23 Haziran 2017 Cuma

Öğretmenlerin seminer döneminden kesitler

Haziranda iki ve eylülde iki hafta olmak üzere öğretmenler mesleki çalışma adı altında seminere alınır. 09.30-12.30 arasını kapsayan seminer saatlerinde öğretmenlerin neleri konu edineceğiyle ilgili Bakanlık bir çalışma programı da gönderir. Seminerin ilk haftasını öğretmenin görev yaptığı okulda ikinci haftasını ise istediği ilde yapma seçeneğini de sunar Bakanlık.

Her seminer döneminde küçük değişiklikler olsa da değişmeyen Din Kültürü branşında olan öğretmenlerin bir okulda toplanmasıdır. Mesleki çalışmaya çok önem verdiğini gönderdiği programla ortaya koyan Bakanlık, seminerlerin plan dahilinde verimli geçmesi için il ve ilçe MEM'lerin tedbirler almasını ister.

Seminer konularına bakınca farklı yerlerden mesleki çalışmaya katılan öğretmenlerin fikir alışverişinde bulunmasını, müfredatı değerlendirmelerini istediğini anlıyoruz Bakanlığın. Fakat gel gör ki Ankara'dan siparişle gelen plan ve program taşrada paydaşlar tarafından iç edilmektedir. Bunda iyi bir planlama yapamayan il ve ilçe MEM'lerin payı olduğu kadar okul müdürlüklerinin ve mesleki çalışmaya katılan öğretmenlerin dostlar alışverişte görsün türünden ipe un serer bir şekilde davranış sergilemelerinin payı büyüktür. Koca ikişer hafta heba edilmekte ve devletin öğretmenlere ek ders ödeyerek ettiği masraf da işin cabasıdır. Seminer döneminde öğretmenler de güzel bir davranış sergilememektedir. Görüntü, maçın uzatmalarını oynayan bir takım görüntüsüdür. Durum, oynamak istemeyen gelinin yerini dar görmesinden ibarettir. Seminer izlenimlerden biraz örnek verelim:

Öğretmen ölümüne gelir seminere. Çünkü bir faydası olmayacağı kanaatindedir. Hışımla gelir seminer günü belirlenen yere.  İlk işi sağına soluna bakar. Çünkü gözü imzadadır. İmzasını attı mı sabah işini halletmiş olur. Ardından gözünü bahçedeki bir ağacın altına diker. Bir de oturmak için belediyelerin verdiği bank bulabilirse keyfine diyecek yoktur. Banklara eğitim ve öğretim döneminde hep öğrenciler oturmuştur. Şimdi oturma sırası kendisindedir artık. Zaten öğretmen de öğrencinin büyümüş şekli değil mi? Havanın durumuna, Güneşin durumuna göre bankın yerini değiştirir. Kolay kolay da kalkmaz yerinden. Çünkü oturduğu banka göz dikenler vardır. Kalkıverse bir başkası oturacak. Yanında muhabbet edeceği kişiler varsa yavaş yavaş açılır, konuşmaya başlar; ülke siyasetinden, eğitimin durumundan bahseder, eleştiri ve tenkitlerin bini beş paradır artık. Kim tutar onu. Biri bırakır, öbürü başlar. Aklına da aşıktır. Çünkü yoktur böylesi akıl. Konuşmalardan yorulunca sol elindeki telefona doğru gider bu sefer gözü. Son model telefonuyla sosyal medyaya bir göz atar, ardından haberlere gider durur sağ eli. Ara ara saatine bakar, ne zaman gelecek bu 12.30 diye. Oturmaktan sıkılan gider kendisine bir sınıf bulur, biraz da orada oyalandıktan sonra hapishanedekilerin adımladığı gibi bahçeyi biraz kolaçan eder. 12.00 gibi de imza sirküsünün piyasaya çıkmasını bekler. Hala çıkarıp imzaya sunmayan müdür yardımcılarına da pek iyi gözle bakmaz. Niye durduyorlar ki boşu boşuna. Yarım saat öncesinden kuyruğa girer. İlk sırada yer kapanın sevincine diyecek yoktur. Çünkü ilk imzayı o atacaktır. Attı mı keyfine diyecek olmaz. Hapisten çıkmış gibi sevinecektir. Bir de başkasının yerine imza atmasın diye dik dik bakan müdür yardımcısı olmasa da “Benim yerime de çivileyiver” diyen arkadaşının yerine imza atıverse bir günün seminerini geçirmenin mutluluğu içerisinde evinin yolunu tutacaktır.

Biz hemen semineri başlatıp bitirdik, tüm semineri bundan ibaret sanmayalım. 25’erli gruplar halinde sınıflara pay edilen öğretmenlere gelince içlerinden biri zorla başkan seçilir, yanına da bir raportör verilir. Gündemi konuşmak lazım hep birlikte. Birkaç kişi konuşur, diğerleri ellerinde telefonla oynar durur; oflayanı, sızlayanı mı ararsın…hepsi var. Kimi çocuğunu getirmiş yanında. Kimi kah bahçede, kah koridorda, kah sınıfta çocuğunu avutur. Telefonu gelen koridora çıkıp konuşma yapar. Gündem kimsenin umurunda değildir.

Seminerin bitiminde istenen rapora gelince bunun için çok çaba sarf etmeye gerek yok. Her zümrenin yıllık planından, zümresine varıncaya kadar faydalandığı bir sitesi var. Nasılsa o site onlar adına raporu da hazırlamış, kitap ve müfredatı irdelemiştir. Oradan kes-kopyala yapılır, okul zümre başkanına teslim edilir. O da tüm raporları birleştirerek ilçe MEM’e, e-posta yoluyla gönderir. İlçeler il MEM’e, onlar da tüm raporları birleştirerek Bakanlığa gönderir. Böylece bir seminer daha yoğun ve yorucu bir şekilde geçirilmiş, paydaşlar görevini yapmış olur. Alan razı, veren razı. Kime ne? Kimi memleketinin, kimi de evinin yolunu tutar.

Tüm bunlar olup biterken okul idaresi odasındaki koltuğu bırakmaz. Gruplar ne yapıyor diye koltuğundan kalkıp bakma yoluna gitmez. Zira kalkarsa biri gelir koltuğuna oturur. Onların tüm derdi bu kadar öğretmeni niçin kendi okullarına verildiğidir. Seminerin bitiminde herkes rahat bir nefes alır. Eylüldeki seminerde buluşmak umuduyla herkes çil yavrusu gibi dağılır.

Bakanlık, öğretmeni bilgilendirmek amacıyla aşağı yukarı her güne yarım saatlik bir konuşmacı ayarlar. EBA’dan öğretmenlerin izlemesini ister. Akıllı tahta marifetiyle dinlemek için salonlarda yerini alan öğretmen bir türlü Bakanlıktan konuşmacıyı dinleyemez. Çünkü herkesin dinlemek için aynı anda açtığı etkileşimli tahtanın alt yapısı kaldırmaz bu yükü. Ne zaman hatip konuşmasını bitirirse EBA da kendine gelir.

Gördüğünüz gibi paydaşların tümünün isteksizliğine rağmen sorunsuz bir şeklide seminer dönemi de sona erer. Evli evine, yolcu da yoluna gider. Körler-sağırlar bu şekilde birbirini ağırlamış olur. Önemli olan rapordu. O da zaten hazırlandı biliyorsunuz.

İyi tatiller öğretmenim! Çok yorulduk. Tatili de hak ettik. Hepimize iyi gezmeler. Ek dersimiz bu ay biraz düşük ama olsun, en azından bizim için bir el harçlığı olur. O da temmuzun ilk haftası yatar. Dua edelim Allah affetsin bizi! 23/06/2017



Herkes kendi liginde olmalı değil mi?

Sanal ve gündelik hayattan bir arkadaşım, 2017 Kadir gecesi günü sayfasında  ardı arkasına iki paylaşımda bulundu. Önce o paylaşımları aktarıp ardından değerlendirmede bulunmak istiyorum. 

İlk paylaşımı; “MAKAM MEVKl SAHlBl OLUP DA 5 DAKKADA 3000-5000 BEĞENİ VE YORUM ALlP; SADECE MEVKİDAŞLARlYLA MUHATAP OLAN SAYIN BÜYÜKLERİM SİZİN DE KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.” şeklindedir. İnce bir gönderme yapmış sayın hocam. Öncelikle kendisini tebrik ederim. Bir zekanın ürünü ne de olsa. Paylaşımını büyük harflerle yapmış olması da kırgın ve kızgınlığını göstermektedir. İçeriğinde yerden göğe kadar haklı olsa da maalesef sayın hocamın alacağı yoktur. Çünkü herkes kendi liginde oynamalıdır. Asla yukarıya gözünü dikmemeli, yazıp paylaştıklarını makam sahiplerinin beğenip yorum yapmasını bekleme yoluna gitmemelidir. Kendisini inşallah yakın zamanda iyi makamlarda görürüz. Ki bunu fazlasıyla hak ediyor doğrusu. Ama muhtar fıkrasını da unutmamalı derim kendisine. Hani adam muhtar seçildikten sonra evinin balkonunda eşiyle birlikte yemek yerden eşine aşağıdakileri göstererek “Hanım! Nereden nereye…Daha biz de dün şu aşağıdakiler gibiydik” demiş ya. Umarım paylaşımı yapan kardeşimiz de hak ettiği makam ve mevkilere gelince muhtarın yaptığı gibi olmaz. Ama şunu da unutmamalı hocamız, yukarıda olmak başka bir şey, insan tatmayınca bilemez. Makamdan insan aşağıdakilere acıyarak bakıyor, ama acıdığıyla kalıyor. Fakat gözü hep yukarıdadır. Çünkü yükselmenin sınırı yoktur. Sonra neyi eksiktir onun da diğerlerinden? Gözünü aşağıya çevirirse yukarıları göremez. Mutlaka yukarıdakilere göz kırpmalıdır. Senin paylaşımını beğenip de ne yapacaktır? Sonra kendisine bir fayda sağlamaz. Biliyorsunuz Super Lig’deki bir takımın PTT Ligindeki bir takıma gol atması hanesine puan yazdırmaz. Bu, boşa kürek çekmek gibidir. Makam sahiplerinin kendisiyle aynı sayfada görünmesini bir şans, Allah’ın bir lütfu olarak görmeyi bilmeli. Dolgu malzemesi olarak onların paylaşımlarını beğenmeli, yorum yapmalıdır. Bu konuda son söz kendisine, “Yerini ve haddini bil sayın hocam!”

İkinci paylaşımı: “FACEBOOK'TA OLUP DA HİÇ ORTAMA GİRMEYEN; HER ŞEYİ GÖREN BİLEN  GİZEMLİ ARKADAŞLAR! SİZLERİN DE KANDİLİ MÜBAREK OLSUN.” şeklindedir. Bu paylaşımı da yerinde ve doğru maalesef.  Böylelerinin sayısı çoktur. Bu tipler ne paylaşımda bulunur ne de paylaşılanı beğenip yorum yazarlar. Bu sanal aleme girmez, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranırlar, her türlü paylaşıma göz atarlar ve çıkarlar. Toplum içerisinde de paylaşımlardan haberi yokmuş gibi davranmayı iyi becerirler. Bunlar tecahülüarif sanatının sosyal medyadaki uygulayıcılarıdır. Niyetleri nedir bilinmez ama mutlaka bir bildikleri vardır. İçlerini yarıp bakma imkanımız yok. Onlar hakkında sadece yorumda bulunabiliriz. Bunlar sosyal medyaya çok takılır görüntüsü vererek seviyelerini düşürmek istemiyor olabilir. Paylaşımlarda renk verdiği takdirde görüşünün ortaya çıkacağını ve ileride gelmek istediği makama engel olabilir endişesini taşıyor olabilir. Bunların bir iyiliği sosyal medyadaki arkadaş sayının fazla olmasına katkıda bulunurlar. Bunu da onların bir iltifatı olarak değerlendirmek lazım. Seninle aynı profilde yer almak aynı zamanda bir cesaret örneğidir. Eksik olmasınlar!..

İster katılır ister katılmazsınız. maalesef benim değerlendirmem bu şekilde acıdır. 23/06/2017

Seneye ramazanda görmek istemediklerim... **

Bir ramazanı daha uğurluyoruz hayırlısıyla. Rabbimden başka ramazanlarda kavuşturmayı nasip etmesini niyaz ederim. Bu ramazan bitti bitmesine. Umarım değerlendiren kimselerden olmuşuzdur. Bu ramazanı uğurlarken -kavuşmayı nasip ederse Rabbim- önümüzdeki ramazana görmek istemediklerimi sıralamak istiyorum:
1.      Sahura kaldırma adetlerimizden olan davulcu tutma ve davul çalmaya bir son verilmeli. Bu adet geçmişte çalar saatin olmadığı dönemlerde bulunmuş en güzel sistemdir. Bugün böyle bir ihtiyaç kalmamıştır. Üstelik çoğu kimsenin mesai kavramı farklıdır. Kimimiz vardiya usulü çalışmakta, kimimiz sahuru beklemekte. Artık benim uyku saatim başkasının iş vakti olabiliyor. Sahur saatlerimiz farklılaştı demek istiyorum. İnsanları kendi haline bırakmak lazım. Bazı evlerde bebek olabilir, davulcu sesiyle çocuk korkabilir. Hani bazı arabalarda “Dikkat, bebek var!” uyarısını görürüz ya. İşte evlerde de mışıl mışıl derin uykuya dalmış çocuklarımız var. Bu konuda hassasiyet lütfen!
2.      Belediyelerin mahalle mahalle dolaşıp iftar verme adetini terk edip asli görevlerine yönelmeli. Sosyal belediyecilik anlamında ben mutlaka vereceğim diyorlarsa tespit ettikleri fakir-fukara, garip ve gurabaya bir ay değil 365 gün yemek vermeli, açacakları aşevleri vasıtasıyla.
3.      Belediyelerimiz teravih vakti ramazanın havasını bozan etkinliklerine son noktayı koymalı, belediyenin imkanlarını sanatçılara peşkeş çekmemeli. Asli görevine dönmeli. Bıraksınlar dileyen teravihe gitsin, dileyen kendi parasıyla eğlence yerlerine gitsin.
4.      Başta belediyeler, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşları kalburüstü kişilere iftar vermekten imtina etmeli, kaynaklarını milletin asli ihtiyaçlarına harcamalı. Yok, illaki iftar vermeleri gerekiyorsa bu işi milletin sırtından değil, kendi ceplerinden karşılamalılar. Yok buna gücümüz yetmez deniyorsa onlardan tek isteğim, bu işi cümle aleme duyurmadan yapmalılar.
5.      Ramazan ayına denk gelen merkezi sınavlara bir ayarlama yapılmalı. Öğrenciler için hayat ve memat sınavı olan sınavlara çocuklarımız oruç değilken girmeliler. Çocuklar oruç tutup tutmama ikilemi içerisinde bırakılmamalı. Din görevlileri, “İsteyen öğrenci oruç tutmayabilir” fetvası verme durumunda  kalmamalıdır.
6.      Orucun başlama, imsak ve iftar vakti konusunda farklı görüş sahipleri ramazandan önce bir araya gelerek kozlarını paylaşmalı, ramazan gelince kimse eteğindeki taşı döküp milletin kafasını karıştırma yoluna gitmemeli.
7.      Ramazan ayında yemek yemek, adakta bulunmak, dilekte bulunmak için türbelere akın eden insanlara bu yaptıklarının doğru olmadığı yetkililer tarafından açıklanmalı, hala ben bu işi yapacağım diyen varsa güvenlik kuvvetleri vasıtasıyla o mahalden uzaklaştırılmalı. Türbelere değişik saiklerle akın edenlerin görüntüleri televizyonlardan yansıtılmamalı, canlı bağlantı ile bağlanma yoluna gidilmemeli. 22/06/2017

** 30/06/2017 günü kahta söz gazetesinde yayımlanmıştır.