22 Kasım 2016 Salı

Yazık oldu bu ülkenin okumuşlarına!

Yıl 1915.  Çanakkale Muharebesinde bu ülkenin okumuşları olmak ya da olmamak savaşında şehit oldu. Bir çok lise mezun veremedi. Çünkü daha 18'ini bile doldurmamış liselilerimiz savaşa gitti ya da götürüldü.

Okur-yazar oranının düşük olduğu Osmanlı'da savaşta ölen okumuşların oranı yüksektir. "Oy 15'liler"  türküsü savaşa katılanların yaşını da vermektedir. Bu savaş baba, oğul ve torunun omuz omuza savaştığı bir hayat-memat savaşıydı. Sonunda okumuşlarımız mevta oldu. Bu ülke için canını verenlerden Allah gani gani rahmet eylesin.

Yıl 2016. Dış güçlerin kuklası bu terör örgütü,  40 yıl boyunca kendini dindar-mütedeyyin bir yapıda gösterip kendi ellerimizle teslim ettiğimiz gençleri okuturum bahanesiyle ilmek ilmek işleyerek kendisine kul-köle yetiştirmiş. Dindar ve mütedeyyin insanlar yağmurdan kaçarken doluya tutulduğunu 15 Temmuz'da anladı. Sonuçta ülkeyi uzun yıllar belini doğrultamayacak ve yaralarını saramayacak şekle getirdi. Sağ gösterip sol vuran maşa bir örgüt bu milletin içinden devşirdiği bu toprağın okumuş süper beyinlerini yem olarak kullandı. Hepsini kendi emellerine alet etti, suça bulaştırdı. Binlerce okumuş fakat aklını kullanmayıp, kiraya vermiş süper çocuklarımız da bu uğurda heba edildi. Yani öldü ya da öldürüldü.

2015'de de okumuşları yok ettik, 2016'da da. 100 yıl öncesi ölenler "Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli" diye seve seve öldüler. 100 yıl sonra ölenler ise ihanet şebekesinin direktifiyle bu ülkenin  mahremine saldırdılar. Hem kendilerine, hem de bu ülkeye kıydılar. 1915'de ölenler şehadetleriyle övünecekler, hep bunun şerefini taşıyacaklar. 2016'da ihanet eden okumuşlar ise hep ihanetlerinin ayıbını yaşayacaklar, utanacaklar.

2016 yılındaki ihanet teşebbüsünde okumuşlar ölmekle kalmadı. Aynı zamanda bu ülkede kimsenin kimseye güvenmediği, birbirine şüpheyle baktığı bir ortamı miras bıraktı. Yazık oldu bu ülkeye! Yazık oldu bu ülkenin milli servetine! Yazık oldu bu ülkenin yetişmiş insanına! Yazık oldu bu ülkenin  adalet ve güven anlayışına!

Başkasının maymunu olan ihanet şebekesine niye böyle yaptın deme durumumuz yok. Çünkü hain haindir. İhanetiyle müsemmadır. Besledik bu kargayı, o da bizim gözümüzü oydu, hatta kalbimize sapladı. Burada esas öz eleştiri yapması gereken tüm birimleriyle teyakkuzda olmayan hantal devlet yapımızdır. Hem hantal devlet anlayışımızdan kurtulacak bir mekanizmayı kurmak lazım. Hem de devleti yönetenler, bir ihanet şebekesine göz yumanlar, ayakta uyuyanlar, görmezden gelenler şapkalarını öne koyup nedamet duymalıdırlar. Geçmişten günümüze ucundan, kıyısından bu devleti yönetmede ihmali olan devlet yetkilileri çuvaldızı bir başkasına batırırken iğneyi de kendilerine batırmalıdırlar. 22/11/2016


İyi hafızalar

Unutmak insani bir olgudur. Çünkü hafızayı beşer  nisyan ile malüldür. Bilgiler unutulacak ki yeni bilgiler alabilsin zihnimiz. Buraya kadar her şey normal.

Anormal olan günübirlik yaşayan, aklında hiçbir şeyi tutmayanlardadır. Bu tipler her şeyi unuturlar. Bazılarının görevi  hep bunlara hatırlatma ile geçer. Sanki bunun için yaratılmışlardır. İşte anormallik burada başlıyor.

Unutkanlığın mutlaka değişik nedenleri ve bilimsel bir açıklaması vardır. Bilimsel mi değil mi bilmem ama bazıları, tuvalet ve banyoda konuşmayı ve avret mahalline bakmayı unutkanlığın sebebi olarak sayarlar. Bunlar sebep olabilir ya da başka nedenleri de olabilir.

Acizane tecrübeme dayanarak unutkanlığın önüne geçmek için aşağıdaki sayacaklarım belki ufuk açabilir:
* Ezberleme yoluna gidilebilir, çünkü ezberledikçe zihin zorlanacak, hazmede hazmede bilgi insanın belleğinde kalıcı hale gelebilir.
* Bulmaca çözme denenebilir. Bu yöntemle zihin kelimeyi bulmak için zorlanacaktır.
* Sudoku çözme yoluna gidilmelidir. Bu yöntemle de yine zihnimiz rakam bulmak için çaba sarf edecektir.
* Not alma ve yazma usulü prensip haline getirilmelidir. Unutunca notuna bakıp yeniden hatırlayabilir.
* Hatırlanması gereken bilginin kodlanması yolu da denenebilir.
* Yapmamız gerekeni unutmamak için telefon alarmına hatırlatıcı not yazılabilir.
* Sürekli bulunduğumuz yerin uygun yerlerine gözümüze çarpacak şekilde kağıda yazıp yapıştırılabilir.
* Günlük okuma itiyat haline getirilmelidir.
* Bir günde yapılanı akşam veya günün uygun bir vaktinde günlük yazma yoluna gitmelidir.
* Okuduğu bir yazıyı veya parçayı okuduktan sonra kafasını yazıdan kaldırarak zihninde özet çıkarma yoluna gidebilir.
* Uyku saatlerimiz düzenli olmalıdır.

Bu tip örnekleri çoğaltabiliriz. Demem odur ki zihin, beyin jimnastiği yapılmalı sürekli, bol tekrar etmeli. Yani beyin, zihin sürekli zorlanarak işleyen demir ışıldar misali beyin işletilmelidir. Beyin, "Saldım çayıra, bekir Mevlam kayıra" misali kendi haline bırakılmamalıdır. 22.11.2016

21 Kasım 2016 Pazartesi

Davranış ve tasarruflarımız kişileri dinden soğutmasın

Bir yerde suç varsa suç bireyseldir. Suçu işleyen suçludur. Bunu hepimiz biliriz bilmesine de, yine de toptancı davranırız. Suç işleyeni cezalandırmaktan ziyade suçlunun akrabalarını veya ait olduğu kesimi de katarız işin içine. Nedense kafamızda oluşturduğumuz algı ve şablonun dışına çıkamayız çoğu zaman.

Bir kaç Kürt suç işlese tüm Kürtleri kötülemeye başlarız: "Kürt mü? Olsa da evliya/Alma avluya" şeklinde kafiyeli bir söz bile söyleriz. Büyük bir camia olan öğretmenler içerisinde her tip insan çıkabileceği gibi tacizci de çıkabilir. Sanki tüm öğretmenler sapıktır gibi bir algı oluşuyor belleklerimizde. 

İlahiyatçı veya imam-hatip,  bulunduğu mevki itibariyle bir tasarrufta bulunur, hemen tüm din adına kamu görevi yürütenler damgalanmaya başlar, suçun bireyselliğini unuturuz. Tüm camiayı kötülemeye başladığımız gibi temsil ettiği düşünceden de nefret etmeye başlıyoruz.

Bu şekilde toptancı davranmanın yanlış olduğunu bile bile bir değerlendirmede bulunuyoruz. Huyumuzu değiştirme gibi bir niyetimiz de yok. O zaman geriye bu camiayı temsil eden insanların kendisine çeki düzen vermesinde fayda vardır. Çünkü dini temsil görevini ifa edenlerin sarığı beyazdır. Sarığı kirletmeden hakkını tastamam vermeleri için çoğu zaman yoğurdu üfleyerek yemelerinde fayda vardır. Camiasına leke getirecek davranış ve tasarruflardan kaçınmalıdır. İşini düzgün yapmalıdır. Yaptığı davranış yanlış anlamaya müsait ise o zaman niçin böyle davrandığını izah edip insanları ikna etme yoluna gitmelidir. Tıpkı Mimar Sinan gibi. Hani "Minare yamuk ve eğri" diyen çocuklara Sinan, bir halat getirir, "Haydi çocuklar hep beraber asılıp eğri minareyi düzeltelim" der. Biraz asıldıktan sonra "Düzeldi mi çocuklar" sorusuna "evet" cevabını alır. Aslında minare yine aynı minare. Sinan burada bu yaptığıyla çocukların kafasındaki algıyı yok eder. Hz Muhammed bir akşam karanlığında eşiyle konuşurken kendisine selam verip geçen birine, selamını aldıktan sonra "Ey falan, yanımdaki eşim falandır" diye açıklama yaparak adamın kafasında oluşması muhtemel müphemi giderir.

Bu açıklamaları niçin yapıyorum? Son bir kaç yıldır yönetici kademesinde görev alan aynı meslek grubundan bir çok idareci, yaptıkları tasarruflarıyla kamuoyu nezdinde adalet duygusunu zedeler görüntüsü verdiler. Böyle bir yönetici bir gün toplantıda Fatiha süresini okuyunca mağdur olduğunu düşünen biri: "Yaptığınıza ayeti bari karıştırmayın" dedi, benim duyacağım şekilde. Anlaşılan amirinin kendisi hakkında yaptığı tasarrufun mantığını ve doğruluğunu kavrayamamıştı. O zaman amir, bu durumu izah edip mağduru ikna etmeliydi. Amir, yaptığında şeffaf ve adil olmalıydı. Referansı ayet ve hadis olan yöneticiler adalet duygusunun zedelenmemesi, insanların kendisine ve temsil ettiği camiaya karşı soğuk bakmasının önüne geçmek için elinden gelen gayreti göstermelidirler. 21/11/2016