14 Aralık 2016 Çarşamba

Halep'den son mesaj

Halep'de sağ kalıpta hayat-memat mücadelesi verenlerden son mesajlar gelmeye devam ediyor. Çırpınıyorlar, ağlıyorlar, sızlıyorlar, taş ve kayadan daha kaskatı olmuş dünyaya seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Ama nafile. Dünyanın gören gözü görmez, işiten kulağı duymaz oldu. Kalpler taş kesildi.

Yürekleri dağlayan çığlıklara  hiçbir şey yapamamanın acizliğini yaşayan duyarlı insanlar ise en azından karınlarını doyuracak temel gıda ihtiyaçlarını gönderebiliyor. Hiç bu kadar aciz kalmadı insanlık...naçar durumda. Mazlumun sesi Türkiye'nin sesi çıkıyor onca sıkıntısının arasında. İslam dünyası yine her zamanki gibi üzerine ölü toprağı serpilmiş durumda. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" bilinçaltını yaşıyor.

İmkanı ve gücü olmayan insanların dua etmekten başka çaresi de yok. Fakat son gelen mesajda bu kızımız dua da istemiyor. Whatsapp aracılığıyla Mehmet CÖMERT kardeşimden gelen yürekleri dağlayacak bir mesajı paylaşmak istiyorum sizlere. Mesaj doğru mu, uydurma mı bilmiyorum. Uydurmaysa bile insanın içi götürmez. Eğer aslı varsa zaten yürek dayanmaz. İşte bir kızın son haykırışı. Allah'a yürüyen mesajı. Yaptığı doğru mu, yanlış mı, bunu değerlendirmemizi istemiyor, dua da istemiyor. Sözün bittiği yer olsa gerek:

"Halep'den Ümmetin ulemasına, Arapların eşraf ve liderlerine Halep’in iffetli kızlarından birinin az önce yazdığı bir mektup:

Ümmetin hocalarına.. Çeşitli grupların şer’î yetkililerine… Bir zamanlar Ümmetin akidesinin derdini çektiğini iddia edenlere…

Ben biraz sonra tecavüze uğrayacak Halep kızlarından biriyim. Zira Vatan ordusu denen şu vahşilere karşı bizi koruyacak ne silah kaldı ve ne de erkek!

Sizden hiçbir şey istemiyorum.. Hatta dua bile istemiyorum.. Henüz konuşmaya takatim var.. Sanırım benim duam, sizin laflarınızdan daha doğru...

Sizden tek istediğim, kendinizi Allah yerine koymayın, ben öldükten sonra varacağım yer hakkında fetva vermeye kalkışmayın…

Ben intihar edeceğim! Benim Cehennemlik olup olmayışım hakkında ne dediğiniz hiç de önemli değil!

İntihar edeceğim! Geride bıraktıkları hakkında içi yanarak ölen babamdan sonra artık dayanamayacağım..

İntihar edeceğim.. Başka bir sebepten dolayı değil, sadece cesedimden şu vahşiler zevk almasınlar diye… Birkaç gün öncesine kadar Halep’in adını bile ağzına almaktan korkanlar..

İntihar edeceğim.. Çünkü Halep’de Kıyamet koptu. Sanmam ki daha şiddetli bir cehennem olsun...

İntihar edeceğim... İyi biliyorum ki benim Cehennemlik olduğuma dair fetva ile uğraşacaksınız…Sizi birleştiren tek şey, bir kız intihar etmiş olacak. Önemli değil, nasıl olsa senin annen, kız kardeşin, karın değil.. sadece bir kız işte…

Sözümün sonunda tekrar ediyorum: Fetvanızın benim gözümde şu hayat gibi, hiç bir değeri yok artık.. Onu kendinize ve ailenize saklayın siz…

Bu mesajımı okuduğunuzda artık ölmüş olacağım..
Herkese rağmen, tertemiz bir ölü..." 

Bu mektup üzerine ne denir? Allah sonumuzu hayır eylesin. 14/12/2016

13 Aralık 2016 Salı

Karsız kışlarımız

Arabayı garaja koymak için 13/12/2016 akşamı 10.30 sularında dışarıya çıktım. Soğuk mu soğuk! Zemheri, karakış ne derseniz deyin. Kışın en şiddetli zamanı yani.

Arabayı güç bela koyup geldikten sonra hava raporlarına baktım. Sıcaklık -2, hissedilen sıcaklı ise -19'u, çarşamba akşamı ise -21,-22'yi gösteriyor termometreler. Dışarıda biraz hareketsiz bir şekilde durulsa öyle zannediyorum, insanı dondurur. Evsiz, barksız olanlara Allah yardım etsin bu kışta, kıyamette. Güç-bela ev-bark bulup da yakacağı olmayanlara da yardım etsin Rabbim! Allah kimseyi soğukla imtihan etmesin. Bu soğukta dışarıda çalışmak zorunda olan güvenlik güçlerimize ve elinin emeğiyle geçinmek için kar, kış, soğuk dinlemeden koşturan insanımıza da yardım etsin Mevlam!

Aralığın 13'ü oldu. Hala kar yüzü görmedik, bu gidişle kara da hasret kalacağız. Yağış zaten uğramadı. İşin garibi çöl iklimi olan Arabistan'a bile yağdı kar bu sene. Nedense semtimize uğramadı. Başka yere kar yağar, Konya'nın nasibine de kuru ayaz düşer. Hem de dondurucu soğuklar. Hikmetinden sual olmaz, en iyisini Rabbim bilir ama öyle zannediyorum, bu da bir imtihan.

Karı mı küstürdük yoksa. Kar berekettir, toprağın örtüsüdür. Nice yıllardır örtüye hasret kaldı "Çocukların baharı" toprağımız. Gayretullaha mı dokundu yoksa bir yaptığımız? Ülkemizde felaket tellalı eksik değil. Günler öncesinden vaveyla koparılır: "Karakış bastırdı, kış kapıda, beyaz kabus geliyor, dondurucu soğuklar geldi-geliyor, araçlar yolda mahsur kaldı, yollar açılmadı, şu kadar kaza oldu, kayan araçlar zincirleme kazaya sebebiyet verdi, okullar tatil, okullara kar engeli..." şeklinde haber diye verilir bizim yazılı ve görsel medyamızda.

Allah ülkemizi ve insanımızı altından kalkamayacağı yüklerle imtihan etmesin. Ülkemize kıtlık vermesin. Bereketini esirgemesin Rabbim! Belki hak etmedik, biliyorum. Yüzümüz yok Yaradan'a. Çünkü nankörüz. Ama yine biliyorum ki O, merhamet sahibidir, Rahman ve Rahim'dir. 13/12/2016

Ubuntu ne demek bilir misiniz?

Ubuntu kelimesini ilk defa duydum. Hem telaffuzu zor, hem de anlamını bilmiyorum. Üstelik garip bir kelime. Ne anlama geldiğini öğrenince kelimeyi sevdim. Öyle zannediyorum, siz de ilk defa duymuş ve anlamını da bilmiyorsanız, anlamını öğrenince siz de seveceksiniz.

Aşağıda Mehmet CÖMERT tarafından whatsappta gönderilen  kime ait olduğunu bilmediğim bir alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum:

"Afrika'da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir. Oyun basittir. Çocukları belirli bir yerde yan yana sıraya dizer ve açıklar. 'Herkes karşıdaki ağaca kadar tüm gücüyle koşacak ve ağaca ilk ulaşan birinciliği kapacak. Ödülü ise yine o ağacın altındaki güzel meyveleri yemek olacak.'

Çocuklar oyuna hazır olunca, antropolog oyunu başlatır. İşte o anda bütün çocuklar el ele tutuşur ve beraberce koşarlar. Hedef gösterilen ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.

Antropolog şaşırır ve çocuklara neden böyle yaptıklarını sorar. Aldığı cevap hayli manidardır;
Biz ”UBUNTU" yaptık. Yarışsaydık, aramızdan sadece bir kişi yarışı kazanacak ve birinci olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir? Oysa biz ubuntu yaparak hepimiz yedik."

UBUNTU; ”BEN, Biz OLDUĞUMUZ ZAMAN ’BEN'İM" demektir...

İşte 'BEN' yerine 'BİZ' diyebilmenin ne güzel örneğidir bize verilen. Hem de çocuklar tarafından.
Üzerinde durmaya,  biraz kafa yormaya değmez mi sizce?

Düşünsenize paylaşmak, o tadı almak nasıl güzel bir mutluluktur. Kalbimizde o naif sıcaklığı hissederiz, yüzümüze kocaman tebessümler yer ederken. İşte bu bakış açısı ile hayatın getirdiklerini paylaşalım. Var olan tüm güzelliklerin tadına BERABERCE varalım, olmaz mı? Şimdi bir daha sormak isterim; bunu başarmak çok mu zor dersiniz? Bence değil, asıl olan doğayı, insanları, tüm canlıları sevmek; saygıyla yaklaşmak ve empati yapabilmek. Kısacası UBUNTU yapmayı unutmamak, o kadar."
13.12.2016