11 Eylül 2018 Salı

Zaman Davranışa Etki Edecek Projeler Geliştirme Zamanı! *

Başta okullar olmak üzere birçok kamu kurum ve kuruluşları, STK'lar zaman zaman bir proje yapmak/geliştirmek/uygulamak suretiyle öğrencilere birtakım davranışlar kazandırmayı hedeflemektedir. Genelde gezme, görme, ezberleme, bilgiyi test etme, kitap okuma, sabah namazına gitme vb. şeklinde projeler bunlar. Çoğunda da büyük ödüller var: Özellikle STK ve belediyelerin uygulamaya koyduğu projelerde.

Alanında birbirine benzer o kadar proje var ki kimi kâğıt üzerinde kalır; uygulanmaz, kimi kısa zaman diliminde yapılır ve arşive kaldırılır, kimi projelerin sonunda ödüller dağıtılır; iş biter. Projelerin çoğunda proje bitimi maksat hâsıl oldu mu incelemesi yapılmaz. Örnek vermek istersek bazı belediyeler öncülüğünde belli yaş gruplarına namaz kılma alışkanlığı kazandırmak amacıyla sabah namazına gidene bisiklet verme projesi yapıldı. Toplamda 40 gün namaza devam edenlere bisiklet verildi/verilecek. Niyet halis eyvallah! Peki sonuç? Sonuçtan haberi olan var mı? Projeyi planlayanlar, başlatanlar, sponsor olanlar "Acaba kaç çocuk bisiklet almayı hak ettikten sonra sabah namazına gitmeye devam ediyor" diye cami görevlilerine sordu? Soracaklarını sanmam. Zaten sorsalar da iç açıcı bir cevap alacaklarını hiç sanmıyorum. Hatta yüzde 25'i "Bisiklet bahane oldu, biz namaza gelmeye devam ediyoruz" dese projeyi başarılı bulacağım. Maalesef sonu ödül olan projelerin akıbeti hep böyle olur. Üstelik büyük ödüle dayalı  bu şekil projeler ilk değil, önceki yıllarda da yine bisiklet verildi. Daha önceleri dizüstü bilgisayar hediye edildi.

Proje yapalım yapmaya. Ama proje yaparken birbirinin kopyası bilgi, ezber, yarışma, namaz vb. projeler yerine davranışa etki edecek projeler üretip geliştirsek nasıl olur? Mesela okullarda öğrenciler arasında yalan söylemek, küfretmek, kaba konuşmak, kavga etmek, okul eşyasına zarar vermek, arkadaşlarını rahatsız etmek, ders çalışmamak, dersin işleyişini bozmak, sınıfı kirletmek, kahvaltı yapmadan okula gelmek, okul kurallarına uymamak, keyfi devamsızlık yapmak, okuldan kaçmak vb. davranışlar o kadar yaygın ki bu tür durumlardan kimse memnun değil, herkes şikâyetçi. Hangi konuda proje yapılır? Elbette sorun olan alanlarda yapılır. Bir kısmını saydığım ahlaki ilkelere ters davranışlar üzerine birden fazla proje yapılıp uygulamaya konabilir. Bu tür proje eğitim boyunca sürecek bir zaman dilimini kapsar. Yine bu projede okulun tüm paydaşları sorumlu olur. Öğretmen takip edici, öğrencilerin hepsi bu projeye zorunlu dâhil edilir. Her sınıfta ve okulda öğrencilerden oluşan sorumlu timler oluşturulur. Herkes birbirinin denetçisi ve takipçisi olur. Her öğrenciye bir sayfa açılır, olumsuz her davranışın karşısına birer çeltik atılır. Sene sonunda olumsuz hareketlerin yekûnu toplanır ve öğrencinin ikinci bir karnesi veya davranış durumu ortaya çıkar. Olumsuz davranış olmaz denirse ahlaki ilkeler belirlenerek her olumlu davranışa bir çeltik atılır. Burada ödül olsun istemiyorum. Ama öğrencinin davranıştan  aldığı artı veya eksi puan, merkezi yerleştirmede dişe dokunur şekilde etki etsin. Sınav sonucu bilgi ve davranış orantısı kurularak oluşturulabilir. Mesela belirlenen kuralları uygulayan öğrencinin merkezi sınav puanına 10 puan eklenir veya olumsuz davranış sergileyenlerden 10 puan düşülür veya ilave puan verilmez dense öyle zannediyorum çocuklarımıza birçok güzel davranışı kazandırabiliriz.

Bu tür projenin uygulanması zor görülebilir. Zor olsa da imkânsız değil. Elbirliğiyle yapabiliriz bunu. Hazır Bakan "Çocuklarımızı çift kanatlı yetiştireceğiz: Biri bilim, diğeri ahlak ve erdem" demişken bu tür projeler geliştirmenin tam zamanı. Çocuklarımızın bir kanadı kırık veya eksik olmasın. Çünkü tek kanatlı kuş uçmaz. Ben yolu açtım, arkası gelsin isterim. Üstelik benim demek istediğim Bakanın dediğinin tıpatıp aynısıdır. Bu proje öbürleri gibi ölü olmaz, sonuç alır düşüncesindeyim. Yeter ki paydaşlar bu projeyi formalite ve angarya olarak görmesin, herkes ciddiyetle bu işin üzerine eğilsin...

* 15/09/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Bisiklet Sürücüleri

Dört tekerlekli araçlara oranla iki tekerlekli bisiklet sürmeyi, işimize bisikletle gidip gelmek sağlığımız açısından, hava ve gürültü kirliliğine sebebiyet vermemesi yönünden,  ulaşım giderlerini sıfıra düşürmesi bakımından  tercih etmek, hatta kitleleri buna özendirmek lazım.

Bazı insanlar görürüm her türlü işini-gücünü, gezip tozmasını, işine gidip gelmeyi bisikleti marifetiyle yerine getiriyor. Ama bisiklet kullanmak demek trafik kurallarını iplememek anlamına gelmemeli. Nedense dört tekerlekli araç sürüşümüzdeki aymazlığımızı ayniyle bisiklet sürmede de sürdürüyoruz. 

Yaya veya sürücü olarak kaldırım veya yolda seyretmeye gör; farklı farklı bisiklet sürücü tipiyle karşılaşırsın. Hangisinin ne tür bir refleks göstereceğini kestirmen mümkün değil. Kimi çok nizami bir şekilde trafik kurallarına riayet ediyor. Bisiklet yolu yoksa yolun sağından pedal çeviriyor, kırmızı ışıkta duruyor, yeşil ışıkta hareket ediyor, yayayı gördü mü duruyor veya yavaşlıyor. Kimi hiç kural tanımıyor. Kimi yolları bırakıp kaldırımlarda bisiklet sürüyor. Sen de ben yayayım. Benim için en güvenli yürüyüş yoludur diyorsun. Acı acı çalan bir zil sesiyle kendine geliyorsun hemen. Ne oluyor demeye kalmadan yanından geçip gidiyor. Kimi dolmuş veya otobüs indi-bindi yapmak için durduğu zaman yolcunun inip bineceği yerden yayalara aldırmadan geçip gidiyor. İnsanımız çarpılmaktan kıl payı kurtuluyor. Araç trafiğine kapalı yollar vardır. Kendi halinde yürüyorsun. Yine bir zil sesi ve ardından gelen bisikletçiye yol veriyorsun. Beklemediğin bir yerde kulağına çalan zil sesi ürkütmüyor değil.

Merak ediyorum bu bisikletler ve sürücüleri yaya trafiğine mi tabi yoksa araç trafiğine mi bağlı? Her yerin hakimi benim der gibi yollarda onlar, kaldırımda onlar, ters yolda onlar, araç trafiğine kapalı yerde onlar, canının istediği yere girip çıkan onlar. Yeter ki istesin. 

Bisiklet sürme/kullanma özendirilmeli. Eyvallah! Ama bisikletçi de kurallara uyacak mı uymayacak m? Bunun kararını vermeli. Aman sende! Koca koca araçlar kural tanımıyor ki bunlar tanısın dediğinizi duyar gibiyim. Buna da maalesef eyvallah! Desenize üzümün üzüme baka baka karardığı gibi biz de birbirimize bakarak kararıyoruz. Buna da eyvallah! 

Zam Yapan Esnafa Niye Kızıyoruz ki?

TL'nin dolar karşısında aşırı değer kaybetmesi nedeniyle esnaf sattığı ürünlere zam yaptı.

Sen misin zam yapan? Kızan köpüren, hakaret eden gırla gidiyor özellikle sosyal medyada. Firma ismi verilerek boykot çağrısı yapılıyor, şerefsiz/şerefsizlik deniyor.

Zam iyi bir şey mi? Değil elbet! Savunulacak ve övülecek bir şey değil. Fakat enflasyonun olduğu, girdi maliyetlerinin arttığı dönemlerde hoşumuza gitmese de bütçemize dokunsa da cebimizi yaksa da zam kaçınılmazdır. Çünkü bu durum yürüttüğümüz ekonominin olmazsa olmazıdır. Üstelik bu zammı devlet de koyuyor. Herhalde devlet bu zamları yaparken çeşitlilik olsun diye yapmıyor. Ekonominin bir gerçekliğidir bu. Devletin zam yapmak zorunda kaldığı bir ortamda özel sektöre ait firmalar niçin yapmasın? O zaman kimse esnafın yaptığı zamma aşırı tepki vermesin. 

Yapılan zamlara kızacaksak fırsatçılık yapanlara kızalım, girdi maliyetlerinin üstünde fırsat bu fırsat deyip fahiş fiyat belirleyenlere tepki gösterelim. Biz tepki gösterirken devlet de görevini yapsın, denetimlerini yapsın. Ederinden fazla fiyat biçenlere  dünyayı dar etsin. Hatta esnaf ve firmalara ürünlerinize zam yapacaksanız şu aralıkta bir zam yapabilirsiniz desin. Nasılsa iğneden ipliğe her ürünümüz dolara endeksli. TL dolar karşısında ne kadar değer kaybetmişse o kadar zam açıklaması yapabilir. Hükümeti dinlemeyip fazlaca fiyat bindirenlerin üzerine denetimler yoluyla binsin. Öyle binsin ki balyoz gibi binsin. Eğer bu puslu havada kurdu kendi haline yani vicdanına bırakırsan biliyorsunuz kurt, koyun haklamaktan pek zevk alır. İşte devlet böyle günlerde dişini gösterir, göstermelidir de.

Konu ürünlere yapılan zamlardan açılınca bir zam türüne daha değinmek istiyorum. Sattığı ürün kurdan etkilenmemesi gereken yerli bir ürüne zam yapıldığı zaman da aşırı tepki gösteriyoruz. Sen de mi Brütüs diyoruz. Bu konuda şunu unutmamak lazımdır ki yüzde yüz yerli olan bir ürün bile nakliyeyi gerekçe göstererek zam yapabiliyor. Çünkü akar yakıta gelen zam maalesef her ürünü etkiliyor. Burada da makul zam yapan esnafa kızmamak gerek.

Gelen zamlarda gözardı etmememiz gereken bir durum da yapılan zamların bir kısmı psikolojiktir. Her ürüne zam gelmeye başlayınca esnaf, "Arkadaş! Kiram arttı, doğalgaz ve elektriğe zam geldi. Ürünümü eski fiyattan alamam/alamıyorum" deyip zammı yapıştırıyor. Bazı işletmeler de benim sattığım ürünle falan ürün arasında eskiden şu kadar fark vardı. Şimdi şu kadar açıldı. Mecburen bende yapmak zorundayım deyip ürününe zam yapıyor.

Hasılı şartlar gereği makul zam olmalıdır. Hatta maliyetlerin aşırı arttığı ortamlarda büyük işletmeler maliyeti aynen zam olarak yansıtacağı yerde biraz da kendisi elde edeceği kardan fedakarlık yapma yoluna gitmelidir. Dün yüzde otuz kazanıyorsa bugün yüzde yirmi kazanmalıdır. Yine zamlı hayatta isterim ki gelen zamların aynı oranda tüm kesimlerin faydalanması. Mesela domates pahalandıysa aynı oranda çiftçi de bu kardan nasiplenmeli. Yine işletmeler girdileri gerekçe göstererek zamma sarılıyor ama nedense çalıştırdığı elemanının maaşını artırmayı düşünmüyor.

Diyeceğim sadece kendimize Müslüman olmayalım. Kendimizi düşündüğümüzün onda biri kadar da başkasını düşünelim. Zamlardan olumlu olumsuz her kesim etkilenmelidir.