11 Temmuz 2017 Salı

15 Temmuz herkesi kucaklamanın adıdır aynı zamanda **

İçimizdeki taşeronların alet olduğu dış odaklı darbe teşebbüsünün seneyi devriyesindeyiz. Geçen yıl bugün ülke bir uçurumdan döndü. Düşman askerlerinin bile yapamayacağı bir gözü dönmüşlük haliyle karşımıza çıkan hain şebekesini bir millet topyekûn bertaraf etti. Verilmiş sadakası varmış ülkenin.

15 Temmuz'un iki yönü vardır; biri kalkışma yapanların içimizden çıkması, milletin üzerine topla, tüfekle gelmeleri; diğeri bunlara karşı bir milletin destansı cevap vermesi; tanka, tüfeğe, uçağa boyun eğmemesi. 249 şehidimize mal oldu bu gece bize. 2193 de yaralımız var. Ölümü göze alanların karşısında hangi bir güç durabilirdi ki. Duramadılar pes ettiler. Kimi kaçtı gitti, kimi kıvırsa da alacağı cezayı bekliyor içeride. Devlet, yıllarca gafletinden içinde biriktirdiği irinlerinden temizleniyor şimdi.

Bir gece içimizdeki sinsi hainler eliyle  bir başkasına peşkeş çekilmekten kurtuldu ülke. Hani direkten döndü denir ya. İşte öyle bir şey bu.  İkinci bir kalkışmaya rağmen meydanları aylarca terk etmedi, geceyi meydanlarda geçirdi. 15 Temmuz ile bu millet ne kadar övünse azdır. 

Bu gece hainler ve bunların arkasındaki ağa babaları, bir milletin devletiyle bütünleşmesini gördü. Başkomutan emretti, millet yerine getirdi. Her şehrin onlarca anısı var anlatacak. Bu gece yaşananlar hem anlatılacak, hem de bu gece bizi can evimizden vurmaya kalkanlar lanetlenecek. Aynı zamanda bir anlık gafletin nelere mal olacağını ve bundan sonra neler yapmamız gerektiğinin  hesabını yapmamız gerekecek.

Devletin kılcal damarlarına girmiş ve devleti ele geçirmiş bu hain şebekesinin başarılı olamamasında ne yaptığını/yapacağını bilen bir Cumhurbaşkanı ve bu milletin topyekûn mücadelesi ve birlikte hareket etmesi var. Bu milletin kahir ekseriyeti birlikte hareket ederek bir sinerji meydana getirdi. Ülkenin en büyük kazancı budur. 15 Temmuz başarısının artarak devam etmesi isteniyorsa oluşan bu birlik ruhunun devam ettirilmesi, kimsenin ötekileştirilmemesi gerekiyor. Suçluyla mücadelede bir arkeologun kazı çalışması gibi bir yöntem izlenmelidir. Unutulmamalı ki içimizde neşvünema bulan bir örgütün 40-50 yıllık bir çalışması var gerimizde. Kaç nesli kendine bende etmiştir? Varın siz düşünün. Bu yapı ile şu ya da bu şekil irtibatlı olanlar yapının bu sinsi yüzünden ne kadar haberdar, ne kadar destek verdi? Bunların iyi irdelenmesi gerekiyor. Sosyal olaylarda bunu kestirip atmak güçtür. Hele içimizde kriptolarının olabileceği düşünülerek her bir birey enine-boyuna iyice tartılmalıdır. Devlet istihbaratıyla bunu yaparken çok gizli yürütmelidir. Suçluyla mücadele edeceğim derken sapla-samanı karıştırmamalıdır. Masum insanları üzmemelidir. Halihazırda halkın bir kesiminde FETÖ, tıpkı Ergenekon ve Balyoz davaları gibi sulandırılmaya gidiyor, algısı oluşmaya başladı. Suçluyla mücadele edeceğiz derken birlik ruhunu bozmamak lazım. Eğer içimizdeki bu birlik ruhu bozulursa inanın 15 Temmuz’da başarılı olamayan FETÖ ve onun dış destekçileri amaçlarına ulaşmış olacaktır. Belki de istedikleri budur. Darbeye bilfiil katılanlar, teşvik edenler, başarılı olamayınca kaçanlar ile sonuna kadar mücadele edilmesinde ve içimizde kripto olanların ve hala FETÖ adına çalışanların tespit edilmesinde büyük yarar vardır.  Kamudan ihraç edilenler içerisinden mağdur olanları tespit etmek için kurulan OHAL komisyonu iyi ve derinlemesine çalışmalıdır. İhraçların içerisinde masum olanlar varsa hemen görevlerine döndürülmelidir. Kuvvetli delil yoksa devletin ileride yüklü tazminatlar ödememesi için yeni bir yol haritası bulunmalıdır. Yargılamaların adil olması için yargı, elinden gelen gayreti göstermelidir. Kamudan ihraç edilenlerin ailesinin ve çocuklarının bir devlet düşmanı olarak yetişmemeleri için devlet gerekli tedbiri almalıdır. Babası ve annesi ihraç olan bir çocuk sağlıklı bir ev ortamında büyüyemez. Bunun için uzmanlardan destek istenmelidir. Devlet bir daha FETÖ vb yapılarla karşılaşmamamız için cemaatlerin şeffaf olması için gerekli tedbiri almalıdır ve cemaatleri denetlemelidir. Devlet bürokrasisini bir cemaate ihale etmemelidir.

Gördüğümüz gibi darbe teşebbüsünün üzerinden bir yıl geçmiş ve devletin yapması gereken çok işi var. Allah bu millete bir daha böyle acılar yaşatmasın. Gözümüzü dört açmamız gerekiyor. 10/07/2017

** 12/07/2017 tarihinde kahta söz' de yayımlanmıştır.



10 Temmuz 2017 Pazartesi

Egzozuna susturucu takmayan mobilet sürücülerine ne yapalım?

Havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte Konya'da mobilet veya motosiklete binmelerde artış olur. Dar gelirlinin ayağını yerden kesen bir binit. Zira hem ekonomik, hem de kullanışlı özellikle gençler için. Kimi ihtiyaç olduğu için kimi de macera için sürüyor bu binitleri.

Toplu taşımaya para vermeyeyim diye dar gelirli işine gidip gelirken mobiletleri tercih eder. Kimseyi de rahatsız etmez gidip gelirken. Şimdilerde daha ekonomik elektrikli bisikletler çıktı. Bunlar ise sessiz. Ne zaman arkandan geleceği, ne zaman yanından sessizce geçeceği belli olmaz. Zaman zaman ürkütmüyor da değil. Motosikletlerin bir de kulakları tırmalarcasına bağıranları var, herkesi rahatsız eden. Bunlar egzozdaki susturucuyu çıkaranlardır. Baba parasıyla sabah akşam sağda solda hoydur hoydur gezen ve kaç mahalle ötedeki insanları rahatsız eden tiplerdir bunlar. Sopalık adamlar yani. Onların da sabahtan akşama işleri "Milleti nasıl rahatsız ederim,  yanlarından geçerken insanları nasıl kendime baktırırım, nasıl arkamdan hayır dua ettiririm" niyetindedir. Millet kızdıkça, arkalarından el-kol hareketi yaptıkça bunlar, "Doğru yoldayız, amacımıza ulaştık" diye sevinir durur. Onlar diyorum. Bunlar tek kişi olmazlar. Birkaç kişi bir araya gelerek bir çete olurlar. Akşama kadar şurası senin, burası benim dolaşırlar. Nerede akşam orada sabahlarlar. Para babadan, dua milletten. Hani bizde kiminin parası, kiminin duası derler ya, işte öyle bir şey bu. 

Polislerin ve milletin baş belasıdır bunlar.  Zaman zaman polis bunları kovalasa da, mobiletlerine el koysa da nereden buluyorsa buluyorlar, ertesi günü yine çıkıyorlar araziye. Nasıl yapalım, ne edelim de bu garip gürültüden kurtulalım? Yapmayın çocuklar, gençler desek daha fazla ekşiyorlar çevremizde. Acaba bey amcanın yaptığı yöntemi uygulasak işe yarar mı? Hani bir amcanın penceresinin dibinde sürekli gürültü yapanlara amca, “Çocuklar, ben gürültüyü severim, her gün benim evimin önünde iki saat gürültü yapacaksınız, bunun karşılığında ben size günlük beş lira vereceğim, der. Çocuklar sevinir bu duruma. Hem gürültü yapacaklar, hem de karşılığında para kazanacaklar. Ne ala iş. Çocuklar her gün gelerek gürültülerini yapıp karşılığında yevmiyelerini alıp gidiyorlar. Bir müddet sonra amca, çocukları toplayarak ‘Çocuklar maddi sıkıntı yaşıyorum, bundan sonra yevmiyenizi dört liraya düşürüyorum, çalışırsanız böyle’ der. Çocuklar, ‘Hiç yoktan iyi’ deyip gürültü yapmaya razı olurlar. Her birkaç gün arayla amca çocuklara derdini anlatıp yevmiyelerini düşürüyor. Çocuklar para düşse de gürültü yapmaya devam ediyorlar. Sonunda amca çocukların yanına gelip ‘Çocuklar artık size bundan sonra para veremeyeceğim, parasız gürültü yapacaksanız devam edin, yok yapmayız derseniz siz bilirsiniz’ deyince çocuklar, ‘Amca! Kusura bakma, biz parasız iş yapmayız’ diyerek amcanın penceresinin önünden uzaklaşmışlar. Biz bu kulaklarımızı sağır edecek şekilde mobiletini bağırta bağırta kullanan gençlere böyle bir yöntem uygulasak nasıl olur? Bu yöntem çözüm olabileceği gibi çocukları iyice azdırabilir. Yani ters teper.

Aslında bir başka yöntem daha var. Bu yöntem kesin çözüm olur gibi geliyor bana. Öncelikle emniyet şehrin dışında bir pist oluşturacak, bu pistin içinde üç-beş tane susturucusu olmayan mobilet bulunduracak. Şehrin içinde mobiletini bağırtan çocukları toplayıp bu pistin içine bırakacak. Oluşturulan mobilet ekibi bu çocukların etrafında mobiletini bağırta bağırta sürecek. Rahatsız olup kulaklarını kapayan olursa polis önce uyaracak, sonra belindeki copuyla ellerini kulaklarından çektirecek. Çocuklar, “Biz hatamızı anladık, yaptığımıza eşekler gibi pişmanız, yeter bu işkence” deyinceye kadar bu işlem devam edecek. Sanırım bundan başka çözüm yolu da yok gibi geliyor bana. 

İşin özü; mobiletlerimiz ya sesli ya da sessiz. Yok mu bunun ortası? Biri kulakları patlatır, diğeri sessizce yanında biterek korkutuyor.  10/07/2017


Asıl kimden korkacaksın?

Bir makama, bir mevkiye gelmişsek, bir yerde şöhret olmuşsak, cemaat veya partimizi bir yerden alıp bir yere gelmişsek yerimizi sağlamlaştırmak veya hep gül bahçesinde oturmak için ilk işimiz içimizdeki muhalefeti  bir vesileyle sustururuz. Onların bizi eleştirmesine imkan vermeyiz. Yerinde rahat durmuyorsa bir yolunu bulur, kapının önüne koyarız. Geri kalanlar da -eşek değiller ya- mesajı aldıkları için bizimle iyi geçinmenin yoluna bakar, bize olur olmaz taltiflerde bulunur. 

İçerideki muhalefeti bu şekilde kestikten ve yerimizi sağlamlaştırmak sonra dışarıdan gelebilecek eleştirileri de kesmek için bir icraatın içine gireriz. Kimine iftira diyerek cevap veririz, kimine aba altından sopa göstererek haddini bildirmeye çalışırız, kimine mavi boncuk dağıtırız. Adam hala durumdan bir vazife çıkarmamışsa artık sizden günah gider. O kişiyi makamından, mevkisinden, işinden ve aşından etmek için her yolu bizi destekleyen adamlarımız vasıtasıyla yaparız/yaptırırız. Ya da bize şirin gözükmek, bizimle geçinmek zorunda kalan patronu, kraldan daha fazla kralcı kesilerek emrinde çalıştırdığı insanın biletini keser.

İçeriden ve dışarıdan kendimize karşı yapılan veya yapılma ihtimali olan eleştirileri kesince/kestirince derin bir oh çekeriz, kendimizi ve bulunduğumuz yeri şairden uzak bir şekilde garanti altına aldığımızı düşünürüz. Aslında böyle yapmakla iyi mi yaptık? Asla. Kendimiz için sonun başlangıcını belirleriz bu şekilde. Kendi elimizle boynumuza ipi geçiririz farkına varmadan.

Toplum adına bir hizmet ifa ediyorsak içeriden ve dışarıdan gelebilecek seviyeli eleştirilere açık olmamız gerekir. Biz asıl konuşandan değil, konuşmayandan korkmalıyız. Nasıl ki havlayan köpek ısırmazsa konuşan da eleştirmek suretiyle eteğindeki taşları dökmüş olur. Tüm sermayesi budur, başka da yapacak bir şeyi yoktur. Sana düşen yapılan eleştirilerde gerçeklik yoksa gerekli yollarla kamuoyunu bilgilendirmektir. Eleştirilerde haklılık payı varsa kendini düzeltmek suretiyle gerekli tedbiri almaktır. Kendine ve yaptığı işe güvenenden beklen davranış budur. 

Anlatmak istediğim eleştirilere açık olmaktır, şeffaflık bunu gerektirir. Buna malına güvenme denir. İnsanımız bugün niçin mağaza ve işletmeleri bırakarak büyük mağazalara yöneldi? Aldığı malı küçük esnafa götürdüğü zaman esnaf ayıbını kabul etmedi, malı değiştirme yoluna gitmedi. Bu sefer millet ne yaptı? Büyük mağazalara yöneldi. Çünkü büyük mağazalar, bir özrü olmasa da malını geri aldı. Zira günümüzde her şeyin bir alternatifi vardır. Kişiler de işgal ettikleri makam, mevki ve şöhret dolayısıyla alternatifsiz değildir. Hele buradakilerin etrafına korku saldığını, onların büyüklenip kibirlendiğini gördüğü zaman yavaş yavaş oradan sıvışır, alternatife doğru yanaşmaya başlar. Rahat konuşamadığı için karnından konuşmaya, alttan alta altını oymaya yönelir. Bu da en tehlikeli bir durumdur. 10.09.2017

Sözümüzü Ömer DİNÇER’in 10/07/2017 tarihli Habertürk gazetesinde çıkan makalesinden bir bölümle bitirelim: “DOĞRU söz acıdır” . İbni Zafer Dostun eleştirisine iyi niyetle, rakibin eleştirisine ise toleransla yaklaşmakta fayda vardır.  İbni Zafer ile başlamıştık, onunla bitirelim: Hükümetin sertliği halkı daha önce akıllarından bile geçirmedikleri bir eyleme sürükler.” Bu yüzden, “Yöneticiler arasındaki en ihtiyatlı kişi, insan zihninin öngörebileceği her türlü beklenmedik olaya karşı önceden tedbir alandır.” 10/07/2017