24 Ağustos 2017 Perşembe

"Şimdi sen bana şitsen de sonra da ben sana şitsem"

Nelere kadir Türkçemizdeki 'şey'

Yan tarafta gördüğünüz kitap siparişi. Yayınevi ve firma adı belli olmasın diye kırptım da kırptım. Konyalı olmayanlar için başlığın açılımı ise: "Şimdi sen bana şey etsen de sonra  ben sana şey etsem= Sen şimdi bana bu istediğimi alıp gönder de ben bir ara sana parasını veririm" demektir. Sipariş-ısmarlama veya borç isteme yani. Gördüğünüz gibi her yerde kullandığımız 'şey' her şeye kadir, neleri çözüyor.

Bizde borç, sipariş veya herhangi bir yük için utana-sıkıla böyle bir yol izlenir. Hele bu iş sürme işini bir başkasının yanındayken yaparsak alabildiğine 'şi'lerin sayısını artırırız. Bu tip istenen borç genelde geri gelmez, verilen sipariş ödenmez. Zira 'Yaz tahtaya al haftaya!" demek gibi bir şey. Buradaki hafta ömürlüktür. Hangi hafta olduğu belli değildir. Çünkü verilen ya da yapılanın fazla bir ehemmiyeti yoktur. Sen bekler durursun; bugün, yarın, hatta yarından da yakın bir zaman diliminde, "Yahu sen bir zaman bize bir yardım etmiştin, bunun hediyesi ne kadar" diye. Sen bekleye dur, sorulmaz artık. Nihayet bir müddet sonra unutulur gider, üzerine bulursan bir bardak su içersin.

Yaptığın bir iyilik, bunu da başa kakma, üç-beş kuruşun lafı mı olur diye düşünebilirsiniz.  Niyetim başa kakma, bu işlerden kaçınma değil. Eşin-dostun ihtiyacını gideririz gidermeye. Ama bir zaman diliminde "Borcumuz ne kadardı, verdik, vereceğiz, veremedik" denmesi. Üstelik bu tip sipariş öyle sadece cebinizden para çıkmakla bitmiyor. Telefonla siparişi alıyorsun, fırsatını bulup çarşıya gidiyor, kitapçığı buluyorsun, orada aradığın sipariş yoksa başka kitapçıya gidiyorsun. Paranın olup olmaması önemli değil, nasılsa ceplerde ay başında ödemek üzere çektireceğimiz kredi kartımız var. Ödemeyi yaptıktan sonra göndereceğin yerin otobüsünün kalktığı yeri öğreniyor, oraya doğru yollanıyorsun. Sonra emaneti verebileceğin bir tanıdık çıkar mı diye garajda beklemeye koyuluyorsun. Bir de otobüsün kalkacağı saati bilmez de erken varmışsan emaneti vereceğim tanıdık bulacağım diye bekle dur. Kimseyi bulamayıp şoför veya muavine vermeye kalksan emanet almaya yanaşmazlar. Nihayet uzak-yakın tanıdık birini bulur da verirsen bir işi daha ağzına-yüzüne bulaştırmadığına şükredersin.

Emaneti birine emanet ettikten sonra sana sipariş vereni arıyorsun bu sefer, "Emaneti falan kimseye verdim" diye. Bunca hengameden sonra telefonda borcumuz ne kadar" denmez, ardından "Abi, yav bizim şu şi vardı ya, onu ne zaman şideriz" diye üzerine bir yük daha yükleyiverir. İşim ne zaten! Böylece üzerime bir yük daha yükleyiverir. Şükür, işin birini bitirdim ya, öbürüne Allah kerim! Bize de bunun mutluluğu yeter. Allah bana güç-kuvvet versin, böyle dostları da eksik etmesin. Allah onlara ellerini cebine atmayı da nasip etsin...

Eğer siz de benim bu yaptığım işten hoşlanır, homurdanmaz; keşke bize de böyle yük ve yükler sürülse diyorsanız bilin ki size bir telefon kadar yakınım. İsterseniz beni bu vesileyle arayanları size şidebilirim. 24.08.2017

Ahmet BAYDAR'a Tüyolar! *

-Süper Kupaya Süper Ceza-
Trabzonspor-Atiker Konyaspor maçından sonra Konyaspor Basın Sözcüsü Ahmet Baydar, “Trabzon’da resmen katledildik. TS’nin maçı 11 kişi tamamlaması büyük bir hakem başarısıdır.(!) Topsuz alanda üç kez rakibine kasti müdahalede bulunan Pereira ve hakemin gözü önünde Traore’yi hastaneye gönderen, ayağını kıran Durica’nın pozisyona yakın olmalarına rağmen, maça devam etmesine göz yumanlar puanlarımızı resmen gasp etmiştir.

Daha sezonun ilk maçında ortamdan etkilenip düdükleri ev sahibi takımdan yana çalan ve Trabzonsporlu futbolcuların sportmenlik dışı mücadelesini ödüllendirenlerle bu ligin bitmeyeceği ilk maçtan ortaya çıkmıştır. Hakemin gözü önünde gerçekleşen direkt kırmızı kartlık hareketi sarı kartla ödüllendirenlerin bir başka takımın canını daha yakmadan bir an önce tedbir alınması gerektiğini altını çizerek ifade ediyoruz. Bizim bazı kulüpler gibi kolay ve hesapsız gelirimiz yok. Bütçemize göre futbolcu transfer yapıyoruz. Kaybedilen maçın yanı sıra maçın hakeminin sebep olduğu sertlikten dolayı en gözde oyuncumuzu uzun süreliğine kaybettik. Maçın devre arasında hakemler teknik heyetimiz tarafından sertlikten dolayı uyarılmasına rağmen ikinci yarıda bu tutumlarını artırarak devam etmişlerdir. Maddi manevi büyük zarara uğratıldık. Bunun hesabını kim verecek” (konyaspor.org.tr) şeklinde açıklamalarda bulundu. Bu açıklamasını sportmenliğe aykırı bulan PFDK,  Ahmet Baydar'a 45 gün hak mahrumiyeti ve 30 bin lira para cezası verdi.

Az bile ceza vermiş Disiplin Kurulumuz Baydar’a cezayı. Ebediyen mahrum bırakabilirdi aslında. Ucuz kurtulmuş Sayın Baydar. Merhametlerinden olsa gerek. Bu, onun kulağına küpe olmalı, bir daha sınırı aşmamalı. Tamam, Ziraat Türkiye Kupasını aldınız, ardından Süper Kupaya da kondunuz. Anlaşılan Süper Lig şampiyonluğunu gözünüze kestirdiniz. Olacak şey değil bu! Ne kadar başarılı olursanız olun, sonuçta siz bir Anadolu takımısınız. İlk günden kedinin ayağını ayırmalı ki görün Hanya’yı, Konya’yı. Bir defa sizden istenen ligden düşmeme üzerine oyun oynamaktır. Haydi yerinizi, yurdunuzu bilmeden mütevazı kadronuzla şampiyonluğa cüret ettiniz, hakemleri eleştirmek de neyin nesi? Size gereken maçın katledilmesini, en iyi futbolcunuzun ayağının kırılması değildi bir defa. Acılı da olsanız, futbolcunuzun ayağı da kırılsa, hakem rakip takımı koruyup kollasa da maçtan sonra “Hakemlerimiz iyi bir maç yönetti, ayağı kırılan futbolcumuz bunu hak etti, bedelini ayağıyla ödedi, çünkü burada TS’li futbolcu değil, kendi futbolcumuz suçludur, aslında orada bulunması bile hataydı, bereket hakem bu futbolcumuza kırmızı kart göstermedi, biz bu futbolcumuzu ebediyen kadro dışı bırakacağız. Bu hakemlerimizin de bundan sonraki tüm maçlarımızın vazgeçilmez hakemi olmalarını Federasyonumuza önereceğiz” şeklinde bir açıklama yapması daha uygun olurdu. Ama ne edersin ki irticalen konuşmada bunlar aklına gelmedi anlaşılan. Acemilik işte!

Düşene bir tekmede biz vurmayalım. Nezaketen de olsa Sayın Baydar’a geçmiş olsun diyelim ve bir daha başına bir ceza gelmemesi için bazı tüyolar verelim:
·         Takımı –ekibiyle birlikte- küme düşme üzerine yeniden kurmalıdır.
·         Hakem, federasyon vb kişi ve kurumları asla eleştirmemelidir.
·         Kupa, şampiyonluk gibi plan ve program yapmamalıdır.
·         Futbolcusu kırmızı kart görse de, ayağı kırılsa da “Yol kazasıdır, kalan sağlar bizimdir” şeklinde demeç vermelidir. Sportmenliği hiç elden bırakmamalıdır. 23/08/2017

* 26/08/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde "Süper Kupaya Süper Ceza" başlığıyla yayımlanmıştır. 

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Lut Kavmine Rahmet Okutur Günümüz *

Allah Kur'an'da şehvet ve cinselliğin envaiçeşidini yaşamış Lut Kavminden bahseder. Öyle ileri gitmişlerdir ki karşıt cinslerin birbirleriyle ilişkisi bir müddet sonra onları tatmin etmemeye başlamış, hemcinsler birbirine yönelmiş, üstelik bu melaneti alenen herkesin gözünün önünde yapmak suretiyle arsızlıkları su yüzüne çıkmış, Lut peygamberin hanımı bile erkek pazarlama yoluna gitmiş ve evlerine gelen erkek suretli melekleri halkına haber vermiştir. Bu kavim Lutilik ve homoseksüellik dediğimiz sapık ilişki şekliyle tanınmıştır. Lut'un nasihat ve uyarılarını kulak ardı etmişlerdir. Sonunda Rabbin azabı Lut  Kavminin üzerine yağmur yağar gibi taş yağmış, taş üstünde taş kalmamış, yerin altı üstüne getirilerek yerle bir olmuşlardır, helak olmuşlardır. Tarihe lanetli kavim olarak geçmişler. Asırlar geçse de bu ibretlik sapık hareketinin izlerine halen Ürdün-İsrail yakınlarında Lut Gölü civarında rastlanmaktadır.

Kur'an'da detaya girmeden bahsedilen bu kavmi okur, ne kadar da ileri gitmişler, ne de melun insanlarmış derdim. Yatar kalkar onları anlatır, onlara kızardım, hala da kızıyorum. Allah niye anlatıyor bunu? Çeşitlilik olsun diye mi? İbret alınsın, tarih tekerrür etmesin diye değil mi? Ama gel gör ki ibret alındığı falan yok, günümüzde Lut Kavminin yolundan gitme maalesef hız kesmeden devam ediyor. Özellikle kimsenin kimseye karışmadığı/karışamadığı günümüzde kimin eli, kimin cebinde belli değil. Tarih boyunca gizli-kapaklı olarak yürüyen bu şehvet hastalığı dijital ortam, yazılı ve görsel basın sayesinde iyice ayyuka çıkmaya başladı. Açık saçık giyinmeden, eşlerin birbirini aldatmasından; kız-erkeğin el ele, göz göze gelip gezip dolaşmasından, insanların nikahlı-nikahsız yaşamasından, evlenmesiyle boşanmasından, çocukların büyükler tarafından iğfal edilmesinden, kadın ve erkeğin bedenini satarak geçinmesinden geçtim. Zira şimdi kızını satan, evini genel evine çeviren aileleri, yeğeniyle yakalanan amcaları okuyoruz basında. Ensest ilişkinin her türlüsünü görüyoruz videolarda. Karşıt cinslerle ilişkiden bıkıp usandıktan sonra macera aramak için hemcinslerine yönelen Lut Kavminin ortamından farklı değil günümüz. Üzerimize taş yağsa yeridir. Lut'un Kavmi bu iffetsizlik ve şirretliği alenen meydanlarda yaparken  kimse bir şey söyleyemez noktaya gelmiş, en cesaretlisi, "Keşke bu işi az ötede yapsalar" diyebilmiş sadece.

Gün, Lut'un Kavminin günüdür. Şimdi de şehvet ve cinselliğin her türlüsünün yapıldığı günümüzde uçkurunu tatmin edemeyenler bir maceraya atılarak ensest ilişkilere yönelmiştir. Biz ise devletiyle-milletiyle sadece seyrediyoruz, "Bu işi az ötede yapın" bile diyemiyoruz. Önüne gelen "Hayat benim hayatım, kim ne karışır" diyor. Kazara bir şey söylesen basın ordusuyla çıkıyor karşına.

Böyle bir ortamda yaşıyoruz eğer buna yaşama denirse. Günümüz insanını daha kötü günler bekliyor, zira gidişatımız hiç hayra alamet değil. Beynin uçkura bağlandığı günümüzde daha da beterini göreceğiz bu gidişle. Kendimizi, ailemizi bu çirkef bataklığının içinden ne kadar uzak tutarsak halimize şükredelim. Namus ve aile kavramımız, değer yargılarımız sözüm ona bazı sanatçılar eliyle yok ediliyor. İşin garibi her türlü iffetsizliği yapan bu tipler yine sanatlarına devam ediyor, televizyonlara çıkıp programlar yapabiliyor, kasetleri satılıyor ve biz o tipleri izliyor, seyrediyor, kasetlerini alıyoruz. Bana göre bu ne demektir biliyor musunuz? "Aferin sana, ben yapamıyorum bu işleri, sen yap bari. Sana desteğimi ancak böyle sürdürebilirim, başka da bir şey yapamıyorum, kusuruma bakma" demektir.

Boş verelim bu olup bitenleri. Biz yolumuza devam edelim. Arada bir Lut'un kavmine kızmayı ihmal etmeyelim bari!.. 23.08.2017

*05/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.