21 Kasım 2016 Pazartesi

Davranış ve tasarruflarımız kişileri dinden soğutmasın

Bir yerde suç varsa suç bireyseldir. Suçu işleyen suçludur. Bunu hepimiz biliriz bilmesine de, yine de toptancı davranırız. Suç işleyeni cezalandırmaktan ziyade suçlunun akrabalarını veya ait olduğu kesimi de katarız işin içine. Nedense kafamızda oluşturduğumuz algı ve şablonun dışına çıkamayız çoğu zaman.

Bir kaç Kürt suç işlese tüm Kürtleri kötülemeye başlarız: "Kürt mü? Olsa da evliya/Alma avluya" şeklinde kafiyeli bir söz bile söyleriz. Büyük bir camia olan öğretmenler içerisinde her tip insan çıkabileceği gibi tacizci de çıkabilir. Sanki tüm öğretmenler sapıktır gibi bir algı oluşuyor belleklerimizde. 

İlahiyatçı veya imam-hatip,  bulunduğu mevki itibariyle bir tasarrufta bulunur, hemen tüm din adına kamu görevi yürütenler damgalanmaya başlar, suçun bireyselliğini unuturuz. Tüm camiayı kötülemeye başladığımız gibi temsil ettiği düşünceden de nefret etmeye başlıyoruz.

Bu şekilde toptancı davranmanın yanlış olduğunu bile bile bir değerlendirmede bulunuyoruz. Huyumuzu değiştirme gibi bir niyetimiz de yok. O zaman geriye bu camiayı temsil eden insanların kendisine çeki düzen vermesinde fayda vardır. Çünkü dini temsil görevini ifa edenlerin sarığı beyazdır. Sarığı kirletmeden hakkını tastamam vermeleri için çoğu zaman yoğurdu üfleyerek yemelerinde fayda vardır. Camiasına leke getirecek davranış ve tasarruflardan kaçınmalıdır. İşini düzgün yapmalıdır. Yaptığı davranış yanlış anlamaya müsait ise o zaman niçin böyle davrandığını izah edip insanları ikna etme yoluna gitmelidir. Tıpkı Mimar Sinan gibi. Hani "Minare yamuk ve eğri" diyen çocuklara Sinan, bir halat getirir, "Haydi çocuklar hep beraber asılıp eğri minareyi düzeltelim" der. Biraz asıldıktan sonra "Düzeldi mi çocuklar" sorusuna "evet" cevabını alır. Aslında minare yine aynı minare. Sinan burada bu yaptığıyla çocukların kafasındaki algıyı yok eder. Hz Muhammed bir akşam karanlığında eşiyle konuşurken kendisine selam verip geçen birine, selamını aldıktan sonra "Ey falan, yanımdaki eşim falandır" diye açıklama yaparak adamın kafasında oluşması muhtemel müphemi giderir.

Bu açıklamaları niçin yapıyorum? Son bir kaç yıldır yönetici kademesinde görev alan aynı meslek grubundan bir çok idareci, yaptıkları tasarruflarıyla kamuoyu nezdinde adalet duygusunu zedeler görüntüsü verdiler. Böyle bir yönetici bir gün toplantıda Fatiha süresini okuyunca mağdur olduğunu düşünen biri: "Yaptığınıza ayeti bari karıştırmayın" dedi, benim duyacağım şekilde. Anlaşılan amirinin kendisi hakkında yaptığı tasarrufun mantığını ve doğruluğunu kavrayamamıştı. O zaman amir, bu durumu izah edip mağduru ikna etmeliydi. Amir, yaptığında şeffaf ve adil olmalıydı. Referansı ayet ve hadis olan yöneticiler adalet duygusunun zedelenmemesi, insanların kendisine ve temsil ettiği camiaya karşı soğuk bakmasının önüne geçmek için elinden gelen gayreti göstermelidirler. 21/11/2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder