18 Mayıs 2016 Çarşamba

Bu Millet Size/Bize Rağmen İyi Müslüman Kalmış! *

Hiç kimseden çekmedi Müslümanlar kendi kendilerinden çektikleri kadar. Sonuç hep mağduriyet, hep kandırılmak, hep aldatılmak… Bu toprakların kaderi mi acaba kandırılmak?

Referansımız kitaptır, sünnettir. Yaptıklarımıza ve yapacaklarımıza dayanak olarak ayet ve hadis okuruz. Kitleleri ardımızdan sürükleriz.  Çünkü bu millet dinini yaşasa da yaşamasa da dine mesafeli olsa da nefsine uysa da ayet ve hadisi duydu mu  gerisi teferruattır deyip söyleyecek sözü olmaz, boynum kıldan ince der. Ayet ve hadis okuyana, Allah ve peygamberi ağzından düşürmeyene hep güvenir, itimat eder. Hayır ve hasenatını, zekat ve sadakasını dindar ve mütedeyyin insanların bulunduğu vakıf, dernek, cemaat gibi hizmet eden ya da ettiğine inandığı yerlere verir, çocuğunu bunlara teslim eder; malını, mülkünü bunlara emanet eder, alışverişini bunlarla yapar, bunlarla oturur, bunlarla kalkar.  Hep bir keramet var sanır bizde.  Hep iyi şeyler yapacağımıza inanır bizim.  Bir zamanlar yaptıklarıyla dine düşman olduğunu gördüğümüz bir kısım askeri erkan bile askerde görev dağılımı yaparken kasanın başına dindar-mütedeyyin insanları koyar. Düşünür ki bunlar çalmaz. İçkici, ayyaştır belki ama müftünün yanında ayıp ve günah olur diye içki içmez. (Bir anekdot için lütfen bakınız: http://dilinkemigiyok.blogspot.com.tr/2015/12/icki-kimin-yannda-icilir.html?m=1)

Biz ne mi yaptık? Neler yapmadık ki! Vatandaşın ne kadar güveni varsa yok ettik. Vatandaş, iyi eğitim alsın diye çocuğunu teslim etti. Biz ya ırzına geçtik, ya da beynini yıkadık. Kar-zarar ortaklığı diye kurduğumuz çok ortaklı holdinglere tüm kazanımlarını getirip yatırdı. Biz onları da iç ettik, har vurup harman savurduk. Toplayıp hissedarları: "Arkadaşlar! Kusura bakmayın, biz battık" bile diyemedik. Kurduğumuz vakıf ve derneklere bunlar hizmet edecekler diye hep destek çıktı. Sonunda köşe başlarını tutanların rahatı için kullanıldı genelde. Biz okul, dershane, üniversite açıyoruz, öğrencilere barınma yeri temin edeceğiz diyenlere bu millet kesenin ağzını açtı, ne verirsen elinle o gider seninle misali açılan yurtlara, okullara, dershanelere  yardım üstüne yardım yaptı. Açılan okul ve dershanelerde başarı gösterilip millet teveccüh gösterince kibir üstüne kibir ortaya çıkmaya başladı, artık devleti yönetmeye kalkıp bir başka gücün emrine girdiler. Sonunda bu milletin parasıyla olan tüm kazanımları bir bir yok ettiler. Bir tüh bile demediler. Çünkü giden milletin parasıydı, ceplerinden çıkmamıştı. Şimdilerde birçoğu yurt dışını mesken edindi. Dışarıda bey gibi yaşıyorlar. Olan bu milletin parasına ve çocuklarına oldu. Devlet dine karşı mesafeli, yarın derneğimizi kapatıp mal varlığına el koyarsa kazanımlar elden gitmesin diye  vakıf ve derneğe ait gayrimenkulleri yedi emin diye bildikleri kişilere kendi tapulu mallarıymış gibi resmi olarak verdiler. Devlet el koyduğunu geri verdi ama güvenilir diye tapusu üzerinde olanların çoğu, milletin parasıyla yapılan binaları, alınan gayrimenkulleri gelip geri vermediler. Kendi öz malları gibi zimmetlerine geçirdiler. Devletin şerrinden kaçınıp  şahısların üzerine tapulanan emval bu şekilde iyi diye bilinen kişilerin malı oldu gitti. Millet nice sonra yağmurdan kaçarken doluya tutulduğunu anladı ama iş işten geçmişti bir kere.   Hani bizim Türk filmlerinde başroldeki kızı, erkek oyuncu kötülerin elinden kurtarır. Kız, iyilik meleği olan bu oyuncuya güvenir, sonunda namusunu ona teslim eder, hem de nikahsız bir şekilde. Teşbihte hata olmasın, durum aynen bu şekil maalesef.

Vatandaşın güvendiği bütün dağlara maalesef  hep karlar yağdı. Millet nereye tutunmuşsa, nereye güvenmiş ise, hep birileri onları yaya bıraktı. Yine her yazımda dediğim gibi tüm vakıf, dernek, dindar, mütedeyyin insanları aynı kefeye koymuyorum. Mutlaka temiz bir şekilde çalışanlar vardır. Ama bildiğim bir şey var: Biz, bize güvenenlerin güvenlerine ihanet ettik. Aldattık onları. Yok aslında bizim de diğerlerinden farkımız. Bizim diğerlerinden tek farkımız Allah ile aldatmaktır. Çünkü bizim millet saftır. Gördüğü her sakallıyı amcası sanır. İnsanları değerlendirirken konuşmasıyla değerlendirir; namaz kılışına, oruç tutuşuna bakar. Bizlerle komşuluk, yolculuk ve ticaret yapmadan inanır ve güvenir.

Başlığım belki garibinize gitmiştir, bana kızacaksınız biliyorum. Yanlış yapanlar kişiseldir. İslam’a ve Müslümanların geneline mal edilemez ama biz bize güvenenlerin canını çok yaktık. Diyorum ki bu millet, gerçekten bize bakarak iyi Müslüman kalmış… 18/05/2016

*03/09/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

17 Mayıs 2016 Salı

Bu okulda üç yıl (I)



2010 yılında 5 yıllık bir yönetici iken zorunlu yer değişime tabi tutuldum.  Ek-2 puanım fazla yüksek değildi. Atamanın son günü gözüm kapalı tayin istedim.  Birkaç gün sonra sonuçlar açıklandı. Yeni yerime okulun web sayfasından bir göz attım. Şehir merkezine 17 km uzaklıkta, ikili öğretim yapan, ısınması sobalı, kanalizasyon sistemi olmayan bir okul görünüyordu.

20 Ağustos 2010 günü göreve başladım. Okul birbirine mesafesi 150 metre olan iki tek katlı binadan oluşuyordu. İki binanın arasında da sıvası bile yapılmamış, elektriği olmayan kömürlük olarak kullanılan bir bina vardı. Kömürlüğün arkasındaki briketler kırılmış, önü kilitli arkadan giriş çıkış yapılacak şekilde  mahallenin çocukları ya da gençleri tarafından  kapı açılmış, 24 saat mahalleliye hizmet veriyordu. Camları kırık dökük, bakımsız, küçük bir lojmanı da vardı.

Okulun dışı kahverengi içi ise kapı ve pencerelerine varıncaya kadar mor renge boyanmıştı. Pencereler ahşaptı, dışarıdan gelen yağmur ve rüzgarı içeriye misafir eden bir özelliğe sahipti, dokunduğun kapı elinde kalıyordu. Müdür odasına girdim, yardımcıyla beraber ortak kullanılan bir oda. Aynı zamanda okulun malzeme odası: demir dolaplar, eski bir TV, altında çekmeli bir dolap: içerisinde çekiç, pense, tornavida, işe yaramayan kapı kolları var idi. Fotokopi makinası çalışır görünümünde: düğmeleri basmaz, kağıt alan kasasını içe doğru bastırarak bir elinle dayaman gerekiyor. 8-10 çıktı almak için bir o kadar daha kağıt heba edilmeliydi. Çünkü kağıt sıkıştırıyordu. Öğretmenler odasına girdim. Tavanının bir kısmı çatı görünecek şekilde açık, diğer kısmı ise yukarıdan akıntı olduğu belli olan kontrplak ile kaplı idi.

Okul sıraları yontulmuş, karalanmış bir şekilde. Öğretmenlerin oturacağı sandalyelerden sağlamını bulmak için epey bir seçmece yapmak gerekiyor.  Sınıf ve tuvaletler en son kullanıldığı şekliyle kalmış, her yeri örümcek kaplamış. Aradığın ve aramadığın her şey vardı orada. Bir ben eksiktim o da tamamlandı gelince.

Elimi yıkayacağım musluğa davrandım okulun suyu yok, hizmetlisi yok, örümcekleri alacağım süpürgesi yok, küreği yok. Yok oğlu yok yani. Hiçbir şeyi yok muydu derseniz hakkını yemeyeyim bol pislik, toz, toprak, kömür ve soba isi. Bir de bakkala borç, kırtasiyeciye borç. Okulun bir kuruş parası yok. Enkazın enkazıydı bize düşen.

Koridordan geçerken gözüm wc öğretmen tabelasına ilişti. Tuvalet kime aitti? Bayanlara mı erkeklere mi? Başka da levha göremedim, çünkü tuvaleti bayan-erkek ortak kullanıyormuş. Müdürün yardımcı ve öğretmenlerin aynı odayı paylaştığını duymuştum da tuvaleti ortak kullandıklarına ilk defa şahit oluyordum.

Kömürlüğe girdim. Benden gayri her şey vardı içeride. Her şey rastgele atılmış:“Arkadaş bende ve bu okulda düzen ve intizam yok” dercesine. Ek binadaki asma kilit olan bir odaya girdim, adı arşivmiş: Okulun açıldığı 1964 yılından beri her şey kap-kacak, çuval, kağıt vb atılmış, her birinin üzerinde yeterince toz toprak. Yıllarca hiç insan ayağı basmamış sanki. Aya ilk basan gibiydim.

Binanın iç duvarlarına baktım, her yerde sinek izi vardı. Floresanlarında daha net görünüyordu. Sinekler iyi iz bırakmış, bakalım ben  de iz bırakabilecek miydim?

Görüntü bu kısaca. Bakalım eğitim ve öğretim açılınca nelerle karşılaşacağım. Bırakıp gidenler nur içinde yatsın. 17/05/2016

 – Devam edecek- 

Sanığa, seni yargılayalım mı oylaması

-Bu ülke bir kesime yol geçen hanı olmamalı-

-Neyin oylaması yapılıyor bugün mecliste?
-Dokunulmazların dokunulmazlığına dokunulsun mu dokunulmasın mı oylaması.
-Kim dokunulmaz?
-Vekiller.
-Bu, kendi elinle kendi ipini çek demektir.
-Yani?
-Çok komik bir uygulama.
-Ne demek istiyorsun?
-Suçluya seni yargılayalım mı yoksa yargılamayalım mı sorusunu sormak gibidir.
-Nasıl olmalı sence bu oylama?
-Vekile değil asıla sormalı bu soruyu.
-Bu şekilde olursa ne sakıncası olur?
-Sence normal ise bu uygulama, bundan sonra her suç işleyen zanlıları bir arada toplayalım. İşlediğiniz yanınızda kar mı kalsın, yoksa sizi yargılayalım mı ya da sizi hakim karşısına çıkarmamız konusunda bize izin verir misin diyelim?
-Olur mu öyle şey?
-İşte ben de olmaz diyorum.
-Haydi sadede gel artık.
-Dokunulmazlık kürsü dokunulmazlığıyla sınırlandırılsın. Her türlü sözü kürsüde söylesin. Savunduğu fikrin kanun olarak çıkması için elinden geleni yapsın. Savunduğu yasalaşıncaya kadar mevcut hukuka uysun. Dışarıda asıl vatandaşa suç olan vekile de suç olsun. Vatandaş yargılanıyorsa vekil de suç işlediğinde yargılansın. Burası yol geçen hanı değildir. Bana suç olan ona da suç olmalıdır. Adalet de budur.
-El hak doğrudur.
-Meclis doğru yargılamanın yollarını belirlesin. Yanlı davranmasın. Mahkeme suçluyu beklerken "Şimdi elime geçti" diyerek ağzının  suyu akmasın. Kestiği parmak acımasın. Kararlar maşeri vicdanda makes bulsun.  Karşılarına çıkan zanlılar, hakim ve savcıları İtalyan Hakem Collina veya dışarıda maç yöneten Cüneyt Çakır gibi görsün. 17.05.2016