İnsanlara dünyayı dar edip kendisi dört köşe olan bir kesim var: bankacılık. Darda kalanın elinden tutan iyilik meleği görünümündedir. Güler yüzle karşılar seni, hem de kapıda. Odasına kadar götürür. Çay, kahve ardı arkasına gelir. Öyle bir ilgi ve alaka gösterir ki, "Ben neymişim be" dedirtir insana kendi nefsi. Gururu okşanır.
İpler bankacının elindedir. Sen çayını yudumlarken: "Efendim çayımızı içerken bu arada şuralara da bir imza atıverelim, formalite yerine gelsin" der görevli. Oturup okumaya kalksan bir haftanı alır o küçücük sayfalar dolusu yazılar... Görevlinin dostane tavrı öyle güven verir ki formalitenin lafımı olur. İhtiyaç sahibi parmağıyla gösterilen her yere imza atar, ne olduğunu bilmeden. Kapıya kadar da uğurlar bu sevimli misafirini. Çünkü verdiği tavuk ona kaç tane kaz getirecekti. Vatandaşı yakarken kendisi ihya olacaktı. Belki de prim verilecekti kendisine. Kara listeye bir kişi daha almanın sevincini uzun süre taşır içinde. Bu sevinç yeni bir av buluncaya kadar da devam eder.
Kredi çeken günü kurtarmanın sevinç ve mutluluğu içerisinde evinin yolunu tutar: "Öder giderim Allah Kerim nasılsa" diyerek. Aldığı paraya dokunmadan borçlarına yatırır. Borcunu bir kaç ay öder. İşler tıkırındadır. Üç-beş ay sonra ev ve iş yerinde yaptığı hesap çarşıya uymamaya başlayınca bir-iki ay daha sağdan, soldan bulduklarıyla yatırır borcunu. Sonra tıkanır kalır. İmdada bir başka banka çıkar. Çünkü elden gelenle öğün olmuyor. Şu banka, bu banka derken sırayla ne kadar banka varsa ondan alır, diğerine yatırır. her yatırdığında bir yeri kapatmaya çalışırken yeni bir delik açar. Bir müddet sonra ilgi, alaka ve kredisi bol olan iyilik melekleri tarafından tüm kapılar kapanmaya başlar. Her hareketinde daha da aşağıya doğru batar. Gece gündüz bir düşüncedir alır artık. Piyasaya yapılan borç, tefeciden alınan para da cabası. Çünkü delik o kadar büyük ki kapatmak mümkün değil. Tırnaklarıyla kazıdıkları bir bir yok bahasına gitmeye başlar. Sonunda evine varıncaya kadar el konur haciz yoluyla. Ayıldığı zaman bataklığın en dibindedir artık. Sıfırın tüketildiği yerdir burası. Doğduğu andan daha geriye düşer. Zira doğduğu zaman borcu yoktu. Şimdi ise elde, avuçta hiçbir şey kalmadığı gibi kar topu gibi her geçen gün büyüyen borç ve faiz sarmalı vardır sırtında. Şu geçici hayatın zindan edildiği andır bu an. Artık bundan sonra yaşansa da tadı olmaz. Ne yediğinden zevk alırsın ne de içtiğinden. Bir çuval inciri berbat ettiğin yetmediği gibi çoluk çocuğunun yüzü de gülmez olur artık. Ne gelen telefonlara cevap verirsin, ne de millet içine çıkarsın. Çünkü her arayan borcu için arar. Kapısını aşındırdığın dostların bir müddet sonra seni görünce yolunu da değiştirmeye kalkar.
Allah kimseyi düşürmesin, düşenleri de tez elden kurtarsın. Hangi birine, kaçına üzüleceksin. Her yerde, her zaman karşına çıkıyor maalesef böyleleri. Piyasa bankazedelerle dolu. Banka görevini yapmıştır. Zira onun görevi ocak söndürmedir. Eserleriyle gurur duyar. Kendisi de en fazla kar ve kazanç elde eden kurum olarak ilk sıralarda yer alır.
Ne yapar ne edersin böyle durumlar için. Aşağı aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali. Bu modern görünümlü iyilik melekleri bu dünyada paraya para demesinler, kazanmaya devam etsinler. Bu kadar mağdurun hesabını öbür dünyada nasıl verecekler, merak ediyorum. Bunlar dünyada mağdurun sırtından gelecek satın alan kişilerdir. Mağdurluk üzerinedir kazançları. Mağduru da anlamam anlamasına. haydi bir an için mağdur oldu, denize düşünce yılana sarıldı diyelim. Bu para üstünden para kazananlar, Allah ve Rasülüne savaş açanlar söndürdükleri ocaklara rağmen nasıl rahat bir şekilde nefes alabiliyorlar. Anlamadım gitti...
Allah ıslah etsin bu sistemi kuranları ve bu sistem içine insanları çekip mağdur edenleri... 28/11/2016
28 Kasım 2016 Pazartesi
Maksadın dışında anlaşılma
Şaka, hayatımızda zaman zaman kullandığımız yollardan biridir. Çünkü hayatın bir parçasıdır. Zira hayat hep ciddiyet ve resmiyetten ibaret değildir. Şakadan amaç aradaki muhabbet ve sevgiyi artırmaktır. Hayat hepten ciddiyetten ibaret olsaydı sanırım bu yalan dünya çekilmez olurdu.
Hz Muhammed, hayatı tamamen bir mücadeleden ibaret olmasına rağmen zaman zaman da olsa hayatında mizaha yer verdiğini görmekteyiz. "Beni bir deveye bindir" diyen birine Peygamberimiz: "Seni yavrusuna bindireceğim" deyince adam şaşırır: "Ben yavrusunu ne yapayım" der. Peygamberimiz: "Her deve birinin yavrusudur" cevabı verir. Yine bir yerden geçerken, cennete girmek istediklerini temenni eden kadınlara Peygamberimiz: "Siz yaşlı kadınlar, cennete giremezsiniz" buyurunca kadınlar korku ve hayret içinde üzüntülerini dile getirince Peygamberimiz: "Ancak genç ve güzel olarak gireceksiniz" cevabı verir. Az önce şaşıran kadınlar gülmeye başlarlar.
Espriden amaç, insanları hayatın dertleri arasında bir nebze de olsa gülümsetebilmektir. Yapılan şakalar hedefine varırsa tadından yenmez. İnsanlar dertlerini unutarak gülüşmeye başlarlar. Ya bir de maksat anlaşılmayıp yanlış anlaşılmalara sebebiyet verirse işte o zaman şaka yapıp yapacağına pişman olur insan. Çünkü kaş yapayım derken göz çıkarılmıştır. Bu durumda şaka yapmayı bir tarafa bırakıp geri kalan zaman ve ömrünü gönül almak için çaba sarf edersin. Espri yapmada sanat vardır, gizem vardır, birden fazla anlama gelme vardır, tersini kastetme vardır; bir yere, birine tevriye vardır.
Her insan şaka yapamaz. Bazıları yapmayı dener. Fakat ağzına, yüzüne bulaştırır. Her insan da şakadan anlamaz. Her yapılan şakayı ciddiye alır. Bu yüzden şaka yapılmaması gerekir. Bazıları da çok alıngandır. Mıknatıs gibi her konuşmayı üzerine çeker. Hasılı her insan şaka yapmamalı, şaka yapılacak kişiyi iyice tanımadan şakaya başvurulmamalıdır. Şakanın ortamı iyi ayarlanmalı, şaka yapılacak kişi rencide edilmemeli.
Sözün özü, espriyi her insan yapamaz. Her insan da espriden anlamaz ya da anlamak istemez. Çünkü çoğu zaman ters tepebilir. Yeni tanıştığım biri, gelmekte olan bir köpeği göstererek yanımdakine: "Köpekten çok korkarım, buraya gelirse beni korur musun" şeklinde samimi bir düşüncesini aktarınca, bizde söylenen bir sözü ifade ettim: "Korkmanıza gerek yok, zira kötülere bir şey olmaz" şeklinde.
Söylerken de alınmasını hiç hesaba katmamıştım. Bu söze alındı beklemediği bu söz karşılığında yanımdaki kişi: "Ben kötü müyüm" dedi hemen. Aslında bu söz Anadolu'da çok söylenir, kime söylense herkes güler geçer. Sonra muhatabımı yeterince tanımıyorum ki kötü olduğunu kasdetsem. Zira yeni tanıştım. Ayrıca yeni tanıştığım kişiyi iyice tanıyıncaya kadar hakkında müspet düşünürüm. Zaten kötü olsa kötü olduğunu ifade etmezdim. İlk başta şakadan alındığını düşündüm. Sonra gerçekten alındığının farkına vardım geç de olsa. Her ne kadar gönlünü almaya çalışsam da kırılan kalbi yeniden tamir etmem maalesef mümkün olmuyor.
Bu yüzden ortamına, kişinin o anki pozisyonunu hesaba katmadan, espri yönünün olup olmadığını test etmeden, iyice tanımadan herkese şaka yapılmaması gerektiğini anladım. Ama ne yaparsınız ki, maalesef "Dilin kemiği yok." Aniden çıkıveriyor hemen ağızdan. Tıpkı bir ok gibi. 28/11/2016
27 Kasım 2016 Pazar
Meb'de görev yapan ilahiyat mezunları üvey evlat mı?
Ülkemizde hac farizasını yerine getirmek için her yıl rekor düzeyde bir başvuru olur. Suud yetkililerinin koyduğu kota gereğince her yıl ortalama 70-80 bin kişi gidebilmektedir bu kutsal görevi ifa edebilmek için. Yazılalı 6-7 yıl olmasına rağmen çıkmayıp hala sırasını bekleyen sanırım yüz binlerce hacı adayımız var. Bu konuda Türkiye'nin yapabileceği bir durum yoktur. Bu konuda son söz Suud yetkililerinde.
***
Her yıl kur'a yoluyla hac vazifesi çıkan hacılarımıza refakat etmek, onlara mukaddes beldede rehberlik yapmak için DİB, kendi personelinden görevli göndermektedir. Bu yol ile giden diyanet görevlileri hem hacılarımıza yardımcı oluyorlar, hem de hac görevini icra etme imkanı buluyorlar. Hac organizasyonunu yapan Diyanetin kendi personelini görevli tayin etmesi kadar doğal bir şey yoktur. Rabbim daha fazla gitmeyi, hacılarımıza yardımcı olmayı ve haclarını kabul etmeyi nasip etsin. Yüzbinlerce kişi parasıyla sıra beklerken bu görevlilerin genç yaşta gidip gelmeleri, bilgi ve kültürlerini artırmaları onlar adına sevindirici bir durumdur.
Benim derdim ve sıkıntım görevli olarak hacca gitme konusunda MEB'de görev yapan İHL Meslek Dersleri ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerine bu kapı niçin açık değildir. DİB'de gören yapanlar nasıl ehil iseler okullarda görev yapan din öğretmenleri de o kadar ehildir. İçlerinden çok az kişi kendi imkanlarıyla gidip gelmişlerdir hacca. Ama çoğuna gitmek nasip olmamıştır. Üstelik derslerde hac konusu işlenirken bu öğretmenler haccı ve önemini anlatmaktadırlar. Görerek anlatsalar öyle zannediyorum öğrencilerine daha faydalı olurlar.
Sahi MEB'de görev yapan bu öğretmenlerden DİB ve MEB niçin faydalanma yoluna gitmez. Bu her iki kurum niçin aralarında bir protokol imzalamaz? Kanuni bir engel mi var aşamadıkları? Ya da ihtiyaç olarak görmüyorlar mı? Yoksa Diyanet; kendi personelimiz yeterli, başkasını istemem mi diyor. Mesele nedir bilmiyorum, bu konunun daha önce dile getirilip getirilmediğini de bilmiyorum. MEB ve DİB bu konuyu mesele edinmişler midir? Ya da dert edinmeyi düşünmek isterler mi? Bu konunun ivedilikle ele alınıp vüzuha kavuşturulmasında fayda vardır diye düşünüyorum.
Son yıllarda bu iki kurum zaman zaman "Okullar hayat olsun" gibi ortak protokol imzalayıp din görevlileri yaz dönemlerinde okulları kurs amaçlı kullanabilmektedir. Yine ramazan ayı geldiği zaman camilerde vaaz vermek için bu öğretmenlerden fahri olarak faydalanmaktadır müftülükler. Aynı birliktelik hacca görevlendirme konusunda niçin düşünülmesin. Üstelik DİB'de görev yapan din görevlilerinin de hocasıdır bu okullarda görev yapan öğretmenler. Bu imkanı çok görmeyin bu okulda görev yapanlara. Onlara da bu imkanı verin. Öğrencisi gidebiliyor, fakat öğretmeni gidemiyor. Bu bir çelişkidir.
Öğretmenlerin okul zamanı izinleri sorun olur denirse başlangıç olarak 15 tatili ve yaz dönemlerinde umre görevlisi olarak gönderilmekle başlanabilir bu işe. Görevli gidecek öğretmenler ücretsiz izin alarak da bu görevi ifa edebilirler. Hatta öğretmenlerden belirli miktar ücret de alınabilir.
Sözü uzatmadan MEB ve DİB bu konuya bir el atmalı. Tek suçu Diyanet'de çalışmamak olan bu öğretmenlere hacca görevli gitme imkanı verilsin. Gördüklerini, çektiklerini hakka'l yakin yaşamış birileri olarak öğrencilerine anlatabilsinler. Çok görmeyin bu öğretmenlere bu ibadeti yerine getirmeyi...
Hayra sebep olan hayrı yapan gibidir... Vesselam. 27.11.2016
Kaydol:
Yorumlar (Atom)