3 Ağustos 2016 Çarşamba

15 Temmuz gecesinden öğrendiklerimiz **

-Her Allah, peygamber, din, iman diyenin doğru yolda olmadığını,

-Devletin kurumlarının yönetiminin aynı düşüncedeki insanlara ihale edilmemesi gerektiğini,

-Her sakallının amcamız, her başörtülünün annemiz, her askeri elbiseyi giyenin bu toprağın askeri olmadığını, her başına sarık-cübbe geçirenin dini anlatmadığını,

-Allah birin dışında bir araya gelmeyecek şekilde ayrışan bu toplum kesimlerinin "Konu vatansa gerisi teferruat" diyebileceğini,

-Ülke savunmasında yediden yetmişe aynı anda organize olup seferberlik ilan edebileceğimizi,

-Ölümü göze alacak şekilde vatansever insanların çokluğunun yanında bu vatanı yaşanmaz kılacak şekilde içimizde hainler barındırdığımızı,

-Halen Mekke dönemini yaşıyoruz. Bu yüzden ilk önce insanların imanını kurtarmak gerekir diye çıkan içimizdeki şer odaklarının kastının imanımızdan etmek olduğunu,

-Kökü dışarıda olan bir ihanet şebekesinin kırk yıldır hak-hukuk dinlemeden devletin hücrelerine sızmak için nasıl soruları çaldığını,
-40 yıldır ülkeyi yöneten siyasilerin uyuduğunu, ya da uyutulduğunu, art niyetleri yoksa bile bir gaflet içerisinde olduklarını,

-Stratejik ortağımız diye bildiğimiz devletlerin altımızı oymak için uzun yıllara dayanan planlarının olduğunu,

-Emperyalist ve sömürgeci devletlerin Türkiye'de hala emelleri olduğunu, kurtuluş savaşının hala bitmediğini,

-Dünyayı yöneten sömürgeci akla rağmen ülkesini bağımsız bir şekilde yönetmeye kalkmanın ağır bedellerinin olduğunu ama her şeye rağmen bağımsızlığımızdan ödün vermeyeceğimizi,

-Bağımsız ve güçlü bir devlet olmanın yolunun 50-60 yıl sonrasının planının yapmaktan geçtiğini,

-NATO ve İncirlik Üssünün bizi korumaktan ziyade bizim için ayak bağı ve tehlike olduğunu,
-İrili, ufaklı devletlerin mazlumun yanında değil de güçlünün yanında yer aldığını, dünya sessiz kaldıkça sömürgeci devletlerin borusunun daha da öteceğini,

-Hoşgörü ve diyalog adı altında toplumun tüm kurum, kuruluş ve kesimleriyle iyi ilişkiler içerisinde olanların hiç de hoşgörülü olmadıklarını, hatta hoşgörüye düşman olduklarını,

-Allah'ın verdiği aklı kullanmayarak bir başkasına kul köle olanların çok tehlikeli olabildiklerini,

-Dinin bizzat Allah, peygamber diyenler tarafından kendi emelleri için istismar edildiğini, halkın saf  dini duygularıyla nasıl oynandığını,

-Kendilerine emanet edilen çocuk ve gençlerin aklı ve beyinlerinin  nasıl uyuşturulduğunu,

-Dinin her yönüyle devlet gözetiminde, devlet okullarında, ehil kişiler tarafından yeterince verilmesi gerektiğini,

-Devlet okullarında devlet eliyle  verilen eğitim ve öğretimin içinin özellikle boşaltılması sonucu umudunu yitiren insanların alternatif yol diyerek kimlerin kucağına itildiğini, eğitim ve öğretimin tıpkı din eğitimi gibi dışarıda herhangi bir gruba ihtiyaç hissedilmeyecek şekilde yeniden dizayn edilerek devlet okullarında dolu dolu verilmesi gerektiğini,

-Yeterince okumamış, dini bilgisi olmayan Anadolu insanının din duygusunun; eli kalem tutan, teknolojiyi çok iyi bilen okumuş insanların din duygusundan daha saf, daha berrak,  daha temiz olduğunu,

-İçimizdeki hainlerin çokluğuna rağmen bu ülkenin güçlü bir şekilde hala dimdik ayakta durduğunu… 03/08/2016

** 05/08/2016 günü kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.

2 Ağustos 2016 Salı

Yumuşak Karnımız-1 *

Son olaylar iyice gösterdi ki bizim yumuşak karnımız dindir.  Bizi tankla, tüfekle alt edemeyecek odaklar içimize, yanımıza hep din ve din duygusuyla yaklaşmışlardır. Buna ben şeytanın sağdan yaklaşması diyorum. Bu milletin genlerinde din her zaman için vardır. Olmaya da devam edecektir. Birileri bunu iyi test etmiş. Bütün zehirlerini bu alandan zerk ediyorlar. Çünkü biz, dini dört dörtlük yaşayamasak da;  Allah, peygamber, din, iman diyene karşı tüm yağlarımız erir. Canımızı, malımızı veririz.

"Din halkın afyonudur" diyen Karl Marx'ı haklı çıkarırcasına halktaki bu din duygusu maalesef hep istismar edilmiştir. Uyutulmuştur. Halkımız din ile aldatılmıştır. Çok uzağa değil yakın tarihimize bakalım, başımıza bela olan örgütlerin kendi emellerine dayanak yaptıkları, çıkış noktaları hep dindir: DAİŞ, IŞİD, TALİBAN, BOKO HARAM, EL-KAİDE, FETÖ... gibi.

"Apaçık bir kitap" olan Kur'an-ı, anlaşılmaz kılmada üstümüze yoktur. Hele peygamber anlatımımız evlere şenlik gerçekten. Bizim için mücadelesi, azmi, gayreti, dürüstlüğü, merhameti, adaleti, eminliği... gibi örnek olacak ayakları yere basan,  bir peygamberi anlatmaktan ziyade her yaptığını mucize olduğunu gösteren, uçan-kaçan-ulaşılmaz bir peygamber anlatıyoruz hep. Malumunuz mucizeler, inkar edenleri ikna etmek amacıyla Allah tarafından peygamberler üzerinde gösterilen, insanları aciz bırakan,  harikulade olaylar demektir. Mucizevi bir peygamber teması  o kadar çok işleniyor ki veli diye bilinen bazı zatlar, keramet adı altında kendilerine bir pay çıkarabilsinler. Peygamberin diliyle Allah: "Ben de sizin gibi bir insanım... Ben gaybı (geleceği) bilmem, melek de değilim...bana sadece vahiy geliyor...ben bana vahiy olunana uyarım..." buyurmasına rağmen  "Efendim! Allah bildirirse peygamber gaybı bilemez mi" diye iyi niyetle sorular soruyoruz. Israrla peygamberimiz, Isevilerin İsa'ya yaptığı gibi yapmayın. Ben de sizin gibi bir insanım vurgusu yapmasına rağmen durmadan ulaşılamaz bir peygamber profili çiziyoruz. Yücelteceğiz düşüncesiyle yaptığımız, din bezirganlarının ekmeğine yağ sürmektedir. Kendisine şeyh, efendi, pîr, mehdi, İsa-Mesih, kainat imamı, hoca, salih bir zat, müceddit...vs payesi vererek kerameti kendinden menkul bazı kişiler, maalesef saf duygular içerisinde olan insanımızı ve akıllarını esir almaktadırlar. İçlerinde samimi olanlar varsa onları istisna tutuyorum. Kimin daha üstün olduğunu ancak Allah'a karşı sorumluluk bilincini en iyi yerine getiren takva sahibi olduğu, Kitap'ta belirtilmesine rağmen bazı insanlara kutsiyet izafe ediyoruz. Anlatılan kerametler ise dudak uçuklatır cinsten. Halbuki ilmihal kitaplarımızı bile açıp okusak veli bir insanın kerametinin ortaya çıkması bir kadının özel halini anlatması gibi denir. İçlerinde öyleleri var ki, durmadan gece gündüz rüyasında peygamberle yatar, peygamberle kalkar. Kitaplarımızda rüya ile amel edilmez sözünü kulak ardı ederek aval aval bakıyoruz. Hatta kulak verip amel edenlerimiz bile var. Bakıyorlar ki inananlar var. Hızlarını alamayıp yaptıkları etkinliklere önem atfetmek için "Peygamber aramızdaydı" deniyor. Bu gizemli dünya, halkımız ve öğrencilerin de çok hoşlarına gidiyor. Din kültürü derslerinde en fazla ilgi duyulan konular ve sorulan sorular: üç harfliler, mehdi gelecek mi... vs.

Din: "İnsanların  iki dünya saadetini sağlamak amacıyla  Allah tarafından gönderilmiş ilahi kurallar bütünü" olduğuna göre sorun, dinin kendisinde değil; uygulayıcıların kendi menfaatlerine göre dine yükledikleri anlamlardadır. Bundan kurtulmanın yolu dini yasaklamak değil, yanlış anlaşılmasının önüne geçmek, gerekli tedbirleri almaktır. Bildiğiniz gibi İslam Hukukunda 'Harama- kötü davranışlara götüren yolların tıkanması' anlamına gelen 'Seddi zerai' diye bir fıkıh kaidesi vardır. Bu kaidenin zamanıdır diye düşünüyorum. Dini özellikle Hz Muhammed'i gizemlilikten kurtarmak lazım.  02/08/2016

* 12/09/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Bir yalnız adam **


94 yılında yapılan mahalli seçimlerde seçim öncesi TV'lerde yapılan açık oturumlarda gördü millet ilk önce. Bedrettin DALAN, İlhan KESİCİ, Zülfü LİVANELİ...gibi ağır topların arasında öylesine çağırılmış biri görüntüsü hakimdi ekranlarda. Sunucusundan, adaylara varıncaya kadar herkes küçümseyerek bakıyordu tepeden. Anlaşmışçasına ezmeye çalışıyorlardı. Gücüne bakmadan kendi fikrini zikrini anlattı ekranlardan. Horlamaya çalışanlara karşı dik durdu. Ezdirmedi kendini ve savunduğu fikri. Sonunda başardı Türkiye'nin en büyük şehrine başkan oldu. Reis idi artık adı.

İşe hamdele ile başladı. Şehrin su ve çöp sorununu çözdü ilk önce. 5 yıllık süresini tamamlamadan Siirt'te Ziya GÖKALP'e ait "Minarelerimiz süngü..." şiirini okuduğu için soluğu hapishanede aldı ve bir daha muhtar bile olamayacak şekilde siyasi yasaklı oldu. Arkasından gittiği Hocasının partileri bir bir kapatılıp iktidardan indirildiği 28 Şubat sürecinde belki de Hocasının: "Evladım, iktidara gelsek de bizi muktedir yapmayacaklar, özünüzü kaybetmeden gömleğinizi çıkarın, elmanın bir yarısı olun, farklı bir kulvarda mücadele edin" sözüyle yeni bir parti kurdu. Genel başkanı olduğu partisinin milletvekili olamadı. Partisi iktidara geldi kendisi siyasi yasaklı oldu. Aslan düştüğü yerden kalkar misali, okuduğu şiirden dolayı siyaseten yasaklı hale geldiği Siirt'ten vekil seçilerek hükümetin başına geçebildi.

İktidara gelen bu saralı zihniyeti muktedir yapmamak için YÖK'ü, SEZER'i, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Askeriye, İstanbul dukaları vb devletin tüm kurumları harekete geçti... Başbakan oldun ama seni Çankaya'ya göndermeyeceğiz dendi, 367 garabeti o zaman ortaya çıktı. 2008-2009 yıllarında partisi kapatılmaktan gücün kurtuldu. Tabir yerindeyse devletin köşe başlarını tutmuşları savaş açtı kendisine. Her biriyle teker teker mücadele etti, asla başını eğmedi, boyun bükmedi.

2009 yılında dünyanın en büyük terörünü uygulayan devlete 'One minute' dedi. Yavaş yavaş yalnızlaştırılmaya başlandı. Etrafındaki dost devletler bir bir yanından uzaklaşmaya başladı. Hızını kesmedi 'Dünya beşten büyük' dedi. İyice yalnızlaştırıldı. Doğu sorununu çözmek için çözüm sürecini başlattı. 2011 yılından beri hem içerideki düşmanlarla uğraştı hem de dışarıyla. 1970'den beri beslenen içimizdeki uyuyan hücreler harekete geçirildi. Ardı arkasına 'Gezi olayları, 17-25 Aralık olayları, 6-7 Ekim PKK olayları...' birbirini izledi. 3 milyon Suriyeli mülteciye kucak açarken Güneydoğu'nun birçok il ve ilçesinde hendek savaşları başladı...

Faili meçhul cinayet ve olaylarıyla karşı karşıya geldi. Muhsin YAZICIOĞLU, Danıştay saldırısı, Uludere olayı, Suriye ve Rusya'nın uçağının düşürülmesi gibi olaylar birbirini takip etti. 2002 yılından itibaren iç ve dış güçlerle uğraşırken diğer taraftan ülkenin ekonomi ve alt yapısını geliştirdi.

Hiç yılmadı, hiç boynunu eğmedi, kimseye eyvallah demedi. İçi ne ise dışı o oldu. En yabancısı olduğu alan diplomatik dil idi… Daraldığı  zaman hep meydanlara çıktı sevenleriyle buluştu. Meydanların dilini iyi kullandı. "Kefenimle çıktım yola" dedi hep. "Kaderin üzerinde bir kader var" sözü eksik olmadı hiç dilinde.

17-25 Aralık'tan sonra iç düşmanları anlatmak için meydanlarda hep o hainleri anlattı. Herkes dinledi ama kimse anlamadı. Derdini kendi partisine bile anlatamadı. Kimse tehlikenin farkına varmadı belki de varmak istemedi. Kimse inanmasa da o, “Muhtar bile olamaz artık” dedikleri muhtarları toplayarak derdini anlatmaya devam etti, belki de olamadığı muhtarlığa özlem duyarak. Bir musibet bin nasihatten iyidir misali 15 Temmuz gecesi olunca herkesin kafası dank etti. Topla, tüfekle, tankla, uçakla geliyorlardı üzerimize son vuruşu yapmak için. Kendisini öldürmeye gelenlere aldırmadan, tehlikeyi göze alarak kalkışmanın en fazla olduğu iki ilden birine indi kefeniyle. Halkı meydanlara çağırdı, milyonlar kulak verdi ona. İçeride ve dışarıda yalnızdı, kimse onu anlamıyordu ama onun milyonları vardı. Meydanlar ona kol kanat gerdi, kimi şehadet şerbetini içti, kimi de yaralandı, çoğu da dur durak bilmeden uykuya meydan okurcasına sahayı terk etmedi. Haklılığını  herkes anladı, ama  bu anlama bize pahalıya mal oldu maalesef.

Hasılı yalnız adamdı hep. Haklılığı ortaya çıkınca farklı kulvarlarda yürüyenler de kol kanat gerdi kendisine. Çünkü mesele vatan ise gerisi teferruattı zira. Tarih yalnız adamın tek başına meydan okuyuşunu, mücadelesini, başarısını yazacak; başını eğmediğini, pes etmediğini konuşacak. Analar ne evlat(lar) doğurmuş diyecek. Dünyanın zulmüne meydan okudu diyecek...

Başka devletler 50-100-150 yıllık hesap ve planlar yaparken biz ülke olarak hep günü birlik yaşadık. O gelerek bu milletin ufkunu açtı. 2023 diye hedef koydu, hızını alamayıp 2053 dedi. Yetmez  2071 dedi. Sanki büyük devlet böyle olunur dercesine. Ülkemiz ve dünya mazlumlarının tutan eli, yürüyen ayağı, gören gözü, işiten kulağı oldu. Kim tutar bundan sonra onu. Allah ondan razı olsun. Onun ve milletin yolu hep açık olsun.

Bu millet  seviyor yalnız adamı…samimiyetini, içtenliğini, dobralığını, olağan halini seviyor. Bakmayın bazılarının düşman gibi göründüklerine. İç hainleri temizledi ya, helal olsun ona! Gücüne güç katsın Rabbim. Memleketimize dirlik ve birlik versin. 30/07/2016

** 02/09/2016 tarihinde Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.