9 Aralık 2016 Cuma

Devlet yönetiminde biraz ciddiyet lütfen!

"Kulu Kaymakamı Hüseyin Avcı, 1 Aralık tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 2016/681 sayılı kararname ile Gümüşhane Vali Yardımcılığı'na atandı. Ancak bugüne kadar göreve başlamayan Hüseyin Avcı'nın, Fethullahcı Terör Örgütü soruşturması kapsamında tutuklandığı öğrenildi” şeklinde bir haber değişik gazete ve haber kanallarında yer aldı bugünlerde.

Bu habere ne denir. Trajikomik hafif kalır yanında. Plan yapıp uğraşılsa böyle vahim bir yanlışı beceremez hiçbir insan, kurum ve kuruluş. Bu habere ne gülünür, ne de ağlanır. Bu habere konu olan durum kahretmesi lazım bizi. Bu işi yapanlar nasıl böyle bir yanlışa imza atabilirler, gerçekten merak ediyorum. İnsan hata yapabilir diye düşünebilirsiniz. Bu hatanın telafisi falan olmaz. Dostu üzüntüsünden kahreden, düşmanı da sevindiren bir gaftır bu. Okullara müdür seçilirken bile kılı kırk yararcasına araştıran yetkililer bir ile vali yardımcısı ataması yaparken aynı özen ve itinayı göstermedikleri göze çarpmaktadır. 

Merak ediyorum devlete atamalar bu şekil mi yapılıyor? İnsanlar bu şekilde mi araştırılıyor. Üstelik atanan adam son günlerin ihanet şebekesinin içerisinde olmasından dolayı içeride tutuklu. Bu işi yapanların kötü niyetli olduklarını sanmıyorum. Fakat bu bariz hatanın su götürür tarafı yok. Çok ciddiyetsiz bir atamadır bunun adı. Aşağıdan yukarıya bu atama işinde pay sahibi olanlar mutlaka hesaba çekilmelidir. Mevcut görevlerinden el çektirilmelidir. Öyle: “Efendim teknik bir hata oldu” şeklinde bir açıklama falan paklemez bu durumu.

İyi niyetli olduğu halde köşe başlarını tutmuş, fakat işine gereken özeni gösterememiş, ya da yaptığı işin önemini kavrayamamış insanların yeri, devletin üstünde sorumlu bir makamı işgal etmek değildir. Bize işini düzgün yapacak, titiz çalışacak gözü açık insanlar lazım. Haydi geçmişte bu şer odağı tanınmıyordu. Günümüzde tüm foyası ortaya çıkan bir yapının tutuklu elemanının yeri bir üst makama terfi olmamalıydı. Bu işte art niyet yoksa kasıt vardır. Telafi etmez ama. Sorumluların yeri kapı önüne konmaktır.


Sözün bittiği yerdeyiz maalesef. Bu yapılan yanlışın düzeltilecek bir açıklaması da olamaz. Deve misali her tarafı eğri. Devlet yönetiminde, devlete adam atamada biraz ciddiyet lütfen! Başka bir şey istemiyoruz. 09/12/2016

8 Aralık 2016 Perşembe

Katma değer üretmeyen bir devlet işletmesi

Gördüm de insanoğlu kadar rahatına düşkün, iş yapmada gözü olmayan bir varlık tanımadım. En kolay ve işine geleni yemek yemek. Onu da biri bölüp parçalasa, hatta çiğnese keyfine diyecek olmaz. Özellikle Müslüman ülkelerde üretim neredeyse yok gibidir. Yatmayı, gezmeyi, laflamayı, dedikoduyu çok severiz. Kendimize de laf söyletmeyiz. Konuştuğumuz zaman dürüstlükte mangalda kül bırakmayız. Mazeret ve bahane bulmada şeytana taş çıkartırız. Eğer bu ülkede biraz üretim varsa onu da yapanlar özel sektör ve bu sektörde asgari ücretle çalışanlardır.

Devlet sektöründe çalışıp da ortaya yere koyduğumuz bir katma değerimiz yoktur. İşe girmek için dokuz takla atarız, bir girebilsek diye. Girer girmez de emekliliği hayal etmeye başlarız. Bulunduğumuz ortamı üretimden ziyade kendi lehimize göre dizayn etmeye çalışırız. Üstelik özel sektöre göre daha fazla çalışan olmasına rağmen. Çünkü çalışmada gözümüz yok. Çoğumuz aldığı maaşı da beğenmeyiz. hep kendimizden yukarıda yüksek maaş alanlardadır gözümüz. Savunulacak ve tutunacak bir yerimiz yok. Bunu biliyorum.

Konya'nın merkezinde herkesin rahatça ulaşabileceği bina ve bahçesi bakımından emsallerine göre bir numara olan devlete ait bir işletme var. herkesin uğrak yeridir. Kullanım ve fiziki yönü itibariyle yine hatırı sayılır artısı var. Güzel bir bahçesi var. İçeride oturma yerleri var. İsteyen satranç oynar, isteyen gazetesini okur, dileyen de arkadaşlarıyla muhabbet edebilir. Sabahtan akşama kadar da müşterisi var. Zaman zaman yetkilileriyle görüştüğüm zaman: "İşletme zarar ediyor, düğünler ve otel kısmı olmasa altından kalkılmaz. Berber zarar ediyor, çay ve lokanta kısmı da zarar ediyor..." şeklinde serzenişlerine şahit olurum. Böyle bir işletme nasıl zarar eder diye düşünmeden edemiyorum. Sadece çay satsa yine kazandırır...

Pek gitmesem de zaman zaman kısa mesafeli soluklanmak için girerim bahçesine. Konfor, görüntü ve muhit itibariyle şahane bir yer. Çay içeyim desen, eleman göremezsin. Kazara bir çalışanı görüp çay istesen: "Az sonra servis yapılacak veya tamam" cevabı alıyorsun. Bekle dur, çay gelecek, veya servis yapılacak diye. çay ocağına doğru bakıp acaba çalışanlar bahçeye bakar mı diye. Ne mümkün efendim. Sanki müşteriye küs. Müşteriyi görmeyecek şekilde sırtını dönmüş ya dikiliyor, ya bir şey yapıyor görünüyor. Lütfedip servis yapılınca tüm masadakiler "Buraya da getir" diye seslenmeye başlıyor. Çay içecek ve çay satacak potansiyel var. Maalesef değerlendiren yok. İnanın burayı özel bir firma çalıştırsa sadece çaydan ihya olur. Kenarda köşede küçük bir dükkanda sadece çay satarak geçimini sağlayan küçük işletmeler var bu ülkede. Nedense koca bahçesi olan bir yerde çay satışından zarar ediliyor. Gerçekten niye edilmesin. Çalışanlar çay satmamak üzere mesaiye gelmişler. Çünkü çalışsalar da aynı parayı alacaklar, çalışmasalar da. Bu durumda bu eleman niye çalışsın, sonra niye kendini yorsun? Akşama kadar iş yapar görünmeyi meslek haline getirmişler. Sorsan niye çay getirmiyorsun diye. Eleman sıkıntısı çekiyoruz cevabı alırsın. Aslında sıkıntı eleman azlığından değil, kafa yapısında. Haydi eleman çalışmadı, çalışmak istemiyor diyelim. Peki bunların sorumluları ne iş yapıyor? Odalarına çekilip misafir ağırlamaktan, sağda solda gezmekten başka. Ara ara bahçeye çıkıp durumu inceleseler ve ona göre tedbirlerini alsalar fena olmaz sanırım. Bizde bir atasözü var: "At sahibine göre kişner" diye.

Burada çalışanların sorumluluğundan daha fazla onların amiri durumundaki kişilerin sorumluluğu vardır. Denetim ve inceleme ve gereğini yapmak durumundadırlar. Buralar yatma ve keyif çatma yeri değildir. Burada görev yaparken amme adına hizmet ettiklerini, bu görevlerin kendilerine bir emanet olduğunu, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu kimsenin özellikle orada çalışan eleman ve yetkili kişilerin akıldan çıkarmamaları gerekir. Yok ellerinden hiçbir şey gelmiyorsa elemanlara maaş artı prim şeklinde motive edici bir yol izlenebilir. Mevzuatta yeri yok deniyorsa ya yukarıya öneri olarak rapor etmeliler, ya da gayri resmi prim sistemini uygulamalıdırlar. Ya da "Biz bu işi yapamadık" deyip bırakıp gitmelidirler.

7 Aralık 2016 Çarşamba

Bir milletin devletiyle birlikte yeniden doğuşu

Etrafımızın düşmanla çevrildiği, iç ve dışta kargaşalıkların devam ettiği, birlikte devlet olmaya çalıştığımız ve stratejik ortak diye kabul ettiğimiz devletlerin yüzünü gösterdiği 2016 yılında Türkiye tam bir bağımsızlık mücadelesi veriyor. Hiç olmadığı kadar devlet ve millet birleşmiş, aynı duygu ve düşünce ikliminden besleniyor.

Her şeye rağmen zorluklara kanat germeyi, mücadele etmeyi, bir ve beraber olmayı hiç bu kadar özümsememişti. Bizi rayından çıkmış bir ülke gören süper güçlerin, bizi hizaya getirmeye çalıştığı bir ortamda devlet başkanının bir emriyle insanlar yollara düşüyor, ne yapabiliriz, biz buradayız ve varız mesajı veriyor, hem de seve seve.

Darbe yapanlara karşı cumhurun başı: "Ey milletim meydanlara çıkın, direnin" emri veriyor. Halk meydanlarda. "Daha darbe tehlikesi geçmedi, meydanları boşaltmayın" diyor. Halk yine meydanlarda sabahlıyor. Nerede bir stratejik nokta var, halk orada nöbet tutuyor. "Demokrasi nöbetlerini biraz daha uzattım" diyor. Millet: Eyvallah diyor. Işıklar sönüyor, halk sokağa çıkıyor. Tank ve uçaklardan açılan ateş sonucu yaralanmaya ve ölmeye aldırmadan.

Her yolu deneyen Türkiye düşmanları, en son ülkeyi ekonomik krize sürüklemek için düğmeye bastılar. Döviz silahını kullandılar. Bu sefer devletin başı: "Dolarlarınızı bozdurun, paranızı TL veya altına çevirin" mesajı veriyor.

Yediden yetmişe insanımız soluğu döviz bürolarının önünde alıyor. Devletin tüm kurumları, serbest piyasa ve vatandaş doların ateşini söndürmek için elinde ne varsa "Bununla bir şey olmaz" demiyor. Gidip dolarını bozduruyor. "Dolarını bozdur, oyunu boz" kampanyası çerçevesinde esnaf, halkı teşvik etmek için sıraya giriyor: Sağ ve sol tarafa koyduğum resimlerde kıt-kanaat geçinen küçük bir ilçe esnafının(Güneysınır) kampanyaya katkısı göze çarpmaktadır. Berberi: "500 dolar bozdurana saç-sakal bedava," lokantacısı: 250 dolar bozdurana 1,5 etliekmek bedava," marketçisi: "300 dolar bozdurana 5 kg şeker bedava," bakkalı: "300 dolar bozdurana 1 litre sıvı yağ bedava" şeklinde yazarak kampanyaya katılmış. Küçük bir ilçede durum bu ise varın siz ülkeyi, büyük şehirleri düşünün.

Seferberlik dedikleri bu olsa gerek. Bu davranışa ne denir biliyor musunuz? Sadece şapka çıkarılır ve helal olsun bu millete, helal olsun bu milletin gönlünde taht kurup bir sözle onları harekete geçiren komutanına denir. İyi ki ülke böyle bir darboğazdan şimdi geçiyor. Böyle sıkıntılar siyasi istikrarın olmadığı, bol kısır tartışmaların yaşandığı, devlet ve millet bütünleşmesinin olmadığı, 10-20 yıllar önce başımıza gelseydi...inanın aklıma bile getirmek istemiyorum. Öyle zannediyorum bu ülkenin cenazesini bile kılan çıkmazdı.

İşte yapılan bir kampanyayla daha  düşmanın bir kozu daha çöpe atıldı. Planları suya düştü. Türkiye'nin yutulacak lokma olmadığını herkes anladı. Bu hareket düşmanı üzerken dostları sevindirdi. Nihayet doların ateşi söndü, aşağıya doğru  inişe geçti. Milletin bu örnek davranışı: "Kabe'ye gidemesem de hiç olmazsa uğrunda ölürüm" diyen ayağı kırık bir karıncanın hikayesine benzer. Bu millet yeter ki inansın, yeter ki karşı taraftan samimiyet görsün. Yapamayacağı, feda edemeyeceği yoktur. Bu da böyle biline.

Yediden yetmişe bu kampanyaya destek veren, gönül veren insanımıza ve özellikle ilçem Güneysınır halkına sonsuz teşekkürler! 07/12/2016