9 Ocak 2018 Salı

Sen misin fazla uyuyan!

Sabah bir kalktım, saat 10.00'a yaklaşıyor. Hafta içi hiç bu kadar uyumamıştım. Deliksiz uyumuşum. Ama kafa kazan gibi. Başımda ince bir sızı, ağrıyor. Elimi-yüzümü yıkadım. Baş ağrısı yine geçmedi. 

Hapla aram yok, kolay kolay da atmam. Hele kan verme zamanım yaklaşınca hapın yüzüne bakmam. Kendimce tedavi ederim. Tekrar lavaboya gittim. Şakaklarım başta olmak üzere şakaklarımın üstünü ve boynumu ıslatıp ovaladım. Rahatladım biraz. 

Ardından okula gittim. Derslerime girdim. Bir dersimde bir öğrenciyi elinde makasla bir şey keserken gördüm. Nedir o dedim. Hap dedi. Başım mı ağrıyor dedim. Evet dedi. Her başın ağrıdığında atar mısın dedim. Evet dedi. Zaten müptelası olduğu belliydi. Zira çantasından ağrı kesici tablet taşıyordu anlaşılan. Kullanmasan iyi olur, git elini-yüzünü yıka gel, rahatlarsın. Ağrıyan yerini de ovcala dedim. Sessiz kaldı.

Dersten sonra çarşıya geçtim. Akşama doğru eve geldim. Dışarıdaki açık hava, hafifleyen baş ağrımı gidermedi nedense. Vücudumdaki ağırlık devam etti. 

Başım niçin ağrımış olabilir? Neden olacak?Fazla uyumadan. Normalinden fazla uyursan -sen misin uyuyan- ağrımaz başını ağrıtırsın böyle. Bir şeyin azı da zarar, fazlası da. Her işi tadında bırakmak lazım. Uykuyu da öyle. Az uyursan gündüz, sersem sersem, uyuşuk bir şekilde uyur durursun. Çok uyursan kafanın içinde bir başka kafa taşırsın. Akşama kadar ağırlığını ve ağrısını çekersin. Ne yediğinden, ne içtiğinden, ne gezdiğinden zevk alır, ne de işine kendini verebilirsin.

Akşam erken yatıp sabah erken kalkmak gibisi var mı? Erken kalkan erken yol alır. İş yapmak için akşama kadar epey yol alır, dünyanın işini yapar. Geç kalkan insanın planı olmaz, işini vaktinde yapamaz, işini yetiştiremez.

Siz siz olun, benim bugün yaptığım gibisini yapmayın. Zamanında yatın, işiniz olmasa da erken kalkın. Yoksa ağrımaz başınızı ağrıtırsınız benim gibi. 09.01.2018 Ramazan YÜCE, Konya

'Söz senettir' devri geçmiş artık

Dün yeni evlenecek bir genç aradı. "Abi! Mart, nisan gibi düğüne kalkacağım. Kiralık bir ev bulmuştum, adam başkasına vermiş. Şimdi yeni bir ev buldum. Burası da memur kefil istiyor, bana kefil olur musun, dedi. Olurum dedim.

Az sonra bir daha aradı. Emlakçinin kontratı hazırlaması için TC numaramı istedi. Telefondan verdim numaramı.

Az sonra bir daha aradı. Emlakçı, imza için ne zaman gelebileceğimi sormuş. Yarın saat 14.30'da gelebileceğimi söyledim.

Az sonra bir daha aradı. Gelirken devlet memuru olduğumu ispatlayan bir belge istemiş emlakçı. Tamam onu da getireyim dedim.

Dersten sonra gideyim, verdiğim saatte orada olayım, kimseyi bekletmeyeyim diye hazırlık yaparken ertesi gün tekrar aradı, abi! Gelebilecek misin? Ev sahibi, 14.00-14.15 gibi gelecekmiş diye. Tamam geleceğim dedim. Okuldan bir görev yeri belgesi alarak ayrıldım. Şimdi kefil olmaya gidiyorum.

Anlaşılan çiçeği burnundaki damat adayı bu evi çok istiyor. Bir daha bulamam belki diyerek aylar öncesinden ev kiralama yoluna gidiyor. Oğlan haklı. Başka da çaresi yok zaten.

Burada garip olan emlakçının tavrı. Sağlamcı mı sağlamcı. Haydi tanımıyor, kefil istedi diyelim. Adam her kefili kabul etmiyor. Beni de tanımıyor. Zira yeni tanışacağım. Zaten adam beni değil, devlet memuru arıyor, kefil illaki devlet memuru olacakmış. Zira kiralayan kirayı vermezse benden alacak. Ben de vermek istemezsem maaşıma haciz koyduracak.

Evi kiralamak isteyenden önce emlakçıya vardım. Ev sahibi, babasıyla birlikte oradaydı. Kiracıyı bekleyeceğiz dedi. Zira birlikte atılacakmış imzalar. Devlet memuru olduğumu belirten belgeyi verdim. Nüfus cüzdanımı da istedi. Verdim, aldı önüne koydu. Ne yapacaksın kimliği? Zira devlet memuru olduğumu belirten belgeyi verdim, tc numaramı aldınız. Yapacağımız bir kontrat. Bu kadar belge de neyin nesi? Sanki devlet dairesi gibi istiyor da istiyorsunuz. Üstelik şimdi devlet daireleri sizin istediğiniz belge kadar istemiyor, şunun şurasında bir emlak işi yapıyorsunuz, bu kadar güvensizlik fazla değil mi? Ayrıca sizin bu kimlik fotokopimi kötü amaçlı kullanmayacağınızı nereden bilebilirim, dedim. Yer tespiti içinmiş hepsi. Emlakçı verdiğim memurluk belgesini epey bir inceledi. Sahtemi, değil mi iyice baktı.

Hazırlanan kontratı istedim. Okudum hepsini. Adam 25 madde yazmış. Akla gelebilecek her şey vardı maddeler arasında. Bir yıllık kira bedeli olan senetin iki yerine, kontratın altına, iletişim bilgilerinin olduğu bir başka kağıda imzamı attım, hayırlı olsun dedim. Çay içer misiniz ikramına da hayır dedim. Ev sahibinin babası, kim ve neci olduğumu öğrenmek için epey bir didindi. Kısa ve net cevaplar verdim. Dilimin ucuna "Bırak mübarek! Fazlasıyla belge verdim. Yetmedi. Şimdi de şeceremimi öğreneceksiniz" demek geldi, söylemedim. Dedim bu kadar belgeyle kendinizi garanti altına almaya çalışıyorsunuz. Kefil olarak devlet memuru istiyorsunuz. Yarın bu genç, ev kirasını veremezse gelir öderim. Ben ödemek istemezsem hiçbir şey yapamazsınız. Siz benim maaşıma haciz koydurmadan gider maaşımı haczettirir, siz de para alamazsınız, bu çocuğu çıkarmak isteseniz mahkeme yoluyla uğraşır, birkaç yıl uğraşırsınız dedim. Adamlar iyice işkillendi. "İnsanlara güven kalmamış, bak siz bile böyle diyorsunuz" dediler, vedalaşıp ayrıldım. 

Vakit geçirmek için tanıdık bir esnafın yanına vardım. Esnaf, "Hayırdır, hafta içi buralarda pek görünmezdin" dedi. "Param yok ama kefil oldum birine" dedim. Olanı anlattım. Çayımızı yudumlarken esnaf, "Dün biri aradı; kimdir, necidir, nasıldır diye sordu. Demek ki bundan dolayı sordular" dedi. Şaşırdım iyice. Adamlar bir evlerini vermek için kılı kırk yarmışlar dedim. 

Az sonra yanımıza gelen bir avukat, "Bu dünyada memur olmak varmış" dedi. Siz devlet memurunu beğenmez, ne uzar, ne kısalır dersiniz. Bakın avukat olmuş, terzi olmuşsunuz. Ama sizin kefilliğinizi kabul etmiyor kimse. Arkamda tapu gibi devlet var, dedim. Gülüştük.

Hasılı, toplumda var olan ve iyice derinleşen bu güvensizliğin sonu hayır değil. Ev sahibi kendini, emlakçı işini baştan garantiye alıyor. Zaten kiralar aldı başını gidiyor. Allah kiracı olana yardım etsin. Ev sahiplerine de iyi kiracılar versin. Daha kefil olmadan adamlar yordu beni. Kefil olmadan önce işin yoksa şahit ol, paran çoksa kefil ol sözü aklıma geldi.  Ama aldırış etmedim. Niyetim neslin korunması amacıyla toplumun temeli olan yeni bir ailenin kurulması için evlenecek olana ve ev sahibi olana Allah yardım eder misali bir katkım olsun istedim. İnşallah değer. Bana da iş düşmez. 09.01.2018 Ramazan YÜCE, Konya

8 Ocak 2018 Pazartesi

Ne yapacağız bu köpekleri biz?

Şehrin içinde, herkesin gözü önünde sabahın erken saatinden geç vakte kadar salıverilmiş köpekten geçilmiyor. Bir tane de değil, grup halinde bulunuyorlar üstelik. Köpeklerin mesken edindiği yeri bilenler kestirme olsa bile köpeklerle karşılaşmamak için yollarını uzatarak başka yoldan gitmek zorunda kalıyor. İte dalanmaktansa, çalıyı dolanmak daha evladır dercesine.

Köpeklerin arasından iki yıldır geçip gidiyorum. Sanmayın ki korkmuyorum. Köpek bu. Ne yapacağı belli olmaz. Korka korka, titreye titreye, bildiğim duaları arka arkaya okuyarak cahil cesaretiyle gidiyor ve geliyorum; kötüye bir şey olmaz diye diye kendimi avuturcasına.

Rahatları beyde yok. Kimi boğuşuyor kendi aralarında, kimi yola sere serpe uzanmış, kimi uyuyor, kimi dik dik sana bakıyor, kimi herhangi bir tehlike ve ava karşı hazır tetikte bekliyor. Geçen gün saat 07.20 sularında karanlık bir havada yine aralarından geçerken fazla köpek yoktu. Nerede bunlar derken az ileride bir köpek gördüm. Ama kafası normal köpeğin kafasına benzemiyordu. Acaba, köpeğin dışında başka dört ayaklılar da mı var burada diye endişelenmeye başlamıştım ki, köpek kafasını çıkardı. Meğer köpek, bir başka köpeğin altını kaşıyormuş. Benim kafası dediğim kısım diğer bir köpeğin arka tarafıymış.

Geçen yıl yolların karla kaplı, kimi yerlerin buz tuttuğu yoldan -yine köpeklerin bölgesinden- geçiyorum.  Derse yetişmek için acele ediyorum. Bir taraftan da kaymamak için çaba sarf ediyorum. Tam sokağın bitiminden sağa döneceğim yerde hazır kıta olmuş bir köpek ön iki ayaklarını dikmiş bekliyor. “Ya Rabbi! Beni köpekten koru’ derken sağa döneceğimde ayağımın hafif kaymasıyla beraber kendisine zarar vereceğimi hisseden köpek, hemen havlamaya başladı. ‘Hoşt!’ diyerek daha bir hızlandırdım adımlarımı, buzdan düşmeye aldırmadan. Nihayet atlattım. Yine kötüye bir şey olmadı.

Bir gün öğle vakti yine evime gitmek için köpeklerin bulunduğu mahalden yürüyorum. Daha köpeklerin yoğun olduğu kısma gelmemiştim ki baktım iri yarı, kabadayı görünümlü biri, kenarda bekliyor ve dik dik bana bakıyor. Issız bir yer, köpekten korkarken şimdi de bir adam çıktı. Hırlı mı hırsız mı, kimdir, necidir diye düşünmeye başladım, bir taraftan da yürüyorum ona doğru. İçimden 'Ramazan! Bugüne kadar içlerinden geçerek gittiğin köpekler sana zarar vermedi ama şimdi kendi cinsinden biri sana zarar verecek, görmüyor musun adam seni bekliyor. Adamla kavga etsen; beceremezsin, zira adam sana bir vursa yumruğunun yarısı boşa gider' dedim. Tam adamın yanından geçerken adam benim yanıma yaklaştı. ‘Şimdi bittin oğlum Ramazan’ dedim. Baktım adam benimle beraber yürümeye başladı. Tanıdık mı dedim, yüzüne baktım. Hayır, böyle birini ilk defa görüyorum. Baktım adam hala benimle beraber yürüyor. Adamın derdi anlaşıldı. Zira bu adam köpekten korkuyor. "Yoksa köpeklerden mi korktun" dedim. Evet dedi. Derin bir oh çektim kendi kendime. Korkusuz korkak olarak korkan birine yardım ettim anlayacağınız. Bir beş dakika birlikte yürüdük. Adam köpeklerden dertliymiş. Başladı köpeklerin çokluğundan, sahipsizliğinden, geçemediğinden… tehlike geçince adam yanımdan ayrıldı gitti.

Sahi, bu köpeklerin sahibi yok mu? Sahipsizse niçin meydanlarda alenen gezip dolaşıyor? Sahibi varsa niçin salıveriyorlar bu köpeklerini? Bu şekilde ulu orta salıverilen köpeklere bakmayacaklarsa, işlerine yaramıyorsa,  ihtiyacı olan birine vermeyi düşünmezler mi? Belediyemiz bu konuda sahipsiz köpekler için ne düşünüyor? Köpeklerin gelip geçenleri daha doğrusu korkudan geçemeyenleri korkuttukları yeter artık. Tedbir alınması için illaki köpeklerden birinin bir vatandaşı ısırması mı gerekiyor? Bu köpekleri belediyenin götürmesini sahipleri istemiyorsa o zaman her köpeğin kime ait olduğunu belirten bir numara verilsin, köpeğini evinin önüne bağlamayan veya dışarıda gezerken sahibi yanında olmayan sahipsiz köpeklerin kulaklarındaki numaraya yani köpek sahiplerine ceza yazılsın. Bu şekildeki bir tedbir, sahipsiz köpeklerin önüne geçecektir. Yeter ki ucunda ceza olsun. 08/01/2018 Ramazan YÜCE, KONYA