10 Ekim 2018 Çarşamba

Sendika Yönetimlerine Talip Olanlara... ***

Sendika yönetimine talip olup kazananların ilk yapacakları iş sendika ile üyeler arasında aidiyet duygusunu geliştirmek olmalıdır. Çünkü gördüğüm en büyük eksiklik budur. Bunun için;
1. Seçimden seçime değil, bir plan dâhilinde üye ziyaretleri yapmalıdır.
2. İşgal ettiği koltuğa çok zorunlu hallerde oturmalıdır. Haftanın belli günlerinde sürekli arazide olmalıdır. Koltuğa yapışıp kalmamalıdır.
3. Asli görev ve sendikal görevinin dışında tali bir görev üstlenmemelidir. Çünkü bir koltukta üç karpuz taşınmaz.
4. Üyelerini düğün, cenaze ve hastalık durumlarında ziyaret etmeli, derdi olanın derdiyle dertlenmelidir.
5. Herhangi bir yerde üyesiyle karşılaştığı zaman selam verip selam almalı, hal ve hatır sormalıdır.
6. Üyelerin her birine eşit mesafede yaklaşmalıdır.
7. Belli aralıklarla istişare toplantısı yapmalıdır. Bu toplantılarda sadece yönetimin kendisi değil, üyelere de söz hakkı verilmelidir.
8. Sendikadaki görevinin bir kısım üyelerine makam, mevki ve mansıp dağıtmak olmadığını bilmelidir.
9. Önemli karar almalarda üyelerini bilgilendirmelidir.
10. İletişime açık, eleştirilere karşı hoşgörülü olmalıdır.
11. Gelir ve gider konusunda üyelerine karşı şeffaf olmalıdır.
12. Sendikaya karşı mesafeli ve dargın olanları kazanmak için çaba sarf etmelidir.
13. Yeni üyeye “Değerli kardeşim! Seninle daha da güçlendik. Aramıza hoş geldin” şeklinde mesajlar göndermelidir.
14. Sendikadan herhangi bir nedenle ayrılan, ayrılmak isteyen üye ile iletişime geçip niçin ayrıldığını sormalıdır. Üyesini ayrılmaktan vazgeçiremez ise bile “Kardeşim! Sendikamızdan ayrılıyorsun ama bu kapı her zaman size açıktır. Bize üye olmasan bile herhangi bir mağduriyetinde her zaman için bizi destekçin bil” demelidir.
15. Herhangi bir yerde bir makam ve görev varsa yönetimde olanlar asla buralara göz dikmemeli, üyeleri arasından birini veya üye olmadığı halde ehil biri varsa onu tavsiye etmelidir. Kendisini layık görüyorsa sendikadaki görevini bırakıp geçmelidir.
16. Sendikal çalışmalarda yeni üyelerle birlikte güçlenmek önemlidir. Ama öncelik kemiyetten ziyade keyfiyet olmalıdır. Kendilerine işi düşen birine “Bizim sendikamıza üye olursan yardımcı oluruz” gibi bir telkin veya rica etme yoluna gitmemelidir.
17. Deruhte ettiği görevin kendilerine verilmiş bir emanet olduğunu bilmelidir. Zamanı geldiği zaman bayrağı kendisinden daha iyi yönetecek birine gönül rahatlığı içerisinde bırakabilmelidir. Mevcut yer ve statüsünün evladiyelik olduğunu düşünmemelidir. Heyecanı ve yapacak bir şeyi kalmadığı, kendi kendini tekrarlamaya başladığı an çekilmeyi bilmelidir.
18. Seçim dönemlerinde kendisinin karşısına “Biz daha iyi yöneteceğiz” diye çıkanları düşman bellememeli, onlarla centilmence mücadele etmelidir.
19. Üyelerinin yetenek ve birikimleriyle ilgili bir ajandası olmalı. Hangi üye hangi konuda yeterli ise ondan faydalanma yoluna gitmelidir.
20. Herhangi bir siyasi parti ile dirsek temasına girmemelidir. Siyasi partilerin doğrularına doğru, yanlışlarına da yanlış demeli. Sendikayı makam, mevki dağıtan atama merkezi gibi kullanmamalı. 10/10/2018

*** 18/10/2018 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

8 Ekim 2018 Pazartesi

Suç İşleyenleri Suudi Arabistan Konsolosluğuna Gönderelim *

Suudi Arabistan Veliahdı Prens Muhammed b.Selman’a muhalifliğiyle bilinen Suudlu gazeteci Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğuna girdikten sonra bir daha çıkışı olmadı. Suudi yetkililere göre Kaşıkçı Büyükelçiliğe geldikten sonra çıkıp gitti. Ama çıktığını ne gören var ne de kameralarda görüntüsünü. Günlerdir gizemini koruyan bu esrarengiz olay hala aydınlanmış değil. Kayıp gazetecinin öldürüldüğü söyleniyor.

Kaşıkçı’nın konsolosluğa gitmeden bir gün önce Suudi Arabistan’dan 15 kişilik bir timin geldiği, gazetecinin kaybolduğu haberleri ortaya çıkınca da bu timin tekrar Suudi Arabistan’a döndüğü yazılıp çiziliyor gazetelerde. Anlaşılan kayıp gazeteci söylendiğine göre hunharca öldürüldü. Ama orta yerde ceset yok.

Cinayeti Suud’dan uçakla gelen timin öldürdüğü ve cesedi de parçalayarak yanlarında götürdüğü gelen rivayetler arasında. Hem Suudlu hem de Türk yetkilileri tarafından resmi bir açıklama yapılmayınca kayıp gazeteci ile ilgili rivayetler orta yerde dolaşıyor.

Anladığım bu cinayet Suudi-Amerika yapımı bir organizasyona benziyor. Demek ki kalemi kırılan gazeteci konsoloslukta öldürülecek ve cesedi kim vurduya gidecek veya öldürülmeyecek; gelen 15 kişilik heyet onu canlı olarak ülke dışına kaçıracak. İyi de bunun için niçin Türkiye seçildi? Bu adam Amerikan Post gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor. ABD’de oturma izni varmış. Belki ülkesi Suudi Arabistan’a da gidip geliyordur. Bu esrarengiz olaya niçin Suudi Arabistan’da veya ABD’de başvurulmadı?

Konu Suudi Arabistan olunca her şey beklenir bunlardan. Kaç tane prensleri kaçırıldı, günlerce otellere kapatıldı. Lübnan Başbakanı Hariri Suudi Arabistan’da başbakanlıktan istifa ettiriliyor ve ülkesine 17 gün sonra dönebiliyor. Adamlar çöl iklimine uygun bir şekilde bu asırda bedevice yaşamaya devam ediyorlar. Ne kanun işler bunlar için, ne kural ne de nizam. Aynen çöl kanunu hakim.

Cinayet veya kaçırma işinde olay yeri olarak İstanbul seçilmesi manidar olmaya manidar. Bu iş için İstanbul seçildiğine göre altından ne Çapanoğlu çıkacak, belki de bu iş üzerimize ihale edilecek. Bunu da zaman gösterecek. Umarım gazeteci öldürülmemiş, kaçırılmıştır. İfadesi alındıktan sonra serbest bırakılır.

Şimdi gelelim bu şerden bir hayır çıkarmaya. Kaşıkçı olayını Türkiye’de suçluları terbiye etmek için kullanabiliriz. Sık sık suç işleyen veya suç işlediği halde kanun gereği “Adli Kontrol Şartı” ile serbest bırakılan kişilere “Bak bir daha uslu durmaz, suç işlemeye devam edersen bundan sonra seni Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğuna göndeririz” diyerek aba altından sopa gösterebiliriz. Bu tehdidin sürekli suç işleyenler nezdinde caydırıcı olacağını düşünüyorum. Çünkü kim ister Kaşıkçı’nın başına gelenin kendi başına gelmesini!

Bence bu yöntem denenmeye değer. Bakın bakalım ülkemizde suçlar azalır mı çoğalır mı? Kanaatimce ortalık süt liman olur. Biz de böylece rahat ederiz.

* 10/10/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

7 Ekim 2018 Pazar

10 Günde 10 Kıyafet

Kursun son gününde iki haftalık çalışmalarımızı bir dosyanın içine koyarak kurs hocamıza teslim etmek için çabalarken yanımdaki arkadaş, "Şu giydiğin pantolonu kaç gündür giyiyorsun. Bak hocamıza! Bir giydiğini bir daha giymedi. 10 günde 10 farklı kıyafet giydi geldi" dedi. 

Bir kendi pantolonuma baktım bir de hocamızın kıyafetine. Doğru söylüyordu kursiyer arkadaşım. Düşündüm hocamız her gün yeni bir kıyafetle gelmişti. Ben ise bulduğunu giyen ve kirlenmediği müddetçe de kolay kolay değiştirmeyen biriyim. İç çamaşır, çorap ve gömlek/penyeyi bir veya iki günde bir değiştiririm de iş pantolona gelince ortalama bir hafta giyerim. Giyerim ama giydiğime bakarım, ulu orta her yere oturmam. Bir banka veya sandalyeye oturacağımda temiz mi diye ilk önce elimde kontrol ederim. Tozlu ise ayakta durur, oturmam. Yere, taşa, betona, çime mümkün değil oturmam. Ayaklarıma kara sular iner, yine oturmam. Pantolonum kirleneceğine ayaklarım çeksin çileyi. Hocamızın maşallahı var! Sahneye inip çıkılırken herkesin ayağını bastığı yere hiç yabancılık çekmedi oturdu. Niye oturmasın ki nasılsa her gün elbisesini değiştiriyor. Benim gibi özen göstermesine gerek yok yani. 

Giydiğim pantolonu özene-bezene temiz giymeme rağmen eşim çoğu zaman pantolonunu yıkayayım der, çoğu zaman da benden habersiz makineye atar. Yeni bir pantolon giymek benim için bir işkence. Gardıroptan yeni bir pantolon bulacaksın, ardından kemeri takacaksın, diğer pantolondan çıkarılan para-pul, anahtar, cüzdan vs'i yeniden yerli yerince yerleştireceksin. Uzun iş yani. Üşengecim bu konuda anlayacağınız. Haydi pantolonu değiştirdik diyelim. İşin içinde bir de pantolona uygun gömlek veya penye giymem gerekiyormuş. Renkten, desenden, uyumdan anlamam ki! Ne bulursam giyerim. Giydikten sonra da iş bitmiyor ki! Az sonra hanım gelir, bu gömlek bu pantolona uymamış, şunu giy der. Aldım mı başına belayı! O tek tek iliklediğin düğmeleri yeniden çözeceksin, sonra uyan gömleği giyeceksin ve tekrar düğme ilikleyeceksin, ardından gömleğin uçlarını pantolona girdireceksin.  Uzun iş yani! Gördüğünüz gibi pantolon değişimi başlı başına bir dert benim için. 

Konumuz 10 günde 10 kıyafet değiştiren hocamızdı. Nedense kendimi anlatmaya döndü iş. Severim ne de olsa kendimden bahsetmeyi.

Gelelim hocamıza! Maşallah gardıropu epey zengin olmalı. Altlı üstlü birbirine uyumlu bir giydiğini bir daha giymediğine göre öyle zannediyorum tüm giyeceklerini  koymak için bir gardırop yetmez. Evinde birden fazla elbise dolabı olmalı. Bu demektir ki evi elbise mağazası. Biz kendisini 10 gün gördük. Durum aynen böyleydi. İyice kanaat getirdim ki bize  gün be gün gelse her güne yeni bir kıyafetle gelecek. Parası elbise almaya yeterli demek ki. Belki de yemiyor, içmiyor; durmadan elbiseye para veriyor. Keşke iş sadece elbiseyle kalsa! Bu işin bir de makyajı var. Her gün boyanacaksın.  Herhalde bu makyaj malzemeleri bedava değildir. Bitmedi, saçını yaptıracaksın. Modayı takip eden elbise, makyaj, saç yaptırma herhalde bunlar sudan ucuz değildir. Ayakkabısına bakmadım. Zira hep başına baktım. Kuvvetle muhtemel her gün giydiği kıyafete uygun olarak ayakkabısını da değiştirmiştir. 

Bir ona baktım bir de kendime. Dedim: Ramazan! Sen bedava yaşıyorsun. Herhalde sen o kadar elbise alsan evinin yolunu bulamazsın. 07.10.2018