13 Temmuz 2017 Perşembe

Nedir 15 Temmuz? *


-İçimizde yuvalanmış, kılcal damarlarımıza kadar girmiş bir yapının gerçek yüzünü gösterdiği gündür…
-Tankın, tüfeğin, savaş uçaklarının bir millete vız geldiği gündür…
-Kanmış, kandırılmış bir milletin topyekûn silkiniş hareketidir…
-Bir milletin sabrının taşırıldığı gündür…
-Çanakkale ruhundan sonra ortaya çıkan yeni bir birlik ruhudur…
-Bir milletin var olma mücadelesidir…
-Bir ülkenin yeniden bağımsızlık mücadelesidir…
-Bir ülkenin dış güçlere peşkeş çekilmesine karşı durulduğu gündür…
-40-50 yıldır uyuyan ya da uyutulan bir milletin yeniden tarih sahnesine çıkışıdır…
-Yıllardır içinde biriktirdiği irinleri boşalttığı gündür…
-Hainlere, taşeronlara, sömürgecilere, yedi düvele dur denildiği; geçit verilmediği gündür…
-Dostlarını sevindirdiği, düşmanlarını üzdüğü bir gündür…
-Yamalı bohça gibi görünen bir ülke insanının “Mesele vatansa, gerisi teferruattır” diyerek birlikte hareket ettiği gündür…
-Darbecileri üzerimize salan ABD, NATO ve Batılı güçlerin üzüldüğü ve aylarca kendine gelemediği gündür…
-Dini yönü ön plana çıkan, eğitime gönül vermiş görünen bir yapının, başkasının taşeronu olduğunun tescillendiği gündür…
-Aklını kiraya veren okumuşların intihar günüdür…
-Yediği çanağa pisleyenlerin gerçek yüzünü ortaya çıkardığı gündür…
-Beslenen kargaların gözümüzü oymaya kalktığı gündür…
-Devletin her bir kademesine özellikle stratejik noktalara adamlarını yerleştiren ve devleti ele geçirdiğini sanan bir yapının beceriksizliğinin ortaya çıktığı gündür…
-Devlete liyakat ve ehliyete göre adam alınmamasının iflas ettiği gündür…
-Devlete alınacak kişilerin belli bir zihniyet ve cemaatten olmasının sakıncalı ve tehlikeli olduğunun öğrenildiği gündür…
-Bir milletin yeniden silkinişi, hainlerinin ise arkasına bakmadan kaçtığı gündür...
-Her şeyi affeden bir milletin ihanete asla prim vermediğinin dost ve düşman tarafından öğrenildiği gündür… 
-Bir milletin verilmiş sadakasının olduğu gündür...
-Şehit kanıyla sulanmış bu toprağın 249 şehidin kanıyla yeniden karıldığı, rektifiye olduğu, yeniden sağlamlaştırıldığı ve kenetlendiği  gündür...
-Bir millete şah çekildiği ve milletin mat ettiği gündür…
-İçimizdeki çapulculara pabuç bırakılmadığı gündür.
-Bir milletin birlik ve beraberliğinin kendini gösterdiği gündür…
-“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. / toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.” sözünün cümle âleme uygulamalı olarak gösterildiği gündür…
-“Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” sözünün yanına “Allah bu millete bir daha 15 Temmuzlar göstermesin” sözünün konduğu gündür…
-Bir milletin “Sıradaki hain gelsin!” dediği gündür… 13/07/2017

* 14/07/2018 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


12 Temmuz 2017 Çarşamba

Karpuza çiş yapmak

Kırda iş yapan birisi yerinden ayrılmadan önce kalan tek karpuzunu keser, onun yarısını tıka basa kendi başına yer. Yiyemediği karpuzun yarısını nasılsa yiyemeyeceğim,  buradan ayrılacağım diyerek karpuzun üzerine affedersiniz küçük abdestini yapar.

Gidiyorum, gideceğim derken ayrılamaz yerinden. Biçare bir şekilde kalır orada. Fakat acıkmış ve yiyeceği bir şeyi de yoktur. Sadece üzerine çiş yaptığı karpuz var. Bir karpuza bakar, bir de kendi yediği halta. “Tövbe estağfurullah! Yenir mi?” der. Beklemeye koyulur. Nice zaman geçtikten sonra karnı zil çalmaya devam eder ve tekrar yönünü karpuza döndürür. Ucundan ucundan “Buraya gelmemiştir, şuraya gelmemiştir”  diyerek karpuzu yemeye başlar. Nihayet  kalan karpuzun tamamını yiyerek kendisine bir güzel ziyafet çeker.

Bu bir fıkra. Olmuş mudur olmamış mıdır bilmiyorum. Ama kıssadan hisse.  Adamın pislediğini yediği gibi günümüzde bizde başka şeylerimizi, değerlerimizi, insanlarımızı yemeye başlarız. Fıkrada çiş şuraya gelmemiştir diye yemiş adam. Biz ise çiş değmiştir diye. Aradaki fark budur.

Karpuza çiş yapmayalım, iş yapalım iş... 12/07/2017

11 Temmuz 2017 Salı

Katılıyorum, bu ülkede adalet yok!

-Adalet yürüyüşü hakkında ne dersin?
-Uzun ve yorucu bir yolculuk olsa gerek.
-Zaman zaman çok renkli simalar katıldı.
-Pek takip etmedim. Mesela?
-Meşhur bir üniversitemizin eski rektörü.
-O niye katılmış ki?
-Adaletten dertli anlaşılan, adalet istiyor olmalı.
-Helal olsun, ben öyle sanmıyordum o rektörü.
-Niye ki?
-Zamanında yaptıklarından dolayı kendisine verilmesi gereken ceza verilmediği için adaletten şikayetçi anlaşılan. Gecikmiş adalet adalet değil diyerek yürümüş olmalı.
-Ne yapmıştı ki zamanında?
-Neler yapmadı ki...28 Şubat sürecinde başörtüsü avcılığı yaptı, hatta peruka bile savaş açtı, üniversitesinde 'İkna odaları' kurdurdu, kız çocuklarını doğru yola getirmek için. Çiftliğine başörtülü dişi sinek bile giremedi. Üniversitesinde birçok öğretim görevlisi başörtüsü ile mücadele etmiyor diyerek görevine son verdi. Onun için öncelik başörtüsü ile mücadele idi. Hatta verdiği direktifle gerekirse bilime ara verin ama başörtüsüne geçit vermeyin dedi. Çoğu kız çocuğu okulunu bıraktı, kimi okulunu uzattı. 28 Şubatın önemli aktörlerindendi. O kadar hızlıydı ki başörtüsü ve irticaya karşı orduyu bile göreve çağırdı.
-Bu kadar işi yapan adama ceza verilmedi mi hiç?
-Ceza verilmediği için yürüyüşte ya zaten.
-Pekiyi bu adam niye yürüyor o zaman?
-Adamın vicdanı kabul etmemiş, "Ben o kadar kötülük yaptım, bir zihniyete savaş açtım, onları boğmaya çalıştım, ama bugüne kadar bana ceza veren olmadı. Çünkü bu ülkede adalet yok. Adalet olsaydı ben dışarıda olmazdım. Hak yerini bulsun, gelin beni götürün" demek istiyor olmalı.
-Bir de eski bir belediye başkanı vardı yürüyüşe katılan; sağlık nedenleri dolayısıyla hapisten çıkmıştı.
-Ha evet, o da yürüdü.
-O niye yürüdü?
-O da adaletsizlikten yürümüş olmalı.
-Niye ki bak acımışlar içeride tutmamışlar?
-Yürüyüşe katılarak "Bakın ben sapasağlamım,  bu yaşımda yürüyorum. O halde beni ne diye çıkardınız. Böyle adalet olmaz. Lütfen beni içeriye alınız. Zira adaleti ayaklar altına alamazsınız" demek istiyor.
-Başka kimler katıldı yürüyüşe?
-Kimler yoktu ki, her zihniyetten insan vardı. Masumu da vardı, suçlusu da. Adalet isteyenlerin içerisinde suçlu olanların sayısı daha fazla gibiydi sanki.
-Mesela?
-Resimlere bakarsan anlarsın. Polis ve askere kurşun sıkan, ülkenin altını üstüne getiren kimselerle irtibatını kesmeyeler ve hatta onların yaptıklarına destek verenler de vardı, eski İslamcılar da...Adaletten dertli olanlar da vardı, tuzu kuru olanlar da. Uğruna başörtüsü mücadelesi yapılanlar da. Onları bir araya getiren ortak nokta tek kişiyi düşman görmeleri sanırım.
-Pekiyi sana son bir soru?
-Bu ülkede adalet var mı gerçekten?
-Gördüğüm kadarıyla yok. Çünkü herkes adaleti arıyor. Nasıl bir şeyse. 367 krizini destekleyenler de orada. Şiir okuduğu için ceza alan bir kimseyi tasvip edenlerde. Adalet için yola çıkanlar tam bir çorbaydı yani. İçinde haklı yere yürüyenler olduğu gibi çeşitlilik olsun diye yürüyenler de var, kendini kamufle etmek isteyenler de.
-Bunlara, dün yapılan haksızlıklara sesini çıkarmayanlar denebilir mi?
-Ta kendisi...
-Bu durumda yargı kimseye yaranamıyor desene! Adalet ne zaman olur bu ülkede?
-Yargı rahat bırakılırsa, cezalar caydırıcı olursa, yargı kimseden emir almazsa, yargı para ile cüzdan arasına sıkışmazsa, yargı kimsenin militanı olmayıp vicdanına göre karar verirse, yargıya ehil kişiler aranırsa, herkes hak ve hukuku mahkemelerde ararsa, araya kimseyi koymazsa, yargıçlar iyi yetişirse; suçluyu herkes suçlu, suçsuzu da suçsuz görürse, hak arama herkes tarafından tabii bir hak olarak görülürse, zayıfa verilen ceza güçlüye de verilirse, yargı senin benim değil, milletin yargısı olursa, şeriatın kestiği parmak acımazsa...adalet olur bu ülkede.
-Eyvallah! 11.07.2017