Son olaylar iyice gösterdi ki bizim
yumuşak karnımız dindir. Bizi tankla, tüfekle alt edemeyecek odaklar
içimize, yanımıza hep din ve din duygusuyla yaklaşmışlardır. Buna ben şeytanın
sağdan yaklaşması diyorum. Bu milletin genlerinde din her zaman için vardır.
Olmaya da devam edecektir. Birileri bunu iyi test etmiş. Bütün zehirlerini bu
alandan zerk ediyorlar. Çünkü biz, dini dört dörtlük yaşayamasak da;
Allah, peygamber, din, iman diyene karşı tüm yağlarımız erir. Canımızı,
malımızı veririz.
"Din halkın afyonudur" diyen
Karl Marx'ı haklı çıkarırcasına halktaki bu din duygusu maalesef hep istismar
edilmiştir. Uyutulmuştur. Halkımız din ile aldatılmıştır. Çok uzağa değil yakın
tarihimize bakalım, başımıza bela olan örgütlerin kendi emellerine dayanak
yaptıkları, çıkış noktaları hep dindir: DAİŞ, IŞİD, TALİBAN, BOKO HARAM,
EL-KAİDE, FETÖ... gibi.
"Apaçık bir kitap" olan
Kur'an-ı, anlaşılmaz kılmada üstümüze yoktur. Hele peygamber anlatımımız evlere
şenlik gerçekten. Bizim için mücadelesi, azmi, gayreti, dürüstlüğü, merhameti,
adaleti, eminliği... gibi örnek olacak ayakları yere basan, bir
peygamberi anlatmaktan ziyade her yaptığını mucize olduğunu gösteren,
uçan-kaçan-ulaşılmaz bir peygamber anlatıyoruz hep. Malumunuz mucizeler, inkar
edenleri ikna etmek amacıyla Allah tarafından peygamberler üzerinde gösterilen,
insanları aciz bırakan, harikulade olaylar demektir. Mucizevi bir
peygamber teması o kadar çok işleniyor ki veli diye bilinen bazı zatlar,
keramet adı altında kendilerine bir pay çıkarabilsinler. Peygamberin diliyle
Allah: "Ben de sizin gibi bir insanım... Ben gaybı (geleceği) bilmem,
melek de değilim...bana sadece vahiy geliyor...ben bana vahiy olunana uyarım..."
buyurmasına rağmen "Efendim! Allah bildirirse peygamber gaybı
bilemez mi" diye iyi niyetle sorular soruyoruz. Israrla peygamberimiz,
Isevilerin İsa'ya yaptığı gibi yapmayın. Ben de sizin gibi bir insanım vurgusu
yapmasına rağmen durmadan ulaşılamaz bir peygamber profili çiziyoruz.
Yücelteceğiz düşüncesiyle yaptığımız, din bezirganlarının ekmeğine yağ sürmektedir.
Kendisine şeyh, efendi, pîr, mehdi, İsa-Mesih, kainat imamı, hoca, salih bir
zat, müceddit...vs payesi vererek kerameti kendinden menkul bazı kişiler,
maalesef saf duygular içerisinde olan insanımızı ve akıllarını esir almaktadırlar.
İçlerinde samimi olanlar varsa onları istisna tutuyorum. Kimin daha üstün
olduğunu ancak Allah'a karşı sorumluluk bilincini en iyi yerine getiren takva
sahibi olduğu, Kitap'ta belirtilmesine rağmen bazı insanlara kutsiyet izafe ediyoruz.
Anlatılan kerametler ise dudak uçuklatır cinsten. Halbuki ilmihal kitaplarımızı
bile açıp okusak veli bir insanın kerametinin ortaya çıkması bir kadının özel
halini anlatması gibi denir. İçlerinde öyleleri var ki, durmadan gece gündüz
rüyasında peygamberle yatar, peygamberle kalkar. Kitaplarımızda rüya ile amel
edilmez sözünü kulak ardı ederek aval aval bakıyoruz. Hatta kulak verip amel
edenlerimiz bile var. Bakıyorlar ki inananlar var. Hızlarını alamayıp
yaptıkları etkinliklere önem atfetmek için "Peygamber aramızdaydı"
deniyor. Bu gizemli dünya, halkımız ve öğrencilerin de çok hoşlarına gidiyor.
Din kültürü derslerinde en fazla ilgi duyulan konular ve sorulan sorular: üç
harfliler, mehdi gelecek mi... vs.
Din: "İnsanların iki dünya
saadetini sağlamak amacıyla Allah tarafından gönderilmiş ilahi kurallar
bütünü" olduğuna göre sorun, dinin kendisinde değil; uygulayıcıların kendi
menfaatlerine göre dine yükledikleri anlamlardadır. Bundan kurtulmanın yolu
dini yasaklamak değil, yanlış anlaşılmasının önüne geçmek, gerekli tedbirleri
almaktır. Bildiğiniz gibi İslam Hukukunda 'Harama- kötü davranışlara götüren
yolların tıkanması' anlamına gelen 'Seddi zerai' diye bir fıkıh kaidesi vardır.
Bu kaidenin zamanıdır diye düşünüyorum. Dini özellikle Hz Muhammed'i
gizemlilikten kurtarmak lazım. 02/08/2016
* 12/09/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder