17 Temmuz 2018 Salı

15 Temmuz Darbe Gecesinde Sala Veren Müezzinleri Darp Edenlere Ne Yapıldı?

15 Temmuz darbe gecesi Diyanet İşleri Başkanlığının direktifi gereğince tüm Türkiye’de camilerimizin minarelerinden sala okunmaya başlanmıştı hatırlarsınız. 120 bin camide aynı anda okunmaya başlanan salalar toplum nezdinde hüsnü kabul gördü. 

Kanlı darbe teşebbüsünün ikinci seneyi devriyesinde Habertürk kanalına telefonla bağlanan ve 15 Temmuz gecesi ile ilgili sorulara cevap veren eski(eskimez) Diyanet İşleri Başkanına gazeteciler, “Basın ve medyada darp edilen din görevlilerin bilgileri yer aldı. Bu sayı tüm Türkiye’de kaç din görevlisinin başına geldi” şeklinde bir soru sordu. Sayın Görmez, “60 camide sala veren müezzine fiili saldırı olduğunu” söyledi. Yine gazeteciler, “Darp eyleminin kaç tanesi darbeci askerler tarafından işlendiğini” sordu. “Yarıdan fazlasını” cevabını verdi Sayın Görmez. “İmamlara yapılan bu fiili saldırı ile ilgili ne yapıldığı” sorusuna, “Haklarında suç duyurusunda bulunuldu” dedi Görmez. Gazetecilerden “Suç duyurusu yapılanlar hakkında hangi fiili tecavüzcüye ne cezası verildi” sorusunu sormalarını beklerdim. Ama böyle bir soru sorulmadı.

Sayın Görmez o geceye dair önemli açıklamalarda bulundu. Burada sala veren müezzinlere uygulanan darbı konu edinmek istiyorum. Görmez’in verdiği bilgiye göre fiili tecavüzün yarıdan fazlası darbeciler tarafından işlenmiş.  Sala okuyan müezzinlere darbeci askerler tarafından yapılan saldırıyı kendi içinde tutarlı görürüm. Ha cami duvarına işemiş, ha minareye, fark etmez. Çünkü milletin ve Meclisin üzerine bomba atan, gözlerini kırpmadan sivillerin üzerine kurşun yağdıran canilerin müezzini darp etmesi normal. Öldürmediklerine şükretmez lazım. Zira onlara göre darbenin karşısına çıkan herkes çoktan ölmeyi hak etmişti. Umarım bu darbe teşebbüsüyle birlikte sala verirken görevliye dipçik vurup yere yıkan bu caniler şimdi içeridedir ve hak ettikleri cezayı fazlasıyla almışlardır.

Sayın Görmez’in yaptığı açıklamadan anladığım imamlara fiili tecavüzde bulunan kişilerin yarıya yakını sivil darbe severler tarafından işlenmiş. Bunlara ne yapıldı, haklarında sadece dava mı açıldı, bunlar hakkında tutuklama kararı verildi mi? Yoksa ellerini ve kollarını sallayarak toplum içerisinde geziniyorlar mı? Umarım darbeye teşebbüs edenler gibi işlem görmüşlerdir bunlar. Verilen emir çerçevesinde kamusal bir görev ifa eden bu görevlilere saldıranlar şayet ifadeleri alındıktan sonra “Adli Kontrol Şartı” ile hiçbir şey yokmuş gibi salıverildiyse vay halimize! Çünkü son yıllarda ölüm ve yaralama dışında darp eyleminde bulunanlar ifadelerinden sonra salıveriliyor. İnşallah bu darbe severlere aynı muamele yapılmamıştır. Bence sala veren görevliye vazife başındayken yapılan bu saldırı diğer darplara benzemez. Yapılan bu eylem darbeye teşebbüs eylemidir; milletin üzerine bomba yağdıranlardan, silah çekenlerden farkı yoktur. Aynı amaca hizmet etmiştir. Darbede suçüstü yakalanan gözü dönmüşlerle aynı cezayı çekmeleri için yargılanmaları gerekiyor.

Sala veren görevlilere darbeci askerlerin dışında fiili saldırıda bulunan sivil darbe severlere, “Ceza verildi mi? Ceza verildiyse ne kadar ceza verildi? Yoksa ifadelerinin ardından salıverildiler mi” sorularına cevap verilmesini etkili ve yetkili makamlardan istiyorum.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

"Çöp Sepeti gibi Karıştırıp Durma!" ***

Orta üçüncü sınıf olsa gerek, Recai Gümüş isimli bir hocamız sosyal bilgiler dersimize gelmişti. Yerine pek oturmaz, yazı tahtasının önünde dersini anlatır dururdu. 45 kişilik sınıf onu pürdikkat dinlerken bazen sesini yükseltirdi. Ses tonunun yükselmesi demek birine kızıyor demekti. Kızmasıyla birlikte herkes bana mı diyor diye sağına-soluna, önüne ve arkasına bakardı. "Bir şey yok, herkes önüne dönsün" derdi. Kime kızdığını da bilemezdik. Çünkü kimsenin onuru zedelenmesin derdindeydi. Derdi kiminle idi. Biz hiç öğrenemedik. Çünkü uyarırken kafasını yukarı doğru kaldırır ve gözlerini yumar, öyle kızardı.

"Be adam! Kime, niçin kızardı? Söyleyiver" dediğinizi duyar gibiyim. Baştan söyleyeyim, söyleyeceğim pek hoşunuza gitmeyecek. Ayrıca fazla merak iyi değildir. Mademki istediniz o zaman söyleyeyim: "Çöp sepeti gibi karıştırıp durma oğlum, bırakıver artık!" derdi. Buradaki çöp sepeti, her sınıfta çöpün atıldığı çöp sepeti değildi. Ne zaman böyle demişse "Biri yine burnunu karıştırıyor" anlardık. Kulakları çınlasın! Sosyal Bilgiler dersinde dersin yanında hayatı öğretiyormuş bize. 

Okuldan sonra bir daha görüşmedim ama aynı hassasiyetini emeklilikten sonra da devam ettirdiğini düşünüyorum. Ama ne kadar başarılı olduğu meçhul! Çünkü toplumda arabanın vitesiyle oynar ya da çöp toplayıcıların çöpün içini deşelediği gibi burnuyla o kadar oynayan var ki! Ne zaman böyle birini iş üzerinde görmüşsem Recai Gümüş hocamı hayırla yâd ederim. 

Derslerde de zaman zaman aynı icraatı deruhte eden bazı öğrenciler dikkatimi çeker. Tıpkı hocamızın yaptığı gibi "Yavrum, bırakıver artık şu burnunla oynamayı" derim öğrenciye bakmadan. Ama nerede o eski öğrenciler? Hocamızın uyardığı öğrenci, işini yarım bırakır; kendisinin kastedildiğini belli etmezdi. O da herkes gibi sağına-soluna bakardı. Şimdiki bu işi yapanlar ise öz güveni yüksek kişiler; eli suç mahallinde, elinde suç aletiyle yakalandığı halde "Ben burnumla oynamıyorum... Ben burnumu karıştırmıyorum" cevabını veriyor hemen. Bazen de "Yavrum! Lavaboya gitmek  ister misin? Haydi git gel" derim. "Benim lavabo ihtiyacım yok" cevabını alırım. Sanki lavabo ihtiyacı sadece çiş yapmaktan ibaret!

Çöp sepeti misali burnuyla o kadar oynayanı görüyorum ki say say bitmez. Çoğu boş durmaktan sıkılmış, kendisine iş arayan cinsten. Gördüğüm zaman hemen gözümü indirir, yönümü değiştiririm. Hatta bazen aklıma şu adamın iki elini zincire vursak o zaman ne yapacak diyorum. Bu tiplerin bazısı ne yaptığını bilmiyor, bu durum kendisinde tik haline gelmiş; kimi bu işi meslek edinmiş, yerin altından maden çıkarır gibi didiniyor. Kimi de bir arkeolog inceliğiyle yapıyor bu işi. Az sonra da hiçbir şey olmamış gibi elini uzatıyor sana.

Toplumda benim dikkatimi çeken bu durumdan nasıl kurtuluruz bilmiyorum. Allah uzun ömür versin, bir ömür boyunca burnuyla oynayanlarla mücadele eden Recai Hocam başarılı olamamış ki ben başa çıkayım. Maalesef söylenmiyor da bu durum. Bu konuda toplumsal bir seferberlik başlatılsa fena olmaz: Televizyonlar bu konuyu işlese, camilerde hutbe ve vaaz konusu olarak ele alınsa, belediyeler o bildik afişlerinde bu konuya el atsa, okullarda yılın ilk dersinde öğrencilerle tanışmayı bir tarafa bırakıp bu konu işlense en azından toplumsal bir duyarlılık oluşmuş olur. Baktık adam hala icraatına devam ediyor, Allah'ın bildiğini kulundan niye saklayayım diyor. O zaman bu işe kalkışan kimselerin karşısına aynayla dikilip "Buyurun! Aynaya bakarak işinizi daha kolay yapabilirsiniz" desek belki aynada ne yaptığını görmek suretiyle biraz tiksinti duyar. 

Bu konuda acizliğimi itiraf ediyorum. Sizin varsa bir öneriniz lütfen kendinizle öbür dünyaya gitmesin. Biliyorum bana kızdınız, ele alacak başka konu bulamadın mı, bırak şu b.ktan işi dediniz. Ama ne edersiniz ki herkesin gördüğü, ama bir şey yapamadığı bu konuyu bu kadar akıllı içerisinde bir deli ele almalıydı. 

*** 28/12/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

15 Temmuz 2016’da Cumhurbaşkanı, Erdoğan Olmasaydı…***

15 Temmuz menfur darbe girişiminin ikinci yılını bir dizi etkinliklerle milyonlar meydanlarda hem andı, hem kutladı, hem de tel’in etti. Andı. Çünkü 251 şehidimiz, 2196 da gazimiz vardı o geceye ait. Coşkuyla kutladı. Çünkü kötü emellerine ulaşmak için her yolu mubah gören bir kanlı bir darbe kalkışması; Cumhurbaşkanının öncülüğü, halkın desteği, harbiye ve mülkiyedeki vatanseverler sayesinde akim kaldı, o gece bir destan yazıldı dense yanlış olmaz. Bu yüzden kutlandı sözü de doğrudur. Tel’in edildi. Çünkü yediği çanağa pisleyen, beslenip beslenip gözümüzü oymaya kalkan, cami duvarına işeyen, yabancı devletlerin maşası ve son yılların kendini gizlemiş en sinsi örgütünün yabancı destekli kanlı kalkışması püskürtüldü. Millete silah doğrultan, bomba yağdıran, tankla insanların üzerinden geçen gözü dönmüş ne menem mahluklara lanet okumak ve o yedikleri herzeyi tel’in etmek kadar doğal bir şey olamaz.

İkinci yılını andığımız 15 Temmuz’un gecesinde meydanları dolduran halk “Bize karşı kötü emelleri olan ülkeler, derin güçler! Bakın biz bir ve beraberiz. İkinci yılında da biz aynı duyguları, heyecanı yaşıyoruz. Kadını-erkeği, genci-yaşlısı, sağcısı-solcusu yine meydanlardayız. Bize karşı hala o bitmez tükenmez melanetlerinize devam edecekseniz daha çok avucunuzu yalarsınız. Görün; biz iki yıl önce 15 Temmuz’da kenetlendiğimiz gibi aynı durumdayız. Bize karşı yeniden bir halt yemeye kalkarsanız tekrar boşa kürek çekeceksiniz. Eğer hala bizi anlamadıysanız bilin ki bizim bundan sonra parolamız: ‘Girmeden tefrika bir millete düşman giremez./Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez’ dizelerinde saklıdır. Biz bir ve beraber oldukça ister topunuzu gönderin, ister topunuz gelin; biz böyle oldukça hiçbir halt yiyemezsiniz. Gram aklınız varsa üzerimize değişik şekillerde gelmek suretiyle gücünüzü heba etmeyin. Biz normal şartlarda aramızda fikir ayrılığı yaşarız. Ama siz veya maşalarınız ne zaman ki bu ülkeye karşı hin oğlu hinliğini, hain oğlu hainliğini göstermeye kalkarsa gördüğünüz gibi tüm farklılıklarımızı bir tarafa bırakarak bir araya gelebiliyoruz” mesajını verdi tüm dünyaya.

15 Temmuz’un ikinci seneyi devriyesini bugün zafer olarak kutlamamızda daha doğrusu 15 Temmuz’da hainler güruhunun başarılı olamamasında en büyük pay, devlet ve millet bütünleşmesidir. Hayatımızda keşke, olsaydı/olmasaydı gibi sözlere yer olmaz. Ama bir an için soralım: 15 Temmuz’da devletin başında Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan değil de bir başkası cumhurbaşkanı olsaydı bu cunta hareketi öyle zannediyorum başarılı olurdu. Halkımız Erdoğan’da kendisini gördü ve ölümüne destek verdi. TC’de bugüne kadar cumhurbaşkanlığı makamına oturanları gözümüzün önüne bir getirelim. Hangisi “Meydanlara, havaalanlarına çıkın” derdi? Haydi “Halka çıkın” dedi diyelim. Kaç kişi meydanlara akın ederdi? Geçmiş darbe tarihimize bakarsak içine sinmese de halk evinden dışarıya çıkmamıştır. Gönüllü veya gönülsüz olanı kabullenmiştir: 27 Mayıs, ordunun içerisinden bir cunta marifetiyle yapılmış olmasına rağmen başarılı olmuştur. 12 Mart Muhtırası, 12 Eylül İhtilali ve 28 Şubat Post Modern Darbesi komuta kademesi eliyle yapılmış ve darbeciler hedeflerine ulaşmıştır.

Sonuç olarak 15 Temmuz ülkede iç savaş çıkarmayı, istikrarı yok etmeyi hedefleyen menfur bir hareketti. Bizim için kötü bir gece idi. Ama “Her şerde bir hayır” olabileceği gibi 15 Temmuz darbesinin bize en büyük hayrı bir ve beraber olabileceğimizi gösterdi, birbirimize kenetledi. O yüzden de bu gecenin adı “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü” oldu. Milli birlik günümüz daim olsun.

*** 17/07/2018 günü Yeni Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.