12 Mart 2017 Pazar

Bankamatik memurları

90'lı yıllarda işe gitmeden  ay başı gelince maaşını almak için bankamatiğin önüne giden bankamatik memurları var diye haber yapılırdı. Böyle haberleri duyunca milletin parası birilerine peşkeş çekiliyor, kimin parası kimlere yediriliyor, şeklinde konuşulur ve bu konu gündem olurdu.

Şimdilerde durum 90'lı yıllardan pek farklı değil maalesef. Binlerce kamu görevlisi 'uzman' adı altında işe gitmiyor, herhangi bir sorumluluğu olmadığı için mesai mefhumu diye bir kavram yok lügatinde. Güya kızağa çekildiler. Yerlerine bir başladı atandı. Uzman adı altında ihdas edilen bir ünvan ile halen resmi olarak görev yapan bu kişilerden belli bir kısmının emekliliği gelmedi, büyük çoğunluğu ise emekliliği hak ettiği halde emekli olma yoluna gitmiyor. Çünkü emekli olduğu takdirde maaş ve diğer gelirlerinde bir düşme söz konusu olacaktır. Hasılı 'Eğitim uzmanı' adı altında kızağa çekilen eskinin yöneticileri kanuni hakları olan 65 yaşına kadar uzmanlık yapmaya devam edecekler. Devlet de maaşlarını kuzu kuzu ödeyecektir.

Hesap-kitap işlerinden pek anlamam. Anlasam da kim ne kadar alır takibini yapmam. Fakat binleri geçen bu şekil bankamatik memurlarının aldığı yekün çok yüksek meblağlara ulaştığını söylemek için hesap kitap bilmeye gerek yok. Yazık değil mi kamu malını bu şekil çarçur etmeye? Kamu malını ben yetim malı olarak görürüm. Görevi, yetkisi kim olursa olsun böyle bir inisiyatif almaya hakkı yoktur. Hangi birimiz iş vermediğimiz bir insana yattığı yerden bu şekil bir para veririz. Verilen para yağma hasanın parası olduktan sonra fark etmiyor sanırım.

Burada statüsü eğitim -veya başka bir şey- uzmanı yapıldıktan sonra yattıkları yerden maaş alan bankamatik memurlarına bir sözüm olmaz. Bu; onların değil, sorumluların ayıbıdır. Yetkililer, biz bunlardan yeterli verim alamadık. Bu yüzden böyle bir karar verdik diyorlarsa bu, yine onların ayıbıdır. At sahibine göre kişner. Çalıştırmayı, verim almayı bilecekler. Bir daha böyle yanlışların yapılmaması için genel idare hizmetler sınıfına getirilen kişiler o makamlara sözleşmeli olarak alınmalıdır. Sözleşme de -5 yıl gibi- belirli bir süre ile sınırlandırılmalıdır. Tekrar çalışmak isterlerse süresini bir beş yıl daha uzatma yoluna gitmelidir. Kendisiyle çalışılmak istenmeyen kişinin süresi uzatılmadığı zaman eski görevine dönmelidir. Üst düzey müdürlük, daire başkanlığı, genel müdürlük gibi kazanılmış bir hak olmamalıdır. Yoksa bu şekil ucube kararlara daha çok imza atmış oluruz. 12.03.2017

Devlet terörle mücadelenin neresinde? *

Farkında mısın bilmem, terörle mücadelede Türkiye  belli bir mesafe kat etti. Bir ara neredeyse haftada bir canlı bomba patlar olmuştu. Bu karanlık gecelerin yok mu sabahı” demeye başlamıştık. Hele şükür! Bu günlerde böyle menfur olayları duymaz olduk.

Ülke üzerine oynanan oyunları Türkiye hala atlatmış değil. Çünkü düşman her bir taraftan her türlü imkanı kullanarak piyonlarıyla üzerimize gelmeye devam ediyor. Yeter ki bir yerde bir zaaf görmüş olsun. Her yol ve yöntem mubah onlar için. 2016 yılında bu ülkenin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Hendek kalkışmasının altından kalkıldı. 15 Temmuz atlatıldı. DAİŞ, PKK ve FETÖ ile  mücadele etmek için devlet tüm imkanlarıyla seferber olmuş durumda. Devletin Suriye’nin  belli bölgelerinde DAİŞ ile temizlik harekatına girmesi ve orada mevzi kazanması DAİŞ’ten ülkemize gelebilecek tehlikelerin, terör ve canlı bomba eylemlerinin  kesilmesine sebep olmuştur. PKK’ya ise Güneydoğu’da göz açtırılmamaktadır. PKK’nın Meclis’teki siyasi uzantılarına dokunulmuştur. Terörle mücadelede devlet hiç olmadığı kadar ciddi görünmektedir. Devletin bugünkü bu mücadelesi işi kökten çözme ve terörün bataklığını kurutma sanki. Devletin bu başarısındaki en büyük pay; askeriye, emniyet ve yargıdaki FETÖ’cülerin temizlenmesi ve aynı zamanda istihbaratın daha iyi çalışmasıdır.

DAİŞ ve PKK ile mücadelede başarısını gösteren devlet maalesef aynı başarıyı FETÖ ile mücadelede gösterememiştir. Çünkü başarı istenilen seviyede değildir. FETÖ’nün 15 Temmuz kalkışmasını bertaraf etmede devlet başarılı olmaya başarılıdır. Fakat devletin her bir kılcal damarına girmiş kripto FETÖ’cüleri temizlemede devletin ne yaptığını/ne yapacağını çok bildiğini sanmıyorum. Çünkü FETÖ ile mücadele için ortaya konan sendika üyeliği, bankalarına para yatırma, bylock  gibi kriterler  yeterli gelmemektedir. İşin garibi bu kriterlere girmeyen FETÖ üyeleri devletin nezdinde tertemiz. Hatta herkesin hızlı FETÖ’cü bildiği kişiler dışarıda ellerini-kollarını sallayarak gezip dolaşıyor ve devlette görev yapmaya devam ediyor. Darbenin içerisinde olup kaçamayan içerideki hainleri hariç tutarsak bugün FETÖ ile mücadele bürokrasinin altı diyebileceğimiz kişilerle sınırlı olduğu görünmektedir. Zira örgütün siyasi ayağı ve bürokrasinin üst kesimiyle bir mücadele söz konusu değildir.

Açığa alma ve ihraçlarda hata ve yanlış var mı bilmiyorum. Ama bazı kişilerde “Masumlar da var” şeklindeki kanaat -eğer varsa bilelim ki- pek hayra alamet değildir. Yanlışlık olmasa bile “Bir şeyin şuyuu, vukuundan beterdir.” Acaba FETÖ ile mücadele bürokrasinin üstünde görev yapan bazı kripto FETÖ’cüler eliyle mi yürütülüyor diye düşünmeden edemiyor insan. (http://dilinkemigiyok.blogspot.com.tr/2017/02/acga-alma-ve-ihraclarda-hata-ve.html) Öyle zannediyorum birileri devletle oynuyor, bu mücadeleyi tıpkı Ergenekon ve Balyoz gibi sulandırmaya çalışıyor zannımca.  

Devlet FETÖ ile mücadelede samimi ise -ki samimi olduğuna inanıyorum- öncelikle ortaya koyduğu mücadele kriterlerini yeniden gözden geçirmelidir.  Aşağıdan başlayan bir mücadele yerine yukarıdan başlayan bir yol izlenmelidir. 11.03.2017


* 13/05/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Avrupa'nın maskesi düştü *

Öncelikle söyleyeyim. Bu yazı Avrupa’ya bir teşekkür yazısıdır. Onlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Biz, medeni görünümlü Avrupa’nın nemenem bir canavar olduğunu biliyorduk da içimizdeki Batı aşıklarına bir türlü anlatamıyorduk. Aramızdaki Batı hayranları bizi Avrupa ile bir ve beraber olmamız için çabaladı durdu yıllar yılı. Çünkü içimizdeki -bizden görünen- İrlandalılar’a  göre demokrasi, insan hakları, üretim, bilim, teknoloji, çağdaşlık, zenginlik, görgü, gelişmişlik…insanlık adına faydalı ne varsa hepsi Avrupa’daydı, tüm kazanımlarının temelinde sömürgecilik yattığını göz ardı ederek…

Almanya ile başlayan, Hollanda ile devam eden nezaket kurallarına uymayan diplomatik kriz öyle zannediyorum bizi bize getirecek. Çünkü dünün karanlık çağı olan Orta Çağ’ını yaşayan  medeni(!) Avrupa gerçek yüzünü göstermeye başladı. Takkesi düştü, keli göründü. Türkiye’nin 15 Temmuz direnişiyle birlikte Avrupa ne yaptığını bilemez oldu. Çünkü tüm planları boşa çıktı. Zaten darbe püskürtülünce bir ay kendine gelememişti. Şimdi de eceli gelen köpek cami duvarına işer misali Türkiye’ye karşı aklı sıra tedbir almaya çalışıyor. Türkiye onlardan bağımsız hareket ettikçe, karşılarına geçip söz söyledikçe, onlara karşı geldikçe kuduruyorlar. Çünkü 1739’dan beri sözlerinden çıkmayan emir eri bir ülke vardı karşılarında. Ne demişlerse başımız üstünde yerleri vardı. Şimdi ise söz dinlemeyen bir Türkiye var karşılarında.

Avrupa hiç bu kadar aciz kalmamıştı, acziyetini itiraf etmemişti. Türkiye’den bir bakanın gelmesine bile tahammül edemiyor, yolunu kesiyor, uçağın iniş iznini iptal ediyor, toplantıları iptal ediyor, aracını vinç ile çekme yoluna gidiyor. Bu durum Avrupa’nın bittiğinin bir işaretidir. Asya ve Afrika insanının kan, ter ve gözyaşının üzerine kurdukları medeniyetleri çatırdıyor.  Fikir, düşünce özgürlüğü havarisi kesilen Avrupa dara düştü mü dişini göstermeye başladı. Çünkü Türkiye onların suyunu bulandırıyor. Zaten bir insanın gerçek yüzünü görmek için onu sinirlendireceksin. Sinirlendi mi numara yapamaz, gerçek yüzünü gösterir. Ortada ne insan hakları kaldı, ne fikir, ne de vicdan hürriyeti. Halbuki medenilik  kim bunlar kimdi? Bunlar dünün vahşi batısı idi. “Dağdan inme, sonradan görme, ne oldum delisi, gök görmedik” denir bizde böyle tiplere. Dünün kan emicisinden, kendi mutlulukları için Asya ve Afrika’yı sömüren, birinci ve ikinci dünya savaşlarını çıkaran ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olan katil sürüsünden medeni mi olur? Akif, İstiklal Marşı’nda: “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyerek bunları ne güzel tasvir etmişti. (Dün İstiklal Marşı’nın kabulünün 96.yılı idi. Merhumu rahmetle anıyorum.)

Sömürdükleri devletlerden bir bir atılan Avrupa tüm kozlarını oynayacak bundan sonra. Çünkü sömürmeden yaşayamazlar bunlar. Türkiye’yi yanlarına çekemeyen Avrupa bundan sonra daha da hırçınlaşacak. Çünkü deniz bitti, kum göründü artık. Ekonomik dar boğazda Avrupa. Yeni açılımlar bulmak zorunda. Çünkü onlar sömürdükleri Afrika gibi aç kalamazlar. Yüzyıllardır yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarındaydı. Aç kalmaktan korkuyorlar. Mazlumların ahı elbet çıkacak bir gün. Bunlar bunu biliyorlar. Çünkü ne ekerlerse onu biçerler. Bunlar sünnetullahı değiştirmeye çalışıyor. Biz ettik, siz etmeyin dercesine. Kimse zulüm ile abad olmaz. Geleceği bilemem ama yaptıklarının bedelini kat be kat verecekler. Buna canı gönülden inanıyorum.

Bir söz de bizim siyasilere... Ne işiniz var Avrupa’da. İlla oradaki vatandaşlarımızla yüz yüze gelmeniz gerekmez. Kalpten kalbe de geçiş var. Avrupa’daki vatandaşlar mesajı aldı. Sandıkta gerekeni yapacaklar. Dünya uğraşsa Avrupa’yı bu şekilde rezil-rüsvay edemezdi. Sayenizde maskara oldular. Siz Anadolu’nun elleri nasırlı insanların evlerini aşındırın, onların ayaklarına gidin. 12/03/2017

* 13/03/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.