12 Temmuz 2017 Çarşamba

Karpuza çiş yapmak

Kırda iş yapan birisi yerinden ayrılmadan önce kalan tek karpuzunu keser, onun yarısını tıka basa kendi başına yer. Yiyemediği karpuzun yarısını nasılsa yiyemeyeceğim,  buradan ayrılacağım diyerek karpuzun üzerine affedersiniz küçük abdestini yapar.

Gidiyorum, gideceğim derken ayrılamaz yerinden. Biçare bir şekilde kalır orada. Fakat acıkmış ve yiyeceği bir şeyi de yoktur. Sadece üzerine çiş yaptığı karpuz var. Bir karpuza bakar, bir de kendi yediği halta. “Tövbe estağfurullah! Yenir mi?” der. Beklemeye koyulur. Nice zaman geçtikten sonra karnı zil çalmaya devam eder ve tekrar yönünü karpuza döndürür. Ucundan ucundan “Buraya gelmemiştir, şuraya gelmemiştir”  diyerek karpuzu yemeye başlar. Nihayet  kalan karpuzun tamamını yiyerek kendisine bir güzel ziyafet çeker.

Bu bir fıkra. Olmuş mudur olmamış mıdır bilmiyorum. Ama kıssadan hisse.  Adamın pislediğini yediği gibi günümüzde bizde başka şeylerimizi, değerlerimizi, insanlarımızı yemeye başlarız. Fıkrada çiş şuraya gelmemiştir diye yemiş adam. Biz ise çiş değmiştir diye. Aradaki fark budur.

Karpuza çiş yapmayalım, iş yapalım iş... 12/07/2017

11 Temmuz 2017 Salı

Katılıyorum, bu ülkede adalet yok!

-Adalet yürüyüşü hakkında ne dersin?
-Uzun ve yorucu bir yolculuk olsa gerek.
-Zaman zaman çok renkli simalar katıldı.
-Pek takip etmedim. Mesela?
-Meşhur bir üniversitemizin eski rektörü.
-O niye katılmış ki?
-Adaletten dertli anlaşılan, adalet istiyor olmalı.
-Helal olsun, ben öyle sanmıyordum o rektörü.
-Niye ki?
-Zamanında yaptıklarından dolayı kendisine verilmesi gereken ceza verilmediği için adaletten şikayetçi anlaşılan. Gecikmiş adalet adalet değil diyerek yürümüş olmalı.
-Ne yapmıştı ki zamanında?
-Neler yapmadı ki...28 Şubat sürecinde başörtüsü avcılığı yaptı, hatta peruka bile savaş açtı, üniversitesinde 'İkna odaları' kurdurdu, kız çocuklarını doğru yola getirmek için. Çiftliğine başörtülü dişi sinek bile giremedi. Üniversitesinde birçok öğretim görevlisi başörtüsü ile mücadele etmiyor diyerek görevine son verdi. Onun için öncelik başörtüsü ile mücadele idi. Hatta verdiği direktifle gerekirse bilime ara verin ama başörtüsüne geçit vermeyin dedi. Çoğu kız çocuğu okulunu bıraktı, kimi okulunu uzattı. 28 Şubatın önemli aktörlerindendi. O kadar hızlıydı ki başörtüsü ve irticaya karşı orduyu bile göreve çağırdı.
-Bu kadar işi yapan adama ceza verilmedi mi hiç?
-Ceza verilmediği için yürüyüşte ya zaten.
-Pekiyi bu adam niye yürüyor o zaman?
-Adamın vicdanı kabul etmemiş, "Ben o kadar kötülük yaptım, bir zihniyete savaş açtım, onları boğmaya çalıştım, ama bugüne kadar bana ceza veren olmadı. Çünkü bu ülkede adalet yok. Adalet olsaydı ben dışarıda olmazdım. Hak yerini bulsun, gelin beni götürün" demek istiyor olmalı.
-Bir de eski bir belediye başkanı vardı yürüyüşe katılan; sağlık nedenleri dolayısıyla hapisten çıkmıştı.
-Ha evet, o da yürüdü.
-O niye yürüdü?
-O da adaletsizlikten yürümüş olmalı.
-Niye ki bak acımışlar içeride tutmamışlar?
-Yürüyüşe katılarak "Bakın ben sapasağlamım,  bu yaşımda yürüyorum. O halde beni ne diye çıkardınız. Böyle adalet olmaz. Lütfen beni içeriye alınız. Zira adaleti ayaklar altına alamazsınız" demek istiyor.
-Başka kimler katıldı yürüyüşe?
-Kimler yoktu ki, her zihniyetten insan vardı. Masumu da vardı, suçlusu da. Adalet isteyenlerin içerisinde suçlu olanların sayısı daha fazla gibiydi sanki.
-Mesela?
-Resimlere bakarsan anlarsın. Polis ve askere kurşun sıkan, ülkenin altını üstüne getiren kimselerle irtibatını kesmeyeler ve hatta onların yaptıklarına destek verenler de vardı, eski İslamcılar da...Adaletten dertli olanlar da vardı, tuzu kuru olanlar da. Uğruna başörtüsü mücadelesi yapılanlar da. Onları bir araya getiren ortak nokta tek kişiyi düşman görmeleri sanırım.
-Pekiyi sana son bir soru?
-Bu ülkede adalet var mı gerçekten?
-Gördüğüm kadarıyla yok. Çünkü herkes adaleti arıyor. Nasıl bir şeyse. 367 krizini destekleyenler de orada. Şiir okuduğu için ceza alan bir kimseyi tasvip edenlerde. Adalet için yola çıkanlar tam bir çorbaydı yani. İçinde haklı yere yürüyenler olduğu gibi çeşitlilik olsun diye yürüyenler de var, kendini kamufle etmek isteyenler de.
-Bunlara, dün yapılan haksızlıklara sesini çıkarmayanlar denebilir mi?
-Ta kendisi...
-Bu durumda yargı kimseye yaranamıyor desene! Adalet ne zaman olur bu ülkede?
-Yargı rahat bırakılırsa, cezalar caydırıcı olursa, yargı kimseden emir almazsa, yargı para ile cüzdan arasına sıkışmazsa, yargı kimsenin militanı olmayıp vicdanına göre karar verirse, yargıya ehil kişiler aranırsa, herkes hak ve hukuku mahkemelerde ararsa, araya kimseyi koymazsa, yargıçlar iyi yetişirse; suçluyu herkes suçlu, suçsuzu da suçsuz görürse, hak arama herkes tarafından tabii bir hak olarak görülürse, zayıfa verilen ceza güçlüye de verilirse, yargı senin benim değil, milletin yargısı olursa, şeriatın kestiği parmak acımazsa...adalet olur bu ülkede.
-Eyvallah! 11.07.2017

"Nasıl gittiysen öyle gel!"

-Baba!
-Efendim!
-Bana biraz para gönderebilir misin?
-Neredesin sen bir aydır? Eve gel, vereyim.
-Hesabıma havale yapsan.
-Oğlum! Aynı şehirdeyiz. Havaleyle işin ne?
-Ama ben gelemem ki hemen.
-Neredesin sen? Ankara'da değil misin?
-Şey... Ben şehir dışındayım.
-Niye gittin oraya? Hangi şehir?
-Özel bir durum, gelince anlatırım.
-Seninle benim aramda ne özeliymiş bu? Çabuk söyle.
-Bir arkadaşıma bir haksızlık yapılmıştı da...
-Eee...
-Ben de "Bak  giderim" dedim... Öyle.
-Madem gittin, gel geri.
-Gel diyorsun da gelemem ki...
-Niye?
-Çok uzak.
-Neredesin sen?
-İstanbul.
-Ne... İstanbul mu?
-Evet, İstanbul.
-Nasıl gittin oraya?
-Yürüyerek... Ha Gandi olabilir miyim diye düşündüm.
-Oğlum sen kendinde misin? İstanbul'a yürüyerek gidilir mi? Kurt-kuş kapmadı mı seni? Sonra Gandi kim, sen kim ay oğlum. Gandi olacağına kendin olsaydın ya...
-Ağzımdan çıkmış bulundu. Geri dönemedim. Kurt-kuş kapmadı. Devlet korudu beni. Yolda tepki gösterenler oldu, sempatiyle yaklaşanlar da. Bana bozkurt işareti yapanlara ben de aynısını dedim. Ayrıca Gandi'yi geçtim.
-Sonuç... Sonra?
-Ayaklarıma kara sular indi. Geri döneceğim
-İnmez mi ay oğlum! Senin evlatlarım arasında farklı olduğunu biliyordum da böyle bir maceraya atılacağını hiç düşünememiştim. Uğruna yürüdüğün arkadaşın kurtuldu mu bari? Sonra arkadaşının suçu ne idi?
-Yok baba! Nerde... Onun her yılına bir gün yol yürüdüm, ama olmadı. Yorulduğum da yanıma kar kaldı. Suçunu gelince anlatırım. Telefonum dinlenebilir.
-Demek bayram demedin, seyran demedin. Millet Hanya'ya giderken sen Konya'ya pardon İstanbul'a gittin öyle mi? Bir de yürüyerek...Başının cezasını maalesef ayakların çekmiş evlat. Bana arkadaşını söyleseydin, senin de kim olduğunu söyleyecektim ama ucu bana dokunacak. Ne de olsa aynı kanı taşıyoruz.
-Neyse baba, oldu bir kere. Yarın dönmeyi düşünüyorum, gecikmiş bayramını kutlayacağım. Şimdi bana para gönderecek misin?
-Hayır evlat!
-Niye babacığım!
-Evlat az önce söyledin ya "Kızdım kendimi yollara vurdum" diye. Biz baba ile oğuluz ne de olsa. Birçok irsiliğimiz var birbirimizin. Çekmişiz bir kere. Allah çektirmesin. Sen nasıl ki kızıp yorgan yaktıysan, şimdi kızıp yorgan yakma sırası bende. Sen nasıl inat edip o kadar yolu teptiysen şimdi inat sırası bende...
-Bu ne demek baba şimdi?
-Nasıl gittiysen öyle gel demektir. Bir daha kızıp ulu orta iş yapma. Kendi küpüne zarar verme. Bu da senin kulağına küpe olsun...Bu arada seni tebrik ederim. Kızsam da ilk defa başladığın bir işi ağzına, yüzüne bulaştırmadan bitirmişsin.
-Baba, baba, baba... Telefon kapandı. Hay aksi! Bu kadar yol da çekilmez ki şimdi. Ah kafam!.. 11/07/2017