1 Ekim 2018 Pazartesi

"Nesnel Bulgu İhtiyacı"


Almanya ile Türkiye cumhurbaşkanları ikili görüşme yaptıktan sonra düzenledikleri basın toplantısında toplantı ikili diyaloga sahne oluyor. Erdoğan "Aramızda suçluların iadesi anlaşması olmasına rağmen PKK ve FETÖ terör örgütlerine mensup suçluların Almanya tarafından iade edilmediğini" gündeme getiriyor. Merkel ise "Türkiye'nin savlarını ciddiye aldıklarını, PKK'yı terör örgütü kapsamında gördüklerini ama Gülen Hareketinin terör örgütü sayılabilmesi için daha çok bilgiye ihtiyaçlarının olduğunu, bunun için nesnel bulgular gerektiğini" söylüyor.

İkili diyalogda Merkel'in ağzından çıkan "nesnel bulgu" dikkatimi çekti. Kadıncağız Gülen Hareketini terör örgütü olarak görmüyormuş, nesnel bulgu istiyormuş., yani astar istiyor. Merak ediyorum Gülen'i ve ardından gidenleri terör örgütü olarak görmeleri için Gülen ve yandaşlarının daha ne yapması lazım? Merkel'e göre 250 kişiyi öldürmek terör örgütü olmak için yeterli değil mi? Daha kaç kişiyi öldürmesi gerekiyordu bu sinsi örgütün? En iyisi bize terörün ve terör örgütünün bir tanımlamasını yaparlarsa bizi de aydınlatmış olur Merkel ve onun gibi düşünen diğer ülkeler.

Terör örgütünden anladıkları "Dağda yaşar, vur-kaç taktiğiyle öldürür..." şeklinde ise doğrudur FETÖ bir terör örgütü değildir. Çünkü FETÖ dağda yaşamaz, şehir içinde yaşar, okumuş kesimlerden oluşur, devletin her kademesinde görev almıştır. Elinde silahı yoktur. Eğitim, basın, din ve ticaret alanlarında yaptıklarıyla tanınır. 

15 Temmuz darbe teşebbüsünde bu derviş görünümlü örgüt; eline silahı, tankı, uçağı almasa Merkel'in ve dünyanın bu örgütü anlaması zor diyeceğim. Ama canlı yayında atılan bombaları tüm dünya gördü. Darbe başarılı olmayınca bu örgütün beyin takımı bu ülkeyi terki diyar etti. Hepsi ya ABD'ye ya da Avrupa ülkelerine sığındı. Kendilerine sığınanlar terörist olmasa ülkelerini bırakıp niçin kaçsınlar? 15 Temmuz'dan beri bu örgüte mensup suç üstü yakalananların mahkeme tutanaklarında ifadeleri ve itirafları var. Tüm bunlar yeterli bilgi ve nesnel bulgu yerine geçmiyorsa ya Merkel'in ve onun gibi düşünenlerin anlayışında sıkıntı var, ya bu cani örgütün arkasında kendileri var, ya Gülen Hareketinin terör örgütü olduğunu dünyaya  anlatmada ülkemin yetkililerinin anlatma ve onları ikna etme sorunu var, ya da bu örgütün nabza göre şerbet veren, kendini olduğundan farklı gösteren ve herkesi ikna eden bir yönü var.

Gülen ve ardından giden, bugün kaçak durumunda olan, darbeye bilfiil katılmış olan beyin takımının 15 Temmuz itibariyle terör örgütü olduğunu anlayamıyorlarsa bu, anlamak istemedikleri içindir. Bunu da ancak hinliğinden yaparlar. Anlama problemi dışında yukarıda saydığım üç seçeneğin gerçeklik payı yüksektir. Çünkü bu örgütün arkasında tıpkı PKK'da olduğu gibi ABD ve Avrupa ülkeleri var, bu durumu yetkilerimizin doğru dürüst anlatabildiklerini düşünmüyorum. Yine bu örgüt, hin oğlu hindir. Rol yapmayı, sureti haktan görünmeyi iyi beceriyor. Maalesef biz bu örgütün ne menem bir şey olduğunu dışarıya anlatamadığımız gibi kendi içimizdeki birçok insanımıza da yeterince anlatabilmiş değiliz. Gerçi söz anlamak isteyene anlatılır. Adam anlamak istemiyorsa sivrisinek saz, anlamak istemeyene davul zurna az gelir. Ağzınla kuş tutsan da anlatamazsın.

Hasılı ABD ve Avrupa ülkeleri bu örgütü terör örgütü kapsamına alamazlar. Çünkü suç üstü yakalanmış ve kendilerini ele vermiş olurlar. Zira bu örgüt ABD'nin ve Avrupa'nın ta kendisidir. Garip olan bu örgütü bu ülkenin yargısı üç yıldır yargılıyor, cezalar veriyor, ama hala tam çözebilmiş değil. Allah beterinden saklasın. Bizi bir daha böyle belalarla imtihan etmesin.

30 Eylül 2018 Pazar

Ekonomiye Yabancı Danışman ***


Ekonomik darboğazdan kurtulmak amacıyla açıklanan Yeni Ekonomik Program(YEP) gereği kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi 20 Eylül itibariyle görevine başladı. Ofis’in görevi “önümüzdeki dönemde atılacak adımları ve tasarrufları takip etmek” şeklinde açıklandı. Bünyesinde 16 bakanlığın temsilcisinin olacağı Ofis, kurumlarda plan doğrultusunda atılacak adımları denetleme görevini yapacak. Ofis sayesinde 76 milyar liralık bir tasarrufun sağlanması hedeflenmektedir.


Tasarruf yapmak için bir ofise ihtiyaç var mıydı bilmiyorum. Bu Ofis tasarruf yaptırabilecek mi bundan da emin değilim. Çünkü çiçeği burnunda yeni kurulmuş bir yapı. İşlevini gördükçe faydalı olup olmayacağını göreceğiz. Devletin malını deniz gören öyle kurumlarımız vardır ki bunların kemerlerini sıkabilecek mi? Çünkü bu kurumlar bir babanın hayırsız evladı gibi kamu malını har vurup harman savurdu bugüne kadar. Kitabına uydurarak gerekli gereksiz icraat, faaliyet yapmaya alışmış bu kurumlarımız ayaklarını yorganlarına göre uzatıp bir hesap kitap yapabilecek mi? Ki bunlar israf etmeyi bugüne kadar bir alışkanlık haline getirdiler. Hepiniz biliyorsunuz ki alışmış kudurmuştan beterdir. Hasılı bu Ofis kimin, nereye, ne için harcayacağını denetleyecekse, ya da bu yaptığın gerekli mi diye bir hesap soracaksa savurgan kurumlarımızın işi yaş. Çünkü bu Ofis savurganların elini-kolunu bağlayacak. Temenni ederim ki bu Ofis başarılı olsun. Şayet başarılı olamazsa denetleme amacıyla bu Ofis’in bünyesinde istihdam edilecek kişilerin maaşları hazineye artı bir yük getirmiş olur.


Bence tasarruf yapmak için bir Ofis’e gerek yoktu. Sadece kamu adına iş yapanlara “Bu para benim param olsaydı bu parayı buraya yatırır mıydım” bilinci verilse yeterdi. Kendi parasını harcarken yoğurdu üfleyerek yiyenlerin iş devletin kasasına gelince yatırımlarda bonkör davranmaya devam ederse Ofis’in başarılı olması zor.


Diyelim ki kurumlarımızı hizaya getirmek, kurumlarımıza tasarruf bilincini yerleştirmek amacıyla bu Ofis’e ihtiyaç duyuldu. Eyvallah! Denemekte fayda var. Burada garip olan bu Ofis’in ABD’nin “Uluslararası Yönetim Şirketi” olan McKinsey ile birlikte işbirliği yapacak olması. Yani bu şirket Türkiye ekonomisine danışmanlık yapacak. Hazine ve Maliye Bakanının açıklamasına göre bize danışmanlık yapacak bu şirketin hiçbir icra fonksiyonu olmayacakmış.


ABD’li şirketle danışmanlık anlaşması yapan yetkililerimizin en azından benim bilmediğim bir bildiği olmalı. Belki yapılması gereken budur, bilmiyorum. Ekonomiden anlamadığım gibi maalesef bu danışmanlık işinden de benim kalın kafam bir şey anlamadı. Hem diyoruz ki ekonomimizin bu hale getirilmesinde ABD’nin ekonomimize açtığı savaşın payı büyük, hem de gidip ABD’li bir şirkete “Gel arkadaş, ekonomimizi düze çıkarmak için bize danışmanlık yap diyoruz. Bir çelişki var gibi geldi bana.  Şayet ekonomimizin bir danışman şirketine ihtiyacı varsa bu dünyada kala kala ABD’li bir şirketle mi anlaşacaktık? Bu dünyada bu işi profesyonelce yapan bir başka şirket yok muydu? Keşke tercih konusunda alternatifler düşünülseydi daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Yine benim garibime giden bu ülkede bulunan 206 üniversitenin çoğunda işletme, iktisat ve maliye gibi bölümler var. Her yıl binlerce öğrenci mezun ediyor. Bu fakültelerde kelli-felli akademisyenlerimiz var. Kendi akademisyenlerimizden seçeceğimiz kişiler bu Ofis’e danışmanlık yapamaz mıydı? Yoksa bizdekiler yetersiz mi? Madem bir ülkenin danışmanlığı son aylarda kanlı bıçaklı olduğumuz bir ülkenin şirketine verilecekse, bu şirket bize akıl verip yol gösterecekse o zaman bu kadar iktisatçı, işletmeci ve maliyeci akademisyeni niçin tutuyoruz üniversitelerimizde?


Türkiye üzerinde oynanan oyunlar çok. Bunu milletçe biliyoruz. Umarım ekonomimize danışmanlık yapacak olan bu şirket oyun içinde oyunun bir aktörü olmaz. Şayet öyle olursa bizi bu oyunun figürü oluruz. Umarım ekonomimize danışmanlık yapacak bu şirket vasıtasıyla yetkililer basiret ve ferasetlerini göstermiş olup akıllıca hareket etmiş olurlar. Anlayamadığım için bu danışmanlık hizmetine bir soru işareti bırakıyorum. 30/09/2018

*** 04/10/2018 günü  Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.



29 Eylül 2018 Cumartesi

Sınavlarımızda Hafızanın Gücü Ölçülmeyecekmiş! *


Milli Eğitim Bakanı Ziya SELÇUK, 15 Ekim’de açıklayacağı vizyon belgesinin ipuçlarını verdi bir açıklamasında: “...sınavda çocuğa sorulan soruda bilgi mi lazım biz onu zaten sorunun içinde vereceğiz. Formül mü lazım formül ezberlemesi gerekmiyor, sorunun içinde formül budur diye vereceğiz. Dolayısıyla zaten kitabı açıp bulabileceği bir şeyi, ona senin hafızan güçlü mü bakayım diye bir sınav düşünmüyoruz. Bizim düşündüğümüz şey sayısalda bu formüllerle ilgili söylediğim gibi sözelde de okuduğunu anlama, yorum kabiliyetiyle ilgili konular. O yüzden de bu tür sorular, öğrenme ve öğretme sürecini de dönüştürecek.” Bakan kısaca LGS’de ezbere dayalı sorular azaltılacak, hatta olmayacak; öğrenmeye dayalı sorulara artacak diyor.


Bakan’ın dediğinden benim anladığım öğrenci sınav esnasında neye ihtiyaç duyarsa onu metinde bulabilecek. Bilgi de metinde, formül de metinde. Öğrenciden istenen okuduğunu anlama ve yorum kabiliyetini ortaya koymadır. Sınavlarda hafızanın gücü veya hafızada neler olup olmadığı istenmeyecek. Sanırım Sayın Bakan da zaman zaman dillendirilen “ezbere eğitim, ezberci eğitim” eleştirilerinden etkilenmişe benziyor. Nedense son yıllarda eğitim ve öğretim adına ağzını açan ezberci eğitimden dert yanıyor. Çoğu kimse ezberciliği eğitim ve öğretimimizin önündeki en büyük engel olarak görüyor.


Öğrencilerimizin ve büyüklerimizin anlama, okuduğunu anlama sorunu var mı? Var elbet! Elbette yorum yapabilme yeteneğini ortaya çıkaracak sorular olmalı, okuduğunu anlayıp anlayamadığı test edilmeli. Bunun için hafızadaki bilgiye savaş açmak mı gerekiyor? Sonra ne zararı var belleğimizde bilgi kırıntıları olursa? Güçlü bir hafıza yaşayan tarihtir. Dünü bugüne, bugünü yarına taşır.

Soruyu-cevabı ve formülü sorunun içinde vermek, dört veya beş seçenekli cevabın içine doğruyu gizlemek bana göre hazıra konmak gibi bir şey. Çocuğum! Aradığın her şey burada! Başka bir çıkış düşünme! Haydi ara-bul demek bir nevi kopyadır. Çocuğun hayal gücünü yok etmedir. Halbuki bu ülkenin gelişmesi ve yeni bir şeylerin üretilmesi için hayal gücüne ihtiyacımız var. Sonra yaşadığımız hayat tamamen merkezi sınavlardan ibaret değildir ki! Bu çocuk hayatın içine girdiği zaman kendisine bir soru sorulduğunda bana formülü verin, size bu soruyu yapayım mı diyecek? Ya da bu metnin içinde aradığım bilgi yok. Bilgiyi koyun ben o bilgiyi bulayım mı diyecek?

Tüm bu yazıp çizdiklerimden “Sen ezberci eğitim istiyorsun” anlamı umarım çıkarılmaz. Zira öyle bir maksadım yok. Öyle sınav soruları hazırlamalıyız ki çocuğu her yönden ölçen sorular olsun sınavlarda. Hafızasından olmazsa olmaz bazı bilgileri de isteyelim; metnin içinden bilgiye ulaşabilmeyi, okuduğunu anlayıp anlayamadığını da ölçelim. Unutmayalım ki birikim, tecrübe yazılı metinlerde değildir, hafızadadır. Zira hafızalar bizim geleceğimizdir. Ancak bilgi ile donatılmış hafızalar geleceğimize ışık tutar. Hafızadaki bilgi hiçbir işe yaramazsa bile -en azından- daha erken yaşta bunamamızın önüne geçer. Bana göre dolu olmayan hafıza boş teneke gibidir.
Sayın Bakanın LGS’de çıkacak soru türleri konusunda görüşünü yeniden gözden geçirmesinde fayda vardır. 29/09/2018

* 01/10/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.