19 Mayıs 2016 Perşembe

Suçluya, "Seni yargılayalım mı" oylaması *

07/05/2016 tarihinde “Dokunulmazlara dokunulsun” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Çünkü
aylardır  ülkenin gündeminde dokunulmazlıklar meselesi var. Bununla yatıp bununla kalkıyoruz. Hatta ülkemizin baş belası terörün bile önüne  geçti gündem olarak. Nihayet TBMM’de dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili ilk oylama Salı günü yapıldı. İlk turda 348 evet oyu çıktı. İkinci tur oylama  ben bu  yazıyı yazmaya oturduğumda halihazırda yapılmamıştı. Siz bu yazıyı okumaya başladığınızda –ki benim yazı eskimiş olacak-  herhangi bir aksilik olmaz ise ikinci tur oylama yapılmış olacak.

Dokunulmazlıklar kaldırılır mı, kaldırılmaz mı, kaldırılacaksa 367 nitelikli çoğunlukla mı kaldırılacak yoksa referanduma mı gidilecek bu durum dün itibariyle netleşmiş olacaktı. Kaldırılır ya da kaldırılmaz. Bu meclisin bileceği bir iş. Benim değinmek istediğim husus neyi, kime oylatıyoruz? Doğru mu bu tür oylama? Bu konudaki düşüncemi bugün size diyalog şeklinde sunmak istiyorum:

-Neyin oylaması yapıldı dün mecliste?
-Dokunulmazların dokunulmazlığına dokunulsun mu dokunulmasın mı oylaması.
-Kim dokunulmaz?
-Vekiller.
-Bu, kendi elinle kendi ipini çek demektir.
-Yani?
-Çok komik bir uygulama.
-Ne demek istiyorsun?
-Suçluya seni yargılayalım mı yoksa yargılamayalım mı sorusunu sormak gibidir.
-Nasıl olmalı sence bu oylama?
-Vekile değil asıla sormalı bu soruyu.
-Bu şekilde olursa ne sakıncası olur?
-Sence normal ise bu uygulama, bundan sonra her suç işleyen zanlıları bir arada toplayalım. İşlediğiniz yanınıza kar mı kalsın, yoksa sizi yargılayalım mı ya da sizi hakim karşısına çıkarmamız konusunda bize izin verir misin diyelim?
-Olur mu öyle şey?
-İşte ben de olmaz diyorum.
-Haydi sadede gel artık.
-Dokunulmazlık kürsü dokunulmazlığıyla sınırlandırılmalı. Her türlü söz kürsüde söylenmeli. Savunduğu fikrin kanun olarak çıkması için elinden geleni yapmalı. Savunduğu yasalaşıncaya kadar mevcut hukuka uymalı. Dışarıda asıl vatandaşa suç olan vekile de suç olmalı. Vatandaş yargılanıyorsa vekil de suç işlediğinde yargılanmalı. Burası yol geçen hanı olmamalı. Polisin ve yargının nefesini arkasında hissetmeli. Bana suç olan ona da suç olmalıdır. Suçlu korunmamalı. Adalet de budur. Sonra gördüğümüz gibi meclis suç makinası gibidir. Devamlı suç üretiyor. Ne kadar suç ve suçlu varsa orada. Oraya gidenin sarığı beyaz olmalıdır, zira sarık leke götürmez. Onlar osurur ise biz ne yaparız?
-El hak doğrudur.
-Meclis doğru yargılamanın yollarını belirlemeli, yanlı davranmamalı, siyaseten yargılama ve had bildirme olmamalı. Mahkemenin, zanlıyı beklerken "Şimdi elime geçti" diyerek ağzının suyu akmamalı. Suç işleyen kızı Fatıma da olsa cezasını vermeli, suçlunun onurunu ayaklar altına almamalı. Kestiği parmak acıtmamalı. Kararları maşeri vicdanda makes bulmalı.

Karşılarına çıkan zanlılar, hakim ve savcıları bir zamanların efsane hakemi İtalyan Hakem Collina veya yurt dışında maç yöneten Cüneyt Çakır gibi görmeli. Suç işlemeyenin hukukunu korumalı. Adil olmalı adil... 17.05.2016
* 21.05.2016 tarihinde Anadolu'da Bugün Gazetesinde yayımlanmıştır.

Bedava hizmetin âkıbeti*

Gidip geldiğim yerlere genellikle toplu taşıma araçlarını kullanırım. Toplu taşıma araçlarında 65 yaşını doldurmuş vatandaşlarımızın nüfus cüzdanını göstererek ya da belediyenin hazırladığı el kartı okutmak suretiyle araçlardan  ücretsiz olarak faydalandıklarını görüyorum.

Bildiğiniz gibi gün, ay ve yıl olarak 65 yaşını dolduranlar 6495 sayılı kanuna göre toplu taşıma araçlarından ücretsiz faydalanmaktadırlar. Bazımıza göre bu tasarruf yerinde, bazılarımıza göre değil. Gerekli mi, gereksiz mi? Bilmem.  Ülkeyi yönetenlerin bir tasarrufudur.

Ücretsiz yolculuktan faydalanan büyüklerimize karşı sürücülerin bir çoğunda ve yolcuların bir kısmında bir memnuniyetsizlik seziyorum: “Bedavacılar biniyor” şeklinde. Bu durum 65 yaşını dolduran büyüklerimizi rencide edebilmektedir. Ayrıca bir kısım  vatandaşımız da ücretsiz diye bir durak bile olsa ihtiyacından daha fazla bu araçları kullanmaktadır. Devletin verdiği bu imkanı kullananlara söyleyecek bir sözüm yok. Yaşımı doldurduğum zaman bu mevzuat devam ettiği takdirde belki  ben de kullanacağım.

Ulaşımdan ücretsiz yararlandırdığımız büyüklerimiz gerçekten ihtiyaç sahibi mi? Başka ihtiyaç sahipleri yok mu? Eğer varsa onlar niçin düşünülmüyor? Ununu elemiş eleğini duvara asmış büyüklerimiz herhangi bir yere gitmek zorundalar mı? Bildiğim kadarıyla ekseriyeti emekli olmuş; çoluğunu, çocuğunu evlendirmiş; evini, barkını almış kimselerdir bunlar. Aldıkları emekli maaşının kendilerine yeteceğini düşünüyorum. Ulaşımda ücretsiz faydalandırmamız gereken kimselerin başında, okumak zorunda olan çoğu otobüs ve servisle okuluna gidip gelen  öğrenciler olmalıdır. Bu ülkede dar ve orta gelirli insanımızın sayısı az değildir. Bu ailelerin okuyan çocukları -indirimli de olsa- her ay yüklü ulaşım bedelleriyle karşı karşıya kalabilmektedir. Eğer faydalandırılacaksa kıt-kanaat geçimini sağlayan dar ve orta gelirli kişilerin çocukları bu imkanlardan yararlandırılmalıdır.

Her yapılan ve verilen hizmetin kamuya bir maliyeti vardır. Bu hizmetlerin yürümesi için mutlaka bir gelire ihtiyaç vardır. Belli bir kesime ücretsiz kullanma imkanı verildiğinde bu araçların yakıt, yıpranma ve şoför maliyetleri nereden karşılanacaktır? Ücretsiz verilen bu hizmetin maliyeti, mutlaka başka kaynaklardan aktarılmaktadır. Bu maliyet de diğer vatandaşların sırtına binecektir. Daha iyi hizmet alabilmemiz ve hizmetin devam edebilmesi için bu araçları kullanan her kesimden az veya çok bir ücret alınmalıdır. Sonra bedava aldığımız hizmetin kıymetini bilmeyiz biz. Sosyal  devlet olmanın bir gereği olarak haydi ücretsiz yaptık. 65 yaşını dolduran herkesi faydalandırmak doğru mudur? İçlerinde hala ticaretle uğraşan, paraya para demeyen öyle zenginler var ki aynı imkandan faydalanabiliyor. Bu konuda eşitlik olmaktan ziyade adalet olmalıdır. Şu kadar gelirin altında kalanlar faydalanabilir demek daha uygun olur diye düşünüyorum.

Belediye personeli dahil hiç kimse ulaşımdan ücretsiz faydalanmamalıdır. Eğer faydalandırılacaksa 65 yaşını dolduran büyüklerimizin maaşlarına, belirlenen miktar, ulaşım bedeli adı altında ilave edilmelidir. Maaşı olmayan kimseler, bankadan açtıracakları bir hesaptan ulaşım bedellerini alabilmelidir. Toplu taşıma aracını kullanacak 65 yaşını doldurmuş büyüklerimiz ise ulaşım araçlarına bu şekilde bedeliyle binebilmelidir. Bu yöntemin onları taltif edeceğini düşünüyorum. Bu şekilde bir uygulama olduğu takdirde otobüslerden faydalanan yaşlılarımıza kimse “Bedavacılar” gözüyle bakmayacaktır. Bindiği araca ücretini ödemek zorunda olacak yaşlılarımız içerisinde  ihtiyacı olmadığı halde gereksiz yere kullananlarda da bir azalma  meydana gelebilecektir.

Bedava kullanımın maliyeti daha sonra bize çok ağır olur. Yol yakın iken tedbir alalım... 19/05/2016

* 01/06/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün Gazetesinde yayımlanmıştır.




18 Mayıs 2016 Çarşamba

Yağmurda okul pikniği

Bugün 165 öğrenci ile birlikte Karaaslan Hadimi Parktaydık. 9 kamelya bize aitti. Kamelyanın bir tanesi çift kamelya. Bir tarafında bizim öğrenciler var. Diğer tarafı boş iken kalabalık bir aile koca parktaki o kadar kamelyayı bırakarak araya araya bizim o boşluğa yerleşti. 8 sınıfın arasına beklenmeyen bir yabancı grup girmiş oldu.

Ne var bunda. Oturamasalar mı, gelemezler mi, orası babanın tapulu malı mı diyebilirsiniz? Elbette gelebilirler. Ama benim bu tavrımı yadırgarsanız size bir teklifim var. Bir piknik düzenleyin, aranıza ben o aileyi getireyim, o ailenin bütün piknik masrafını ben çekeyim. Razı mısınız? Haydi razıyız diyeceksiniz, onları nereden bulacaksınız derseniz piknik partnerimiz esmer vatandaşlardandı.

Görevli memur arkadaşımız içeceğimiz ayranları getirirken peşlerinden gelmişlerdi. Verdikçe arttı sayıları. Alıp giden ardından başkasını getirdi. Vermeden de gitmedi. Vermeyi kestik, gitmemek için epey direndiler.  Yağmur bir taraftan çiseliyor, bir taraftan da onların burunları akıyor. Yağmur durur gibi oldu onlarınki sanki yağmurdan boşanırcasına idi. Silip temizleme yok zaten. Akan su bulduğu yerden akar ve dağılır ya. Bunlarınki de öyle. Hele şükür gittiler derken bizim diğer kamelyalara yöneldiler. Eşyalar masalarda. Öğrencilerimiz oynamakta biraz ileride. Baktım çekirdek poşetini kaptığı gibi götürdü biri bir masadan. Alınan toplarımıza da tamam dedik.

İçecekleri öğrencilerimize dağıtmadan biraz zayiat verdik ama olsun.  Gözüme görünmüyorlar artık derken öğrencilere etliekmek dağıtan öğretmenimiz geldi: Hocam peşimden ayrılmadılar birer tane verdim diye. Tek endişem personel ile birlikte 180 kişiyi bulan grubumuzu aç ve açık bırakmadan doyurmaktı. Biraz ayran takviyesi yaptık.

Bizim esmerlerin anası, babası mangal yakmaya çalışıyor hâlâ. Sayılarını tespit edemediğim çocuklarını zaten biz doyurduk. Aslında yakmalarına bile gerek yok. Kendileri de bize katılsalar olurdu hani. Teşekkür edecekleri yerde öğrencilerin sesinden rahatsız olduklarını söylemezler mi? Ölür müsün öldürür müsün? Sonunda o kamelyadaki öğrencilerimizi bir başka masaya aldık.  Görüntü, giyim, kuşamlarından, kopartıncaya kadar  yiyecek ve içecek isteklerinden biz de hiç haz almadık ama neyse. Bunların bu tavrı, şehirlerarası otobüs yolculuğunda araçta tek sigara içene: Arkadaş bir sen içiyorsun, bak çocuklar rahatsız oluyor, şu mereti burada içmeseniz olmaz mı" demiş diğer yolcular. İçtiği sigarayı daha da artıran adam: Rahatsız olan aşağı insin" diyor. Rahatsız olan biz olduk ama yerimizi değiştiren yine biz olduk. Böylece esmer vatandaşlar kerevetine ermiş oldu. İlin garibi çocuklar istediğini elde edinceye kadar direniyorlar. Hem de daha bu yaşta. Demekki irsi bunlardaki. Hayatta aç kalmazlar.

Dört tane de bizim içimizde kendi özel misafirlerimiz vardı. Onlara özel olarak peynirli  börek yaptırdık. Onları diğer öğrencilerimizden ayıran özellikleri vejeteryan olmalarıydı.

Yağmur yapacağını bile bile, yağmur altında piknik yapmamız yadırganabilir. İki defa piknik erteledik hava raporlarına göre yağışlı göründüğünden.  Maalesef her ikisinde de yağmur yağmadı. Öğrenciler odama geldiler, hani yağmur diye. Meteorolojiye göre bugün yine yağışlı idi. Tekrar erteleyip de yine yağmur yağmazsa çoban hikayesindeki çobanın durumuna düşecektim. Yağsa da yağmasa da  gitmeliydik artık. Biz yemek yerden yağdı. Öğrencilerimiz yeterince oynadılar ve ıslanmadılar. Bazı öğretmenlerimizin öğrencilerle beraber oyun oynamaları da görülmeye değerdi. Bir an için pikniğe öğrencileri mi getirdik yoksa öğretmenleri mi diye düşünmedim değil.

Öğrenci, öğretmen, personel ile birlikte güzel bir gün geçirildi. Öğrenciler üzmedi. Mesai arkadaşlarımın göründükleri kadar kötü olmadıklarını tekrar anladım. Hepsi fedakârlardı. Hatta esmerlere verdiği etliekmekleri kendi payından düşülmesini bile teklif eden oldu. Piknik payını verirken üstü kalsın diyen de.  Hummalı bir çalışmaydı öğretmenlerinki. Çay işlerimize bakan öğretmenimiz, piknik alışverişini yapan ve nevalemizi ayağımıza kadar getiren memurumuz fena değildi hani. Hepsi fedakârdı, sağ olsunlar. Yardımcımız dolaştı orta yerlerde asayiş için. Unutmuş olmalı ortaokul müdür yardımcılarının nöbet ücreti almayacağını.

Ben ne mi yaptım? Ben para toplama işlerine baktım. Bir de beytül malı esmerlerden korumaya çalıştım. Bir de meteorolojiye meydan okunmaması gerektiğini düşündüm.

Personel bana sabretti anlayacağınız...

Sahi siz ne zaman piknik yapacaksınız, haberim olsun. Ben de esmerlerime haber vereyim. 18.05.2016