30 Haziran 2016 Perşembe

"Ben İsa Mesih'im tamam mı?"

İşe gitmek için otobüs durağında beklemekteyim.  Sabah sabah sanal alemden haberleri okuyorum kaldırımın bir köşesinde.  Birinin "Selamün aleyküm kardeş" demesiyle sesin geldiği tarafa baktım. Kaldırımın yola bakan kısmında biri idi selam veren. Selamını alırken elini de kaldırdı boyunun hizasına.

30 yaşlarında orta boylu, gözünde siyah bir gözlüğü, üzerinde kumaş bir pantolonu,  pantolon üzerine sarkıtılmış kareli bir gömleği vardı. Alıcı gözüyle baktım kendisine kimdir, neyin nesidir diye. İçten bir selam verme ve el kaldırma idi. Fakat tanıyamadım kendisini. Çünkü ilk defa görüyordum.  Tanımadığıma göre para isteyecek biri olmalı diye geçirdim içimden. Fakat şimdinin çoğu dilencilerine de benzemiyordu. Zira yeni nesil dilenci nazikçe yanına yaklaşıp: Efendim, özür dilerim. Size bir şey söyleyebilir miyim" diye sizi durdurur. Ardından meramını anlatır. Bana 3-4 metre mesafede ve temiz giyimli biri idi. Ben; bu kimdir, kimin nesidir, sabah sabah bana niye selam verdi diye düşüne durayım.

Düşünmek durumundayım. Çünkü tanımadığım adam niye selam versin ki. Çünkü bizde güpegündüz tanımadığına selam verilmez. Asık suratımızla baktığımız yeri ve kişiyi yakarız. Kolay kolay selam vermeyiz hele bir de işe gidiyorsak. Sanki işe değil idam sehpasına gidiyoruz. Ciddiyet ve resmiyet hayranıyız zira. Sayısı az olmayacak kadar daha selam vermeden yüzüne bakıp, " Hemşehrim sen nerelisin" deyip adamlığına karar vermeye çalışan ve seninle kontak kurmak isteyen kişiler istisna tabii bu durumdan.

Adam hemen sırtını döndü bana. Yolun karşı tarafına dikey bir şekilde geçmeye başladı. Yolun ortasına varınca tekrar döndü bana: Ben İsa Mesih'im, tamam mı" dedi. Ben de başımı salladım, tamam der gibi. Başka da ne söyleyebilirdim ki. Adam bana zaten noter görevi vermişti. Tasdiklemekten başka da bir görev vermemişti zaten. Başka da bir şey söylemeyip önce karşı kaldırıma geçti. Ardından kaldırım boyu yürümeye devam etti sabah sabah tebliğ görevini yapmanın huzuru içerisinde. Bereket "Düş peşime, Deccal'ı yok edeceğiz" demedi... Bakalım  bu hizmetten akşama kadar daha kimler faydalanacak?

Beklediğimiz İsa bu muydu acaba? Üstelik bu kimdir diye içimden geçirdiğime cevap olarak kendisinin İsa Mesih olduğunu söyledi. İçimi de okudu anlayacağınız. Adam söylemese zaten merakımdan çatlayacaktım. Hani adam çok da yabana atılacak birine benzemiyordu. Ne dersiniz İsa Mesih olabilir mi?
***
Beklediğim güzergahın otobüsü geldi. Bindim. Yine elime telefonumu almışken benden bir- iki durak sonra 40-45 yaşlarında biri bindi. Bir elinde paket, diğerinde ise poşet. İki Türk Bayrağını ucundan bağlamış, boynundan sırtına geçirmiş, hem önünden hem de ardından  ay yıldızlı bayrağımız görünen bir giyinme şekli vardı üzerinde. Bu da kim demeye kalmadan bindiği gibi bir durak sonra indi. Hasılı bu merakımı gideremedim.
***
Türkiye’de çeşit çeşidiz. Bugün nasibime bu kadar düştü...Ne ararsan var. Belki fakir bir ülkeyiz ama renkliliğimize diyecek yok… Bütün derdimiz bu olsun. Allah kimseye akıl noksanlığı vermesin. 30/06/2016

Meslek öğreniyorum. Çünkü "Tamir sevaptır" *

30/06/2016 tarihinde "Bozulanı at, yenisini al" başlıklı bir yazı kaleme almış, yakın zamanda araçlarımızı tamir edecek usta kalmayacak. Çünkü yetişmesi için hiçbir usta çırak ve kalfa bulamıyor, bunun sonucunda da araçlarımız bozulduğu zaman yenisini alacağız konusunu işlemeye çalışmıştım.

Bu sorun 8 yıllık kesintisiz eğitimin getirdiği kötü bir sonuç. Şimdilerde temel eğitimin 12 yıla çıkarıldığı ve öğrencilerin 18 yaşında liseyi bitireceği düşünülürse bu, bundan sonra meslek öğrenmek için sanayiye hiçbir çocuğun yolu düşmeyecek demektir.

Bizde hatırası olan eşyalarımızın daha uzun ömürlü olması için tamir mesleğinin yok olmaması lazım. Herkesin okuma yolunu seçtiği bu dönemde usta nasıl yetişir, bu konuda epey kafa yormak gerekir diye düşünüyorum. Çözüm olur mu bilmem ama aşağıda bazı öneriler sunmaya çalışacağım:

1. El becerileri emsallerine göre daha iyi olan ve  akademik başarısı iyi olmayan öğrenciler Endüstri Meslek Liseleri* ve çıraklık eğitim merkezlerine yönlendirilmelidir.
2. Ortaokul 6.7.ve 8.sınıf ortalaması 50 puanın altında olan öğrenciler eğitimlerine örgün olarak devam ettirilmemelidir. Açık lise marifetiyle liseyi bitirmesi sağlanmalı. Açık lisede okuyan öğrenciler sanayide tamir vb işlerde meslek öğrenmek için teşvik edilmelidir.
3. TEOG sınavlarına girmeyen veya girip de belli bir puanın altında kalan öğrenciler yine aynı şekilde sanayide çalışıp açık lise vasıtasıyla öğrenimlerine devam etmelidirler.
4. EML gibi sanayiye ara eleman yetiştiren okullar çarşı merkezlerinden sanayinin içine taşınmalıdır. Okulunda sabah teori öğrenen öğrenciler öğleden sonra gördükleri bölümle ilgili iş yerlerine staja gitmelidir. Öğrenci iş yerinde cumartesi ve yaz dönemlerinde de çalışmalıdır. EML'ler bilgi, donatım, malzeme ve teknoloji bakımından sanayide lider rolü oynayacak şekilde dizayn edilmelidir.
5. EML ve çıraklık eğitimde okuma yolunu seçenlere burs, servis imkanı sağlanmalıdır. İş yerinde çalıştığı her gün için makul harçlık ve sosyal güvence imkanı olmalıdır.
6. Açık lise veya çıraklık eğitimde okuyan öğrenciler belli başlı zorunlu dersler dışında alanlarıyla ilgili dersleri ağırlıklı olarak okumalıdır. Lise diplomalarında tıpkı ehliyetlerde olduğu gibi A,B,C,D ve E şeklinde sınıflandırma yapılmalıdır.
7. EML ve çıraklık eğitimden mezun olan çocukların çalıştıkları alanla ilgili iş yeri açabilmeleri için devlet uzun vadeli teşvik ikanı sağlamalı. Emsal iş yapanlara göre öncelikli olmalıdır.
8. EML ve çıraklık  gibi mesleki eğitimlerini tamamlayanlar alanlarıyla ilgili yüksek öğrenim okumada ilave puan verilmek suretiyle teşvik görmelidir. Mesleki üniversiteler de sanayinin içerisinde açılmalıdır. Teori ve pratik birlikte götürülmelidir. Okullarını teori ve pratik olarak belli puanın üzerinde tamamlayan öğrenciler kalfa ya da usta başı olarak sanayide ya da devletin ilgili yerlerinde istihdam edilmeleri için planlama yapılmalıdır ve öncelikli olarak işe alınmalıdır.


Hiç sanayi ile yolu kesişmeyen ve mesleki eğitimin ne olduğunu bilmeyen ben fransızın acizane görüşleri bu şekildedir efendim! 30/06/2016

*EML ve diğer meslek liselerinin adı "Mesleki Teknik ve Teknik Anadolu Lisesi" şeklinde değiştirilmiş olmasına rağmen dil alışkanlığı olarak EML denmiştir.

* 18/03/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Bozulanı at, yenisini al! *

8 yıllık kesintisiz eğitimle birlikte katsayı engeli dolayısıyla görünürde İHL'ler, arkasında meslek liseleri epey bir darbe yedi. İmam Hatip Liseleri kapatılmaktan beter yapıldı, EML gibi meslek liseleri de bu paydan nasibini aldı. Esas darbeyi sanayide tamirciler yedi. Her türlü imalat, tamir, bakım ve onarım işlerinde tamircilik ve işçilik son demlerini yaşıyor. Mevcut ustalar çırak olmadığından el veremiyor bir başkasına. Az sayıda gördüğümüz çırak ve kalfa da genelde babadan oğula geçen cinsten. O da mecburiyetten.

Şimdilerde bindiğimiz araçlar daha sağlam ve konforlu. Yıllık bakımları dışında kolay kolay sanayiye  pek yolumuz düşmez. Kazara bir vesileyle sanayiyle  yolumuz kesişirse de oradan çıkamayız bir türlü. Araçlarımız günlerce hiçbir işlem yapılmadan tamir ustasında mahsur kalıyor. Çünkü bir türlü arızası tespit edilip işlem yapılamıyor. Deneme-yanılma yoluyla arızası giderilmeye çalışılıyor. Üstelik mevcut ustalarımız çekirdekten yetişme işinin ehli olmasına rağmen. Şurada 8-10 yıl sonra mevcut ustalar emekli olup mevcut işini bıraktığı zaman yerini dolduracak eleman bulunamayacak. Belki servisler daha revaç bulacak. Servislerin de yaptığı en iyi şey arızayı tamir etmeden parçayı değiştirmek olacak. Değişen her parça da yüklü bir maliyete sebebiyet verecektir. Yani artık devir kullan at, değiştir, yenisini al mantalitesine doğru gidiyor.

Gidişatın hayra alamet olmadığını söylemek için illaki müneccim olmaya gerek yok. Çünkü görünen köy kılavuz istemez. Zaten tüketim toplumuyuz. Hele bir de zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarıldığını düşünürsek işin vahameti daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum. Zaten lüks tüketime, konforlu hayata hızlı bir giriş yaptık. Daha kullanılabilir durumdaki beyaz eşyamızı, koltuk vb takımlarımızı çöpe atıp yenisiyle değiştirmeye başladık bile. Yakın bir zamanda biz bu kullan at parolasını araçlarımızda da uygularsak hiç şaşırmayalım. Eskimeden kullanıp atmaya karşı olsak bile fazla direnemeyeceğiz. Çünkü araçlarımızın tamir ve bakımından kimse anlamayacak. Bu demektir ki, maliyetlerimiz daha da artacaktır.

Şimdiki durumumuz gelecekte nereye doğru savrulacağımıza ışık tutmaktadır. Birkaç defa başıma geldi. Ustaya: “Ustam şu arabaya bir bak” diyorum. Bana,  “Neyi var? Bize neresine bak dersen biz oraya bakarız” diyor. “Geldim, hiç olmazsa yağına, suyuna bakın, kışlık bakımını yapın diyorum. Nihayet dediklerimi yaptıktan sonra aracımı alıp geri getiriyorum. En son hareket halindeyken stop eden aracımı götürdüğümde “Bu araç çalışıyor, çalışan araca bir şey yapamayız, hatasını bulmak için aracı burada bırak, biz ara sıra çalıştırıp bakalım” cevabı alıyorum. Haydi öyle olsun deyip aracı bırakıyorum. Hatayı tespit ettiniz mi telefon açıyorum. Hep hayır cevabı alıyorum. Bu arıza nereden kaynaklanabilir dediğimde 3-4 tane sebep söyleniyor, ama hangisi bilemeyiz deniyor. İyi siz distribütör modülünü değiştirin diyerek değiştirttim. Aracım bu şekilde deneme-yanılma ile tamir oldu. Eğer arıza hala   devam etseydi, sırayla diğer parçalarını da değiştirecektik… İki haftadır öğretmenimizin 2012 model aracındaki aynı sebepten kaynaklanan stop etme arızasını tespit edemediler. Sanırım bu gidişle değiştirmedik parçası kalmayacak aracın. Bu konuda  Mustafa İSLAMOĞLU'nun  08/12/2006 tarihinde Yenişafak gazetesindeki köşesinde yazdığı  "Tamir sevaptır" başlıklı enfes yazısını okumanızı isterim. 

Bu kötü gidişata dur denecek  çözüm nasıl bulunabilir denirse bunu da cumartesi günkü yazımızda değerlendirmeye çalışalım inşallah.

* 15/03/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.