28 Mart 2017 Salı

Geçmiş ve günümüz yurt ortamları

1979-1986 yılları arasında özel bir ortaöğretim öğrenci yurdunda kalmıştım. Yemeğinden yatmasına varıncaya kadar yurtta hayat zordu. Yurdun girişi belli, çıkışı belliydi. Her şey askeriye mantığında dizayn edilmişti. Herkes zamanla yarışır, oyalanma gibi bir lüksü olmazdı.

Eşyalarımızı koyduğumuz dolaphane adı verilen yer binanın bodrum, yatakhaneler ise binanın üst katlarında idi. Bir odada bulunan  14 çift ranzada toplam 28 öğrenci kalırdı. Dolaphane ve yatakhane belirli saatlerde, süreli açılır kapanırdı. Süresi içerisinde ihtiyacımızı gidermek zorunda idik. Yoksa dolaphane veya yatakhanede kilitli kalma durumu söz konusuydu. Sabah namazından önce veya sonra bir, akşam da iki olmak üzere toplam üç etüt yapardık. Banyo yapmak için kalk saatinden önce kalkıp ihtiyacımızı gidermemiz gerekiyordu. Sabah erken kalkıp ilk banyo yapan öğrenci şanslı idi. Çünkü sıcak su bulabilirdi. Ardından sıra bekleyenin nasibi soğuk suyla banyo yapmaktı. Banyo kilitlenmeden yarı sulu-sabunlu banyo yapıp giyindin mi gemisini kurtaran kaptandın. Yoksa ertesi sabaha kadar yıkanmadan kalma da vardı işin ucunda.

Sabah kahvaltısını yapmak için yemekhaneye inerdik. Eğer menüde çay var ise dolaphaneden kendi bardağımızı da alıp çıkmamız gerekiyordu. Kazanlarda kaynayan çayımız karavana olarak gelirdi önümüze. Her masada bir nöbetçi olurdu. Kepçe ile katardık çayı bardağımıza. Bir masada oturan on kişinin nasibi birer bardak çay içmekti. Bardağı büyük olan öğrenci pek makbul sayılmaz, homurdanma olurdu zaman zaman. Bardağına iyi sahip çıkacaksın. Düşüp yuvarlandı mı kırılır, sabah çayını içmekten mahrum kalabilirdin. Menüde ise çürümeye yüz tutmuş 5-6 siyah zeytin, kibrit büyüklüğünde kireci andıran beyaz teneke peyniri. Birkaç gün öncesinden bayatlatılmış ekmekle beraber yediğin peynirin imdadına eğer çay yetişmezse boğazında kalıp ölüm-kalım mücadelesi vermek de vardı işin ucunda. Haftanın bir-iki günü mercimek çorbası, bir gün margarin ve reçel, diğer günlerde de çay çıkardı.

Öğle yemeğine biraz özen gösterilir, üç çeşit yemeğimiz olurdu. Akşam yemeğinde ise iki çeşit yemek verilirdi. Tıpkı kahvaltıda olduğu gibi önümüze karavana ile gelen yemek nöbetçi tarafından pay edilirdi. Nöbetçi ekmeği pay ederken diğerleri ise hangi kaba ne kadar yemek konduğunu takip eder, diğer taraftan da sele ile gelen ekmekten eliyle seçme yapardı. Eline aldığı ekmeği sıkıştırır, tekrar koyardı. Ekmek seçenler dilimlenmiş ekmeğin köşesini alırlardı. Çünkü ortasına göre daha az bayatlamış bir görüntüsü vardı. Ekmek biter, diğer masalara bakılır, oralarda da durum farklı olmazdı, varsa da biz yiyeceğiz diye vermezlerdi. Nöbetçi öğretmenden ekmek istenir, nöbetçi öğretmen hizmetliye sorar. O da: Ekmek kalmadı derdi. Aslında ekmek olurdu olmasına da. Yok dediği bayat ekmekti. Çünkü gelen ekmek bayatlamadan verilmezdi. Bayat ekmeği de belletici öğretmenimiz hazmı kolay, mide çabuk sindirir, taze ekmek mideye oturur kalır şeklinde izah eder. Bayat ekmeğin faziletlerini anlata anlata bitiremezdi.

Yemeğe vaktinde gelmemek büyük riskler barındırırdı. Sonradan gelen dona kalırdı. Ya nöbetçi öğretmenden bir çuval azar işitir o şekilde doyardın, ya da payın için ayrılan yemek yok, gelmeyecek diye masandakiler tarafından diğer dokuz kişiye pay edilirdi. Sen de gecikmenin bedelini aç sabahlayarak öderdin. Başka da seçenek yoktu zaten. Kantin akşamleyin kapalı olur, dışarıya çıkmana da izin vermezler. Zaten çıkmana izin verseler de cepte metelik olmazdı. Akşamleyin çıkan ana menümüzün istenmeyen yemeği bazı zamanlar kara şimşek adı verilen siyah mercimekti. Genelde pek yiyen olmazdı, ama ısrarla gelirdi önümüze. Öğle yemeğinde verilen hoşafın içinde zaman zaman beklenmeyen misafirleri ağırlaman gerekebilirdi. Yüzerdi mübarek. Ya gözünü yumar, misafirini midene gönderirdin görmeden. Ya bırakır içmezdin, ya da kaşığının ucuna alıp boşalan karavananın içine koyardın kimse görmeden.


Ayda bir hafta sonu memlekete gitmene izin verilir, diğer zamanlar 7/24 okul-yurt arasında ömür tükenirdi. Evi merkezde olup evine gitmek isteyenler velisinin tasvibi yurt idaresinin onayıyla çıkartılan evci belgesi ile  cumartesi günü evlerine gidebilirdi. Evi kırsalda olanlar ise hafta sonunu banyoda veya tuvalette kirli çamaşırlarını yıkayarak geçirirdi.
***
Ben yurt hayatından uzaklaşalı 30 yılı geçmiş. Yeniden geçmişin depreşmesinin sebebi, şimdilerde haftada bir hatıra binaen bir orta öğretim öğrenci yurdunda belletmenlik yapmaya başladım. Bir kendi yaşadığım dönemdeki imkanlara baktım, bir de şimdikine. Gayri ihtiyari nereden nereye demişim. Şimdi biraz da 2017'nin yurt ortamından bahsedeyim izin verirseniz...

Yan tarafta gördüğünüz menü 28/03/2017 günü devlete ait bir ortaöğretim yurdunun sabah kahvaltısından bir görüntüdür. Gördüğünüz gibi iki çeşit zeytin, reçel, bal, tereyağı, üçgen peynir, kaşar peyniri ve teneke peyniri. Eline tabldotunu alan öğrenci self-servis olarak kendisi istediği kadar alabiliyor. Aldıktan sonra doymayan tekrar gelip ilave ediyor. Ekmek ise en önde dilediği kadar. Üstelik taze mi taze. Hemen ilk girişte üzerinde üç çaydanlık olan büyük çay seti var. Yanında da şekeri, pet bardağı. İsteyen çayını buradan alıyor, isteyen ise masalara konmuş termostan dolduruyor. Görüntü beş yıldızlı otellerdeki tam porsiyonu andırıyor. Bu fotoğrafı çektiğim esnada yan tarafta kahvaltısını yapmakta olan görevli: "Hocam haftanın diğer günlerinde bunlara ilaveler var. Haftada bir gün patates kızartması, bir gün sucuklu yumurta, bir gün yumurta olacak şekilde" dedi.

Öğle ve akşam yemekleri ise 3-4 çeşit yemekten aşağı değil. Her öğünde çıkan yemeklerin içinde özellikle ana yemekte mutlaka et, ya da et ile pişirilmiş yemek olur. Yine öğrenci her yemekte ilave alma hakkına sahip. Masalarda ise lokanta usulü baharat, peçete vb eksik değil. öğrenci suyunu çeşmeden değil, mini buzdolapları vasıtasıyla gidermektedir. Akşam etütler bittikten sonra yine öğrencilere ara öğün verilmektedir.

Öğrencilerin yatak odalarına göz attığım zaman her odada 4-8 kişi kalabilecek şekilde ranzalar konmuş, yataklarının yanında öğrencilerin eşyasını ve elbisesini koydukları dolapları. He katta dinlenme, oyun vb ihtiyaçlarını gidermek için dinlenme salonları mevcut. Yine her katta 24 saat sıcak suyu bulunan banyoları faal durumda.

Yurdun girişinden itibaren öğrenci ayakkabılarını çıkardıktan sonra oda ve koridorlar halı ile döşenmiş durumda. Sadece yemek salonuna geçtikleri zaman raflarda bulunan terlikleri giyiyorlar. Hasılı yurt değil, ev ortamı sanki. Belki de çoğu öğrencinin evinde bulamadığı imkan ve ortam ile teşrif edilmiş. Hem rahat, hem konforlu. üstelik sıcak. Tam bir aile sıcaklığı.

Yurdun imkanlarını görünce bir geçmiş yurt imkanlarını bir de günümüz yurt imkanlarını kısaca bu şekilde kıyaslama aklıma geldi. Gerçekten nereden nereye. Allah devletimize zeval vermesin. Her türlü imkanı öğrencilerin lehinde kullanmak için çaba sarf ediyor. Burada devletin verdiği bu imkanı öğrencilerine sunan yurt yönetimini de takdir etmek gerekir. İnşallah kıymet bilen ve değerlendirenlerden oluruz. 28/03/2017

Kulüpleri silkelemeli *

Üç büyüklerden  bir kulübümüz terör örgütü üyesi olmaları dolayısıyla 2 kişinin kulüp üyeliğinin düşürülmesini oy çokluğuyla reddederek üyeliklerinin devamına karar verdi. Yakın tarihin acımasız terör örgütü üyelerini ihraç etmeyerek bir garabete imza attı. Kamuoyundan gelen tepkiler üzerine bir gün sonrası acil kod adıyla yaptığı toplantıda ise sekiz yıldır üyelik aidatını ödemediklerini gerekçe göstererek adı geçen iki üye dahil toplam 2700 kişiyi üyelikten çıkardı. Bu ihraç kararı da en az birinci kadar garip ve komedi idi.

Bildiğim kadarıyla kulüpler 'Dernekler Kanununa' tabi. Kanunun içeriğini bilmiyorum ama herhalde kanunda 'Dernekler suçluları barındırır' diye bir madde yoktur. O zaman bu dernekler nasıl yönetiliyor? Bir gün öncesi suçluyu koruma oylaması yapılıyor, ikinci gün bir başka gerekçe ile üyelikten çıkarılıyor. Aidat vermeyen üyeleri ihraç için en az 8 yıl mı beklenmelidir? Geçmişi başarılarla dolu, asırlık bir kulüp  bu şekilde yönetiliyorsa yazık gerçekten. İki günde aldığı birbirine zıt iki kararla adından çok söz ettireceğe benziyor. Eskisi gibi başarısıyla ön plana çıkamayınca en azından bu şekilde ülke gündemine oturup adından söz ettirmesi de bir başarıdır. Reklamın iyisi-kötüsü olmaz. Vezir de yapar, rezil de.

Bir kısmını tenzih ederim ama anladığım kadarıyla birileri kulüpleri çiftlik gibi yönetiyor. Dingonun ahırı sanki. Ne giren belli, ne de çıkan. Ne kadar denetleniyor bilmiyorum. Denetlense de kitabına uydurulur bizde. Gördüğüm kadarıyla UEFA-FİFA, kulüplerimizi ülkemizin denetim mekanizmalarından daha iyi denetliyor. Nasıl bir şeyse gelen kolay kolay gitmiyor. Hep kulübün başında kalabiliyor birileri. Birçoğu da borç batağında. Tek yaptıkları yabancı futbolcu almak. Gelen yabancı futbolcu ülke futboluna katkı sağlayan olmalı. Alt yapıdan futbolcu yetiştirmeye gerektiği gibi önem verilmiyor. Bu yüzden midir? Milli Takım yerlerde sürünüyor. Takımlar iyi olursa Milli Takım da iyi olur.

Kulüp yönetenler için mutlaka kriterler konmalı, yönetim kurulunda görev alanlar bir kamu görevi yaptığının bilincinde olmalı, siyasetten uzak durmalı. Kulübü töhmetlerden uzak tutmalı. Arkasında milyonlarca taraftar ve seveni olan kulüpler birkaç kişinin çıkarına alet edilmemelidir. Kulüplere leke getirecek davranışlardan kaçınılmalıdır.
***
İhraç edilenlerden biri attığı tweetinde yaptığı açıklamadan sonra adını yazıp altına "...'yi ve ülkesini çok seven bir vatandaş" diye tanımlamış kendini. Sevsinler seni! Yazarken biraz samimi ol bari! Bu nasıl sevmek? Üyesi bulunduğu takıma ödemesi gereken aidatı yıllardır ödemiyor ve bu takımı sevdiğini söylüyor. Hasta ana-babasını bırakıp yurt dışında firari durumda ve ülkesini sevdiğini söylüyor. Sormazlar mı adama: Bu nasıl sevmek diye. Ülkesini seven vatandaşın dışarıda ne işi var? Suçsuzsan niçin kaçaksın? Elini-kolunu sallaya sallaya ülkene gelirsin. Suçluysan gelir, adam gibi cezanı çekersin. Memleketi sevmek ancak böyle olur. Öyle kuru kuruya vatanı sevmek ve hamasi konuşmak vatanseverlik değildir. Kedinin ciğeri sevmesine benziyor bu vatan sevgisi. Vatan sevgisi gerekirse uğrunda çile çekmektir. Bedel ödemektir.

Ülkesi için bedel ödeyenler bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olur. En ufak bir zorlukta kendini dışarı atanlar unutulmaya mahkumdur. 28.03.2017

* 29/03/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

27 Mart 2017 Pazartesi

Ekmeğe saygı lütfen!

Yan tarafta gördüğünüz fotoğrafı dolmuşta giderken İstanbul Caddesinde kırmızı ışıkta durduğumuz esnada çektim. Arabanın içi şoför mahalli dışında tamamen tandır ekmeği dolu. Ekmek selelerinin içine konmuş. Bagajında da ekmek var gördüğünüz gibi. Bagaja da o kadar doldurmuş olmalı ki bagaj açık kalmış.

Aracın plakası okunmasın diye resmi kırptım. Bagajı tam seçebiliyor musunuz bilmiyorum. Bagajın içinde de ekmek selesi var. İçine ekmek konmuş. Ya sele yoktu, ya da sepeti sığdıramamış olmalı ki, altına hiçbir şey sermeden tandır ekmeklerini kaportanın üzerine istiflenmiş. Üst tarafı da tam kapanmadığına göre kapağın altı da ekmeklere sürtüyor olmalı.

Zaman zaman kaldırımlarda, cami önlerinde yandır ekmeğinin poşetin içerisine dörder tane konarak satıldığını görürüm. Bu tür ekmeğin özel müşterileri var. Satışı da iyi gördüğüm kadarıyla. Öyle zannediyorum bu arkadaş da satmaya götürüyor.

Ekmeğini taştan çıkartan, elinin emeğini yiyen, rızkının peşinde koşan insanlara saygım büyüktür. Bu tür tandır ekmeği de her yerde bulunmaz. Müşterinin ayağına gitmesinde fayda var. Fakat taşımasını uygun bir ortamda, hijyen bir şekilde yapması gerekir. Kendisi gördüğünde tiksinmeden alabileceği ekmeği piyasaya sürmelidir. Nasıl ki kendimiz bir yiyeceğin temiz olmasını istiyorsak sattığımız malı da o şekilde piyasaya sürmeliyiz.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve belediyeler üzerine düşen görevi yerine getirmeli, denetimlerini artırmalı. Güpegündüz şehrin merkezinde bu şekilde ekmek taşımaya kimse cesaret edememeli. Hijyen olmayan ortamlarda satışa izin vermemeli. Nasıl ki kapalı yerler haricinde simit satışı yasaklanmışsa bu şekil ekmek taşıma ve satış işine de bir standart getirilmelidir.

Ekmek bu toplumda tıpkı Kur'an gibi saygı değerdir. Yere ekmek atılmaz. Atılmışsa elimize alır, kurt-kuş yesin diye yüksek bir yere koyarız. Bazılarımız yemin ederken ekmek-Kur'an çarpsın diye dua eder. Emeğe saygı bekleyenler siz de ekmeğe saygı gösterin lütfen! 27.03.2017