31 Mart 2017 Cuma

Hangi birimiz yaşıtı bir ağacı olsun istemez! *


Mart ayı baharın başlangıcı. Aynı zamanda ağaç dikme mevsimi. Bu zamanda kamu kurum ve kuruluşları ağaç dikme seferberliğine katılır. Özellikle belediyeler öncülük yapar bu konuda. Genelde ağaç dikmeye  lise öğrencileri götürülür.

Karasal iklimin hakim olduğu İç Anadolu'da kuraklığımız eksik olmaz. Hem yağmuru çekecek, hem heyelan ve toprak kaymasını önleyecek tedbirler almamız gerekir. Bunun yolu da ağaç dikip onu yetiştirmekten geçer. Yetkililer de bunun farkında olmalı ki her yıl ağaç dikmede yarışır. Hatta bilmem kim hatıra ormanı diye de bir tabela çakılır. Hayırlı bir iştir. Yarış olmalıdır. Nedense yılda o kadar ağaç dikilmesine rağmen gözle görülür ne ormanımız var, ne de ağacımız. Çünkü diktiğimiz fidanların yanına bir daha uğramayız da ondan.

Küresel ısınmanın kendini iyice hissettirmeye başladığı günümüzde çoğu yıllarda hep kuraklık sıkıntısı yaşamaktayız. Bunun için hangi bölgeye, hangi toprağa hangi ağaç gider etüdü yapılmalı önce. Ardından ağaç dikmeden önce dikim alanının etrafı tel ile çevrilmeli. Usulüne uygun fidan dikiminden sonra damlama sistemi döşenmeli. Fidanlar büyüyüp tehlikelere karşı kendi kendini korur duruma gelinceye kadar mutlaka orman alanının bakımını yapacak yeteri kadar çalışan olmalıdır.

Devlet-millet el ele vererek ağaç dikiminde ciddi bir seferberliğe gidilmelidir. Bu konuda millet bilinçlendirilmeli ve duyarlı hale getirilmelidir. Bir insan ölünceye kadar ülkesine kazandıracağı ağaç sayısı belirlenmelidir. Örnek verecek olursak her doğan çocuk için nüfus cüzdanı çıkarılmaya gidildiği zaman ailesi daha önceden belirlenen yere ağaç bedelini yatırmalıdır. İlkokula, ortaokula, liseye ve üniversiteye başlarken, bu okulları bitirirken, evlenirken, asker vb yere giderken, iş yeri açarken, kamu veya özel işe girerken, emekli olurken devletin belirdiği yere fidan bedeli ödemelidir. Ölen kimse adına vereseleri yine ağaç bedeli yatırmalıdır. Yıllık belirlenen fidan bedelini ödeyen kişiye ödeme belgesi verilmelidir. Belgede dikilecek ağacın türü, mevkisi, ada, pafta ve parsel numarası yazılı olmalıdır. Kişi adına fidan dikilmeli, fidanın uygun yerine fidanın kime ait olduğu, ne zaman dikildiği yazılı olmalıdır. Dikilen her bir ağaç-orman alanı kendi haline terk edilmemelidir. Sulama işini yapacak, otları yolacak, ağaç diplerini açacak, yeri geldiği zaman budayacak yeteri kadar görevli istihdam edilmelidir. Burada çalışanların ücreti de alınan fidan bedellerinden karşılanmalıdır, ya da belediyeler eleman görevlendirmelidir.

Yıllar geçtikten sonra elindeki belgeye göre vatandaş kendi adına dikilen ağacı görmeye gitmeli, hatta altında piknik yapabilmelidir. Bu ziyaretinde geçmiş anılar bir bir gözünün önüne gelir. Kendisiyle yaşıt  olan ağacını gören kişi hatıralarıyla baş başa kalmalıdır. Hangi okula ne zaman başladığını, ne zaman bitirdiğini ağacının şeceresine bakarak geçmişi yadetmelidir.

Önerilerim belki birilerinize garip gelebilir. Ben ciddiyim bu konuda. İster dediğim şekilde ister bir başka şekilde mutlaka bu alana el atılmalıdır. İnsan hayatı kadar ciddi bir meseledir bu. Yeter ki devlet bu konuda yasal bir düzenleme yapsın. Hayatının her önemli safhasında kendi adına dikilip büyütülen ağaçları gören vatandaş, yapılan hizmeti görünce verdiği paraların boşa gitmediğini, bir hayra vesile olduğunun farkına varacaktır. Kendi adına dikilen ağacın bakımsız kalıp yetişmediğini gören vatandaş yetkililerden hesap soracaktır. Ne dersiniz? Var mısınız böyle bir işe? 31/03/2017


* 03/04/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde  ve ladik.biz de yayımlanmıştır.





30 Mart 2017 Perşembe

İte mi taş atalım yoksa sahibine mi? *

Ülkemiz terör ülkesi malumunuz. Özellikle son yıllarda epey canımız yandı. Her kanlı olayla birlikte toplum olarak topluca katliamı gerçekleştiren PKK'ya, DAİŞ'e, FETÖ'ye, DHKP-C'ye lanet okuduk. Zaman zaman yine lanetlemeye devam ederiz. Çünkü olayı ya üstlenmiştir, ya da suç mahallinde bırakılan iz bizi bu örgütlerden birine götürmüştür. Nedense terör örgütünü telin ederken esas geri planda onları üzerimize salanları es geçiyoruz çoğu zaman.

Bilmemiz gereken hiçbir terör örgütü arkasını bir güce dayamadan eylem yapmaz. Bugünün sömürgeci devletlerinin kiralık piyonları var. Bir ülkeye had bildirecekse maşa varken elini kora sokmaz. Hemen devreye her dediklerini yaptırdıkları ayak takımları girer. Ülkede bir olay olmuşsa ilk kınayan da itini üzerimize salan olur. “Türkiye’nin acısını paylaşıyoruz. Terörle mücadelesini destekliyoruz. Faillerin en kısa zamanda yakalanması için işbirliğine hazırız” mesajı verirler. Hatta bu terörist devletler birkaç gün öncesinden vatandaşlarını da Türkiye’ye gitmeyin diye uyarır. Bu modern görünümlü katil sürüleri senaryoyu hazırlar. Taşeronları da hiç aksamaya meydan vermeden filmini oynar. Hatta senaryoya göre bazen terör eyleminde bulunan kişi de yakalanır. Nedense ağzından tek kelime alınmaz. Alınsa da önceden ezberletilmiş şekilde nakarat gibi bir gerekçe söyler. Gerekçe de terör örgütünün amacını açıklayıcı şekilde olur. Aslında biz buzdağının görünen kısmıyla uğraşırken çağımızın medeni canavarlarının planları tıkır tıkır işler. Biz düşman olarak hep maşaları muhatap alırız, onlara had bildirmeye çalışırız. Birden sonuca gitmeye çalışır, fevri hareket ederiz. Bir türlü soğukkanlılığımızı takınmayız.

Üzerimize salınan köpeklerle mutlaka uğraşılacak. Hatta en acımasız bir tavır içerisine girilecek, onlara göz açtırılmayacak. İnlerine girip dünyayı dar etmek için çaba sarf edilecek. Tüm bunları yaparken istihbaratımız gözünü kulağını iyi açacak. Diğer taraftan da bu terör olaylarının arkasında kim var? Bunun üzerine kafa yorulması gerekir. Sürdüğümüz iz bizi azmettiriciye götürmesi lazım. Olayın geri planı irdelenirken hiç kimseye sataşmadan, konuşmadan, meydan okumadan yapmalıyız bunu. Hatta yanlış iz sürer gibi bir politika da izlenebilir.

Bu konuda en güzel ve doğru sözü "İte taş atarken, biraz da sahibine bakalım diyorum!" diyerek Emin PAZARCI ifade etmiş. Evet, iti taşlayalım taşlamasına. Hatta attığımız taş kaşını, başını yarsın. Basiret ve ferasetimizi takınarak itin sahibini bulup ona laf söyleyelim. İti iyi takip edersek sahibine ulaşırız zaten. Suçüstü yakalayabiliriz. Bunun için çok yönlü düşünmemizde fayda vardır. Sadece ite bakmak, onu taşlamak olayı çok sathi değerlendirdiğimizi gösterir. İz takip ederken de bu terör eylemi kimin işine yaradı sorusuna da cevap aramak gerekir. Esas katil, olaydan faydalanandır zaten. Bunun için de olaylara analitik bakıp derinlemesine analiz yapılabilmelidir.

Olayın perde gerisini okuyamazsak daha biz çok it taşlamaya devam ederiz. 30/03/2017

* 20/05/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.




Şivlilik günü okul

Bugün 08.10'da dersim başlıyor. Okula gelirken ellerinde poşetleri olan çocukları bir evin ziline basarken gördüm. Saat tam 08.00 idi. Anlaşılan öğrencilerin koşuşturması mesai ile birlikte başlamıştı.

Kapının açılmasını beklerken çocuklar kendi aralarında tartışıyorlar: "Gidelim, kapıyı açan yok. Baksana kapının önünde zaten ayakkabı yok" şeklinde. Bir tanesi: "Oğlum kapının önünde ayakkabının ne işi var" diye itiraz ediyor. Kapının açılması gecikince bir kısmı 'Vakit kaybetmeyelim, gidelim' diyerek kapının önünden uzaklaşmaya başladı. Bir tanesi ise kapının deliğinden binanın evin bahçesini gözetliyor. Kapının açıldığını görür görmez, "Gelin, kapı açılıyor" diye seslendi arkadaşlarına. Uzaklaşanların hepsi koşarak geri geldi. Ev sahibinin uzattığı şivlilikten aldılar.

Bugün şivlilik günü idi. Regaip Kandilinin ilk günü yani. Akşamından başlayan ateş yakıp üzerinden atlamalar günün ilk ışıklarıyla beraber yerini ev ev gezerek şivlilik adı verilen çikolata vb ikramları toplama almıştı. (Bu arada yatsı namazı çıkışı sokakta çocukların yaktığı ateşin yanına geldim. 53 yıldır hiç yapmadığım bir şey yaptım. Çocuklardan izin alarak ateşin üzerinden atladım.)

Okula geldim bahçesinde bir sessizlik. İçeri girip sınıfa geçtim. Sadece boş sıralar vardı içeride. Sınıfın fire vereceğini biliyordum da tümden gelmeyeceklerini hiç hesaba katmamıştım. Gelen 10-15 öğrenci ile ders işlerim diye düşünmüştüm. Hatta elimde dünden aldığım şivliliğim ile birlikte gelmiştim. Hem yer, her ders işleriz diye. Elimde paketle öğretmenler odasına girerek  kime niyet, kime kısmet misali öğrencilerin nasibini öğretmenlere dağıttım.

Şivlilik bahanesiyle okulu kıran öğrenciler tanısın tanımasın tüm evlerin ziline basıp nasibini toplaya dursun. Biz de sinek avlayan esnaf misali müşteri bekler gibi beklemeye koyulduk öğretmenler odasında. Öğretmenlerin çoğu koyu bir muhabbete daldı bu vesileyle. Bana da şivlilik günü şivliliği ve okul ortamını yazmak düştü nasibime.

Konya'ya has bu şivlilik günü de fena değilmiş hani. Hoşuma gitmedi de değil. Konya merkeze has bu kutlama gününün yetkililer tarafından mahalli tatil olarak değerlendirilmesinde fayda var. Niyetim tatil bolluğu yaşadığımız ülkemizde yeni bir tatil günü istemek değil. Fakat bu fiili durumun resmiyete binmesinde fayda var. Ya da bugün öğrenciyi okulda tutacak bir formül bulunsun. 30.03.2017