18 Mart 2017 Cumartesi

"Bu kadar yetki peygamberi bile bozar" *

Referandum öncesi siyasiler meydanlara indi. Önünde halkı ve canlı TV kanalını gören galeyana gelip coştukça coşuyor. Hepsi de dürüstlük abidesi bir görüntü çiziyor. Kimi niçin 'evet' denmesi, kimi de niçin 'hayır' denmesi gerektiğini anlatıyor meydan ve salon konuşmalarında. Verdikleri örneklerle kimi isabet ettirirken kimi de pot kırıyor.

Başlığımdaki cümle bir zamanların müzmin ama muhalefet liderine ait. Gelen tepkiler üzerine herhangi bir peygamberi kastetmedim açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Aklı sıra yeni anayasa değişikliğinde evet çıktığı takdirde cumhurbaşkanına verilen yetkilerin fazla olduğuna işaret etmek isterken verdiği örnek, kaş yapacağı yerde göz çıkardı. Güya bu yetkilere peygamber bile sahip değildi. Şayet yetkisi sınırsız olsaydı bozulurdu, demek istedi. Maksadını aşan bir benzetme ve örnekleme idi. Düzeltmesinde Hz Muhammed'i kastetmediğini, herhangi bir peygamber açıklaması da yeni izaha muhtaçtır. Çünkü hiçbir peygamber kendi başına buyruk değildir. Allah'a karşı sorumluluğu vardır. Onlar sorumluluk çerçevesinde hareket etmiş, kendi nefsine uymamışlardır. Toplum nezdinde sınırsız bir yetkiye sahip olsa da Allah'a karşı sorumluluğu olduğundan kavmine karşı astığı astık, kestiği kestik şeklinde bir davranış içerisine girmemişlerdir. İşlediği günahlar varsa -ki biz bunlara zelle diyoruz- Allah tarafından hemen uyarılmıştır. Hatası söylenir söylenmez 'Sem'an ve tâaten' diyerek tövbeyi istiğfarda bulunmuşlardır.

Eski Genel Başkan Peygamberin veya peygamberlerin misyonunu biraz bilmiş olsaydı böyle bir örnekleme yoluna gitmezdi. Çünkü hiçbir peygamber makam-mevki, şöhret ve koltuk peşinde koşmamıştır. Varsa yetkisi?  Onlar, yetkisini Allah'tan almıştır. Çok öteye gitmeye gerek yok. Peygamberlik iddiasından vazgeçmesi için Mekkeli müşrikler amcası Ebu Talib'e gelmişler: Hasta ise tedavi ettirelim, para istiyorsa paraya boğalım, evlenmek istiyorsa en güzel kızla evlendirelim, başımıza başkan seçelim, demişlerdi. O ise, değil bunları; bir elime Ay’ı, diğerine Güneş'i koysalar ben bu davadan vazgeçmem, diyerek vaat edilen dünyalık her şeyi elinin tersiyle itmişti. Çünkü O, tıpkı diğerleri gibi karşılığını hep Allah’tan bekledi, kimseden bir beklenti içerisine girmedi. Sonra peygamberlerin tarihinde hiç diktatör peygamber örneği var mı? Kimse var diyemez.

Siyasiler mikrofonu görünce kendilerinden geçmemeli, ağızlarından çıkanı bilmeliler. Bin düşünüp bir konuşmalılar. Siyasi konuşmalarında mümkün olduğu kadar dini söylem kullanmamalıdırlar. Şayet kullanacaklarsa –kendileri bilmiyorsa bile- en azından yanlarında bu işleri iyi bilen bir danışman bulundurmalarında fayda vardır. Çünkü siyasi hayatımız gaflarla doludur. Her gaf rakibine malzeme verir. Ava giderken avlanma durumuna düşer. Kendini ve görüşünü anlatacağı yerde savunma yapma durumuna düşer.

Siyasiler de görüşlerini açıklarken rakibinin gafı üzerine siyaset yapmamalıdır. İrticalen konuşan bir insanın sürç-i lisanı olarak değerlendirmeli. Rakibini alt etmek için balıklama atlamamalıdır. Konuştuklarında halkı doğru bilgilendirme yolunu seçmelidir. Rakibini ezerek oy almaktan ziyade kendi görüşünü söyleyerek halkı ikna etme yoluna gitmelidir. Yapılan gafı sürekli gündemde tutmamak gerek.

Siyasete giren, siyaset yapan kişilerin de halkın değer yargılarını, dini hassasiyetlerini bilmesinde ve gözetmesinde fayda vardır. 18/03/2017

* 22/03/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.



17 Mart 2017 Cuma

Bu adam ne yapmak istiyor?

Siyasi hayatına ANAP'ta bir ilçe belediye başkanı olarak başladı. 1991 yılında RP'e geçerek milletvekili oldu. Milletvekili iken Türkiye'nin nüfus bakımından ikinci şehrine belediye başkanı oldu. Partisi kapatılınca FP'e geçti. FP kapatıldıktan sonra ikiye bölünen partiler içerisinde ne SP'e, ne de AK Parti'ye geçti. Bir müddet bağımsız kaldıktan sonra DP'ye geçti. Partisinin başına geçmek için ortamı biraz kokladı. Baktı ki burada ekmek yok. 2002 yılında tek başına iktidara gelen AK Partiye 2003 yılında katıldı.

Türkiye'nin büyük bir şehrinde ardı arkasına kimseye nasip olmayacak şekilde 5 defa belediye başkanı seçildi. Halihazırda 5.dönem belediye başkanlığını deruhte etmektedir. Geçen dönem bundan sonra son demişti. Seçimler yaklaştığı zaman göreceğiz altıncı defa aday olup olmayacağını. Başarılı bir belediye başkanı mı bilmiyorum. Ama beş defa seçildiğine göre sanırım başarılı biri. 

Gazetecilik mezunu olmasından mıdır güçlü bir haber kaynağına sahip. Kimsenin ulaşamadığı gizli bilgileri elde etme özelliği var. Muhafazakar ve milliyetçi oylardan  oy alabilen birisi. Siyasi hayatı boyunca dengeleri gözetmiş ve 89 ilçe belediye mağlubiyetinden sonra rakiplerini hep ekarte etmeyi bilmiş ve partisinden aday olmayı becerebilmiştir. Ortamı germe konusunda çok maharetlidir. Gözden düştüğü zamanlarda ortamı iyi koklayarak  yeniden göze girebilmiştir. Sırtını hep kazanan kimselere dayayarak ayakta kalabilmiştir. Kavgacı bir üsluba sahiptir. CHP'lilerle kavga etmeyi iyi becerir. Kimsede olmayan arşiv onda vardır. Kaybedeceği yere adım atmaz. Kendi partisinden veya muhalefetten kendisine rakip olabileceğini sezdiği kişileri ezmesini iyi bilir. Müthiş bir demagogtur. Her tartışmada kavgacı üslubuyla zeytin yağı gibi üste çıkmada üstüne ikinci bir kişi daha yoktur. yazılı ve görsel medyayı kullanmasını iyi bilir. Sürekli TV kanallarında arzı endam eder. Sosyal medyayı özellikle twitter'i de kullanmada, gündem oluşturmada çok maharetlidir. Sanırım kendisine ait televizyonu da var. Türkiye'de az rastlanır bir şekilde hep zirvede kalmayı becerebilmiş ender siyasilerden biridir. Belki de tek kişidir.

Niyetim bu kişiyi anlatmak değil. Bu kişinin bir başka yönüne dikkat çekmektir. 7 haziran genel seçimlerinden önce kendi partisinin başbakan yardımcılığı ve hükümet sözcülüğünü yapan bir kişiye karşı bir açıklamasıyla parti içinde kol kırılır yen içerisinde kalır sözünü deldi geçti. Kendi partisindeki yol ayrımında olan bir kişiyi yok etmek için doğru ya da yanlış suçlar isnat etti. Karşılıklı atışmalar sonucu 7 Haziran seçimlerinde partisinin oy kaybetmesinde başrol oynadı. Araya girilmiş olmalı ki bu tartışma sumen altı edildi. Nice zamandır da açılmadı bu konu. Şimdi Türkiye’de önemli bir referandumun 16 Nisan’da oylaması yapılacakken hiç gereği yokken, üstelik yeri ve zamanı değilken ‘Gezi kalkışmasında hükümet devrildikten sonra yerine getirilecek kişi o idi’ diyerek yeniden eski defterleri açtı. Şimdi televizyonlarda bundan sonra bu atışmaları izlersek hiç şaşırmayalım. Geçmişi unutmayıp buzdolabından yeniden indirdiğine göre anladığım kadarıyla iyi bir kincidir. Öldürücü darbeyi vurmadan rahat edemeyecektir. Niyeti nedir? Ne yapmak istiyor? Gerçekten anlayamadım gitti.

Her seçim öncesi -parti içindeki eski dostların arasına giren limoni durumdan- faydalanma yoluna gitmesini iyi niyetle bağdaştıramıyorum. Eski birlikte çalıştığı insana vurmak suretiyle partisine zarar verdiğinin farkında olmaması mümkün değil. Bunun gibi kurt bir siyasinin attığı her taştan bir hesap peşinde olduğunu anlamak için siyaset bilmeye gerek yok. Şu kritik ortamda eski defterleri açması/açmaya çalışması pek hayra alamet değil. Partisinden yana görünürken sanki partisini yere sermeye çalışıyor izlenimi veriyor. Yazık gerçekten! Birileri, kendisini bulunmaz Hint Kumaşı sanan bu koltuk düşkününe haddini bildirmesi lazım. En azından şimdilik kulağı çekilmeli.

Sözlerimizi bir Hint atasözü ile bitirelim: “Eğer birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa kesinlikle altını kirletmiştir. 17/03/2017


Freud'a rahmet okutacak sapıklık örnekleri *

Ülkemizde sapık ve taciz olayları eksik olmuyor. Her yaştan sapıkla karşılaşabiliyoruz gün be gün. Açığa çıkan ve haber konusu olan taciz olayları gizli kalanların yanında devede kulak misalidir. İşin garibi azalacağı yerde anormal bir şekilde bir artış söz konusu. Bir iki taciz olayına değinerek konuyu işlemeye çalışalım:

Selçuk Üniversitesi Kampusu'ne giden üniversite öğrencisi bir genç kız, tramvaya binip oturdu. Karşısına da özel bir kız öğrenci yurdunda aşçı olarak çalışan 5 çocuk babası(67) M.Ü. oturdu. Pantolonlu olan genç kızın bacaklarına ve vücuduna bakarak tacizde bulunduğu öne sürülen M.Ü. pantolonunun içine daha önceden koyduğu kabağı okşamaya başladı. Bu durumu fark eden ve rahatsız olan genç kız da cep telefonunun kamerasıyla tacizi görüntüledi…Genç kız da, kaydettiği görüntülerle birlikte polis merkezine giderek şikayette bulundu. Genç kızın şikayeti üzerine çalışma başlatan polis, M.Ü.'yü dün bir tramvay durağında yakaladı. Polis, yaptığı üst aramasında M.Ü.'nün pantolonun kasık bölgesinde kabak buldu. İlk önce suçlamayı kabul etmeyen M.Ü.'nün daha sonra suçunu itiraf ettiği belirtildi. M.Ü.'nün ilk ifadesinde uzun süreden bu yana cinsel hayatı olmadığını ve kendisini tatmin etmek için böyle bir şey yaptığını söylediği öne sürüldü.” (DHA)

“Soyunma kabininde taciz edildiğini iddia eden D.E.(17) ise şikayetçi olduğunu belirterek, "T.S. (23), mağazada en çok güvendiğim kişiydi. Daha önce de birçok kez belim ağrıdığında kıtlatma yapmıştı. Sürekli ayakta çalıştığımız için belimiz ağrıyordu ve elimizle yumruk yapıp kıtlatma diye adlandırdığımız masaj yapıyorduk. Ben soyunma kabininde otururken yanıma geldi. Ben de 'Ağrıyan belimi kıtlat' dedim. 2 yumruğuyla belime bastırdı. Bu sırada giysim açılmış ve tenimi görünce de bana 'Ben çok kötü oldum' dedi. Yüzü kızardı. Ben kabinden çıkmak istedim. Bu sırada bana tacizde bulundu. Kabinden çıktım ve şikayetçi oldum.” (Anadolu’da Bugün gazetesi)

Şimdi ilk habere gelelim. Sapığımız 67 yaşında. Öyle zannediyorum, yaşından dolayı herkesin saygı gösterip yer verdiği bir kişi. (Yer verilmediği zaman da edep kalmamış diye ahlak abidesi kesilen biri) Üstelik toplu taşıma araçlarına da sınırsız bir şekilde ücretsiz binme hakkına sahip. Bu şekil azgınlara bizde: “Kırkından sonra azanı teneşir paklar” denir. Burada bu durumu değerlendirirken tramvay veya otobüslerdeki karşılıklı koltukları da sorgulamak lazım. Birbirini tanımayan kimselerin yan yana veya karşılıklı oturduğu bir ortam. Yanına veya karşına oturanın hırlı mı, hırsız mı, sapık mı olduğu bilinmez. Bahtına artık. Sahi bu araçlarda karşılıklı oturma düzeni farz mı, vacip mi? Bu araçları bize kazandıranların satın alırken tercih hakkı yok mu?

İkinci taciz olayı ise birinciyi aratmayan cinsten. Mağazanın bayan-erkek soyunma odası niçin ayrı değil. Kızımız belini kıtlattıracak kimseyi bulamamış mı? Kediye ciğer teslim etmek gibi bir şey bu. Bizde toplum içerisinde polis herhangi bir kimsenin üzerini yoklayacağında bayanı bayan, erkeği de erkek kontrol eder. Eski köye yeni adet getirmenin alemi yok. Ayrıca erkek mağazada en çok güvendiği kişiymiş. Zaten bizde kötülük yapanların çoğu önce güven verir. Bu arada kıtlatma kelimesini de ilk defa duyduğumu belirtmek isterim.

Niyetim tacizi masum göstermek falan değil. Sapık sapıktır. Ne yaşı bellidir, ne de başı. Freud’a rahmet okutacak ne sapıklıklarımız çıkacak gün yüzüne…  Bu tür nahoş hareketler ne ilk ne de son olacağa benziyor. Öyle  zannediyorum bu iki olayın kahramanı da ifadesi alındıktan sonra hiç nezarete atılmadan mağdurelerden önce çıkmıştır. Hiçbir şey olmamış gibi işine-gücüne/sapıklığına dönmüştür tekrar. İfadeden sonra salıverme işinin Türkçesi: “Bu yaptığın suçun yanımızda zerre değeri yoktur, biz seni sadece şikayet olduğu için buraya kadar yorduk. Daha sende ne cevherler var. Şimdi salıyoruz, haydi göreyim seni aslanım” demektir. Uçkuruna düşkün bu tipler iflah olur mu olmaz. Niye olsun ki? Ceza yok, dışlanma yok. Daha nicelerinin psikolojisini bozacak? Bekleyip göreceğiz.

Hazır  AB ile köprüleri atmışken yetkililere düşen Ceza Kanunumuzda yeni düzenlemeler yaparak bu tür cinsi sapıklara hak ettiği cezanın verilmesini sağlamak. Başka türlü önüne geçilemeyecek. Aslında en güzeli böylelerini hadım etmek ama bunu da ilkel bulanlar çıkar. Bu yol kesin çözümdür. Kulağına küpe olur. Bu yolun yolcularına da darbı mesel olur. 17/03/2017

* 05/04/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.