. Almışız elimize projektörü… durmadan arıyoruz. Hepimiz neler aramıyoruz ki! Veli ve öğrenci iyi öğretmen, iyi okul ararken öğretmen iyi veli, iyi öğrenci, iyi müdür, iyi bakan arıyor; müdür de iyi veli, iyi öğrenci, iyi öğretmen arıyor. Esnaf iyi müşteri,  müşteri ise iyi ve güvenilir esnaf arıyor. Patron iyi işçiler ararken işçiler de iyi bir patron arıyor. Kiracı iyi bir ev sahibi, ev sahibi de iyi bir kiracı arıyor. Arıyor oğlu arıyoruz! Verdiğim örnekleri çoğaltabilir, hayatın her alanına bu arayışı teşmil edebiliriz.

Aslında arayışımız doğru. Üstelik fazla bir şey de aramıyoruz. Sadece görmek ve bulmak istediğimiz; işimizi, çocuğumuzu, kendimizi ve her şeyimizi teslim edeceğimiz doğru insana ulaşmak. Buna hakkımız var mı? Var elbet! Bundan doğal ne olabilir ki? Fakat bu arama işinde aradığımızı bulmak için projektörü hep karşı tarafa tutuyoruz. Nedense hiç kendimize doğrultmuyoruz bu projektörü. Belki de bu iş için projektörü ilk tutacağımız kişi kendimiz olmalıydı. Tıpkı iğne ile çuvaldız gibi. Önce iğneyi kendimize batıracağız ki ardından çuvaldızı başkasına batıralım.

Her işte doğru arayan ben; işimde, gündelik hayatta ve insanlar arası ilişkilerde ne kadar doğruyum? Hep doğru insan arayışı içerisine giren bir insan, bu işe kalkışmadan önce kendisini sorgulasa doğruluğuna engel olan davranışlarını törpülese doğru insanın olması gerektiği gibi bir yaşantı içerisine girse bunu hepimiz yapsak hepimiz doğru birer kişi oluruz ki ömrümüzün geri kalan kısmında doğru adam aramaya gerek duymayız. Çünkü maksat hasıl olmuş ve doğru insanı bulmuşuz demektir.

Hangi işte olursa olsun her şeyden önce ben, kendi yaptıklarımdan ve yapacaklarımdan sorumluyum. Doğruluk arayışında kendimizi temize çıkararak doğru insan aramayı ben maalesef çok dürüstçe bulmuyorum. Bizim bu durumumuz minderden kaçan güreşçiye benzer. Üstelik beyhude bir çabadır bu. Çünkü Allah bu konuda: “Bir topluluk kendini değiştirmediği müddetçe Allah hiçbir topluluğu değiştirmez” buyurarak genel ilkeyi koymuştur. Ben değişeceğim ki toplum değişsin. Toplumun değişmesinde öncelik bireylerin değişmesidir. Bireyler değişmedikçe hiçbir toplum değişmez. Çünkü toplum bireylerden oluşur. Ben sahtekar olacağım, toplum düzgün! Var mı öyle üç kuruşa beş köfte? Dünyanın doğasına aykırı bir defa bu!


Hepimiz kendi evimizin önünü süpürerek başlayabiliriz bu işe. Yoksa umutsuz vaka olarak arar arar, havamızı alırız. Yine doğru insan aramaya devam edelim ama ararken “Ben ne kadar doğruyum” diyelim ve kendimize çekidüzen verelim derim. Yine Allah “Sen doğru yolda olursan, başkalarının sapıklığı sana zarar veremez” buyurur. Başka söze ne hacet! Haydi önce kendimize bakalım, eğer ihtiyaç kalırsa sonra doğru insan arayışına girelim.

* 26/10/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Devlet Yönetmek Çetrefilli Bir İş Olmalı! ***

Hangi alanda olursa olsun yönetim zor zanaat olsa gerektir. Her şeyden önce sorumluluk gerektiren bir iştir. Sorumlu olmak başlı başına bir meseledir. Biz ev yönetirken bile zaman zaman ikilem içerisinde kalır, ne yapacağımızı şaşırırız. Biz ev işlerini idare etme işinde zorlanırken özel veya kamu kurum ve kuruluşunu yönetmek, onlarca binlerce çalışanı idare etmek de zor olsa gerek. Bunların ötesinde hükümet olmak ve ülkeyi yönetmek herhalde daha bir zordur.

Ülkeyi yönetmek demek devletin tüm imkanları emrinde ama ülkenin tüm sorunları da kucağında demektir. Yurdun her türlü sorunlarını çözmek için uğraşacaksın. Sadece ülkeyi yönetmek olsa zor ama eh diyeceğim. Bu işin bir de yurtdışı ayağı var. Çünkü ülkeyi yönetmek uluslararası ilişkileri de hesaba katmak demektir. Devletlerarası ilişkilerde tökezlememek için kılı kırk yarmak gerekiyor. Çünkü kurtlar sofrasındasın. Her şey çıkar ilişkisine bağlı. Senin iyi bir yönetici olman bir şey ifade etmiyor. Karşı tarafı da göz önünde bulundurman, hesap-kitap yapman gerekiyor. Kolay mı bu? İş çıkarsız bir ilişki olsa bunun da altından kalkılır diyeceğim. Ama işin içine Bizans oyunları gibi değişik ayak oyunları giriyorsa oyun içinde oyun varsa ne yapacaksın? Bu durumda senin çok doğru olman, doğru siyaset izlemek istemen bir şey ifade eder mi? Maalesef günümüz dünyasında ayakta kalmak için doğru ve insan merkezli bir siyaset ancak bir yere kadar işe yarıyor.

Anlatmak istediğim devlet yönetmek çok çetrefilli bir iştir. Hele Türkiye gibi bir yerde yaşıyor ve o ülkeyi yönetmeye talip olmuşsan vah ki vah! Çünkü çevresi düşmanla dolu bu ülkenin. Hafif bir sendelemende üzerine çullanıp akbabalar gibi üzerine üşüşecekler çok. Durumumuz bu maalesef.

Bu durumda oturup ne olacak bu halimiz deyip karalar bağlamayacağız. Elbette devleti yönetenler inisiyatif alacak, bazı kararlar alacak. Çıkar ilişkisine bağlı bu dünyada zaman zaman kazan-kazan politikası izleyecek, bazen taviz verecek, bazen kaybedecek, bazen de kazanacak. Tüm bunları bu ülkeyi yönetenlerin fazlasıyla yaptığını ve yapmaya devam ettiğini düşünüyorum.

Ülkeyi yönetenlerin hem ülke içinde hem de ülke dışında yaptığı bazı icraatlar, aldığı bazı kararlar vardır ki milletçe göğsümüzü kabartmakta. Çünkü açık, anlaşılır ve olması gereken. Ama bazı alınan/verilen kararlar vardır ki -belki de devlet yönetiminde olmadığımızdandır- anlayamıyor, niçin böyle oldu diye sorguluyor hatta üzülüyoruz. Karar içimize sinmedi diyoruz. İçimize sinmeyen durumlar için bir kısım “Her şerde bir hayır vardır,” bekleyip görelim derken bir kesim ülkeyi yönetenleri yerden yere vuruyor. Bu durum insanımızı ikiye bölmekle birlikte olumsuz algıların yerleşmesine de sebebiyet vermektedir.

Ülkeyi yönetenlerden istediğimiz içimize sinmeyen durumların izahının bir güzel yapılmasıdır. Çünkü ikna ve izah edilemeyen doğrular siyasette doğru değildir, aleyhte kullanılır. Devletlerarası ilişkilerde bir açık bir de gizli anlaşmalar olur. Burada gizli anlaşmalar halka açıklansın demiyorum. Devleti yönetenler bunu açıklayamaz. Çünkü adı üzerinde gizlidir. Pekala bu işin için gazetecilerden yararlanılabilir. Gazeteci köşesinde olayın geri planını kendi yorumlarını da katarak ele alabilir, kendi görüşü olarak kamuoyunu bilgilendirebilir, böylece yanlış algıların önüne bir nebze de olsa geçilmiş olur. Vatandaşın doğru bilgilendirilmeye hakkı olduğunu düşünüyorum.

***18/10/2018 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.