19 Aralık 2015 Cumartesi

Yitiğimiz: Adalet

Ömer dendi mi ‘Haklının hakkını tam veren, kimseye zerre kadar zulüm yapmayan, yanılırsam beni kim düzeltir diyebilen, kılıcını kesmek, doğramak için değil adaletin yerine gelmesi için kullanan, Diyar-ı Dicle’deki koyundan kendini sorumlu tutan ‘ kişi akla gelir. ”Koca Karı İle Ömer” isimli piyes bir zamanların kapalı gişe oynayan piyeslerindendi. Sonra ‘Kendi hanımına haksız bir şekilde hazineden verilen bileziği hanımının kolundan çıkarıp  geri hazineye iade eden ve tüm Emevi sülalesinin haksızca aldıkları emvali geri almaya söz vermiş’ bir Ömer (b.Abdülaziz) daha geliyor ardından. Hatta halası, ”Ne olacak dedesine çekmiş” diyebilmiştir. Bu kişi de Hz Ömer’in torunlarındandır.

Türkiye’de 476000 kişi ile Ömer ismi 13.sırada yer almaktadır. Her ailede olmasa da her sülalede mutlaka bir Ömer ismine rastlarız.

Ömer ismi niye bu kadar fazla acaba hiç düşündük mü? Adalete olan özlemimizden olsa gerek. Hala da bu ismi çocuklarımıza vermeye devam ediyoruz. Belki içlerinden bir III. Ömer daha çıkar mı beklentisi içerisindeyiz. Çünkü nice zamandır haksızlıklar, emanetin ehline verilmemesi, hak gasbı gibi zulümler devam etmektedir. Bazı Ömerler de gelip geçmişlerdir ki ad aldığına çekmemiştir. Hatta adının yüz karası olmuşlardır. 90’lı yılların Konya’daki Kör Omar lakaplı yöneticisi de buna bir örnektir.

Milletimizin adalete karşı boynu kıldan incedir. O derece ki, ”Adaletin (şeriatın) kestiği parmak acımaz” demiştir. Zulüm ve haksızlığın olduğu yerde gayri ihtiyari ağzından  “Adaletin bu mu Dünya”  dökülür. Pierluigi Collina isimli dünyaca ünlü futbol hakemi dünyanın en iyi hakemi olarak kabul edilir. Çünkü verdiği kararlarıyla herkesin gönlünde taht kurmuştur. Burada “Bu suçu işleyen kızım Fatıma da olsa cezasını verirdim.” buyuran Hz Muhammed’in adalet anlayışını ve Kabe hakemliğini  zaten biliyoruz.

Çoğaltabileceğimiz örneklerden hareketle bu millet adalete aşıktır. Adalet özlemi hiç bitmemiştir. Taraflıca verilen her karar problemi çözmekten ziyade sorunu kangren haline döndürmektedir. Korumacılık da bir nevi rabbenalıktır. Meselelerimiz tükeneceği yerde dağ gibi olup çıkmaktadır. Siyasilerin, yetkililerin, mahkemelerin uygulama, tasarruf ve kararları; kamu vicdanında karşılık bulmamaktadır. Artık adaletin(!) kestiği parmak acımaya devam etmektedir. Kimsenin kimseye maalesef güveni kalmamıştır. Adalet duygusu zedelenmiştir. Hatta bazıları asıp keserek kendi adaletini oluşturmaya çalışmaktadır. Gücü ele geçirenin adalet beklentisi farklılaşmaktadır. Halbuki adalet kişiye, yere, zamana göre değişen göreceli bir kavram değildir.

Her şeye rağmen milletimizin yitiğidir adalet. Devletin de temelidir. Bu kayıp aranıyor. Çocuklarımıza yine Ömer ismini  bazan da Faruk ekleyerek vermeye devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki, ”Zulüm ile abad olunmaz.

Geçmişte olduğu gibi oluşturacağımız adalet sisteminin kanayan yaraları sarması, toplumsal barışı sağlaması  ve dünyaya örnek olması temennisiyle... 24/08/2015

Öküz ve öküzlüğün tarihçesi

Öküzün ve Öküzlüğün Tarihçesi

Öküz dediğimiz hayvan, iğdiş edilen, ve öküz arabasını çekmeye koşulan bir hayvandır. Yani öküz hem erkek hem dişidir.

İnsanoğlu, kıvrak zekasıyla zaman zaman birçok problemin üstesinden gelmiştir. Geçmişte her işin beden gücüne dayandığı bir zamanda ekin ekmek ve tarlayı sürmek gibi her işte kullanabileceği  güçlü, kuvvetli ve dayanıklı birini aramış. Ortak akıl öküzde karar kılmış.

Her işe koşulacak hayvan bulunmuş bulunmasına ama. Bu işlere sürmek için öküzün ikna edilmesi gerekiyor. Bunun için de öküze, Dünya senin omuzlarının üzerindedir. Sen Dünyayı sırtlıyorsun. O kadar yükü taşıyorsun. Tarla, bağ, çubuk işleri sana vız gelir denmiş. Dolduruşa gelen öküz, kendisini bulunmaz Hint kumaşı sanarak her işe dört elle sarılmış. İnsanoğlundan tek şey istemiş: Ben her işi yaparım yapmasına ama ben aklımı kullanmayacağım. Dizginler sizde olsun. Beni her yere sürün. Sadece aklımı kullanmayı istemeyin. Nefret ederim aklımı kullanmayı. Bana sadece emredin. Kulunuz, köleniz olurum demiş.

İnsanoğlunun arayıp da bulamadığı şey. Tarih boyunca öküzü çift sürme, ekin ekme, yük taşıma, düven sürme başta olmak üzere her işe sürdükçe sürdü.  Yetinmedi; onunla ilgili onlarca atasözü de üretti. İşe yaramaz hale gelince de kesip etinden faydalandı. Tâ ki, teknolojiyi buluncaya kadar; sapla, samanla avuttu. Öküz nice sonra kullanıldığını fark ettiği zaman insanoğlu; traktör, biçerdöver gibi hızlı tarım aletlerini, kamyon vb. yük taşıyan araçları icat etti. Öküzle ortaklık bozuldu. Zamanında aklını kullanmayan öküz soluğu bir bir kasapta aldı.

İnsanoğlu teknolojiyle birlikte öküzü kullanmayı bıraktı. Fakat Şeytan'a pabucunu ters bildiren insanoğlu, birilerini kullanmaya alıştığından öküzün ölümüyle birlikte her işte kullanmak için hemcinsinden öküzlüğü icat etti. Dört ayaklısı kalmadığından iki ayaklısını buldu.  Bir de boynuzu yoktu. O kadar da olsun.

İki ayaklı öküzleri kullanmak için ağzına bir parmak bal çaldı. Onu belli makamlara getirerek mavi boncuk dağıttı. Sen bu makama layıksın. Aslında daha iyi mevki ve mevziler seni bekliyor. Ama bu verdiğim makamda  seni test edeceğim. Bakalım bana itaat edecek misin? Bu makamda kalmanın ve yükselmenin tek yolu; düşünmeyeceksin. Aklını kullanmayacaksın. Benim emir erim olacaksın. Bende senin gaza emirin olacağım. Bir dediğimi iki etmeyeceksin dedi. Bizim öküz hemen atladı. Efendim, siz ne derseniz ben onu yaparım, merak etmeyin. Çünkü ben bu makamda kalmak için gerekirse babamı bile asarım. Yeter ki bana güvenin. Yalnız ön planda her şeyi ben yapar görüneyim. Ben her türlü tehlike ve yükü sırtlanırım. Yeter ki ben makamda kalayım. Çünkü ben makama aşığım. Ben bu makam gücümle senin ayağına dolaşacak uçan kuşun bile yuvasını bozarım. Zira ben, makama aşık olduğum kadar emir veren amirlerime de aşığım. Hatta gözüne girmek için kraldan fazla kralcı bile olurum. Yalnız öküzün görevini yapacağım ama bana öküz derseniz zoruma gider. Bundan sonra bana muhterem deseniz dedi.

Makam sevdası o kadar gözlerini boyamıştı ki, göze girmek için aldı eline kılıcını. Salladı sağa sola rastgele. Kime salladığını bile göremedi. Çünkü aşkın gözü kördü. Baka baka, bakar kör oldu. Gözünün önünü göremedi ama bulunduğu yerden dünyaya açılma sevdasına takıldı. Öküz doğup öküz gideceğini düşünmeden.

Gördüğü tek şey, makam ve üst amiri onun için her şeydir. Amiri,  onun efendisidir. Ona asla karşı gelemez. Çünkü köleler efendilerine hep kul-köle olurlar.

İki ayaklı bu öküz, kullanıldığını ne zaman fark eder bilinmez ama bilinen bir şey var. Nasıl ki, insanoğlu ihtiyaç kalmadığından öküzle ortaklığını bozmuşsa, iki ayaklı öküz de ancak makamından alınınca kullanıldığını anlar.

İşin en acı tarafı nedir, biliyor musun.  Halihazırda öküz, öküzlük yaptığını bilmiyor . Bilse zaten öküzlük yapmazdı. Sadece bakıyor trene bakar gibi. En Büyük hayali; Bulunduğu yerden Dünyaya açılmaktır. Tek kusuru var: Görme ve anlama özürlüdür. Ama farkında değil. Hâlâ kendisini mükemmel sanıyor.

Öküzler ve öküzlük olduğu müddetçe yaralanmalar, horlanmalar, incinmeler olacaktır. Öküzler hiç olmazsa her işe koşularak  insanlığa uzun asırlar hizmet etmiştir. Etiyle de insanları beslemiştir. Öküzlük ise  ne yenir, ne de içilir. Görevi sadece öküzlüktür. 19/12/2015

16 Aralık 2015 Çarşamba

Hımar aşkı (mı?)

Sanal alem yerinde kullanıldığı takdirde faydalı olduğuna inanırım. Paylaşımların bir kısmı;
1. Bilgilendiren paylaşımlar,
2. Gülümsetirken düşündüren paylaşımlar,
3. Yönlendirici paylaşımlar,
4. Yediğini, içtiğini paylaşanlar,
5. Her anını ölümsüzleştirircesine poz veren paylaşımlar, (Ölüm anını kim çeker. Bilinmez. Burada en büyük sorun bu gözüküyor.)
6. Kuru, yavan, klasikleşmiş, sloganvari paylaşımlar,
7. Aleme nizamat vermeye çalışan paylaşımlar,
8. Güldüren, eğlendiren,  ilginç paylaşımlar,
9. Siyasi, STK, camia paylaşımları,
10. Aşk paylaşımları.
            Yani ne ararsanız var. Her türlü paylaşımın da alıcısı var. Biri  “her şeyi bulacağım bir yer neresi” dese “sanal alem” dense yanlış olmaz.
            Her türlü paylaşıma eyvallah. Ama farklı bir paylaşım türüne şahit oluyorum zaman zaman: İlânı aşk.
            Bu son paylaşım çeşitlerini görünce lise 3.sınıfta dersimize giren Mehmet DEMİRAY hocam aklıma geldi. Aşkı 3’e ayırırdı: İlahi aşk, insan aşkı ve himar(eşek) aşkı şeklinde.
          Hocamız, gençliğin genel geçer aşkını hımar aşkına benzetirdi. Yaşıyor mu yaşamıyor mu bilmem. Allah kendisine rahmetiyle muamele etsin. Şimdiki bu sanal alemdeki gönül ilişkisini, ilânı aşkı görse veya işitse ne derdi acaba? Mutlaka yeni tür bir aşkı sınıflandırırdı. Bu sanal alemde ilişkisi başlayan aşk türü -eski kafayım biliyorum ama- benim garibime gidiyor. Sizi bilmem. Tam okul çağında iyi bir gelecek için kendimi derslerime vereyim diyecekleri yerde en verimli çağlarında aklını kullanmak yerine duygularını akıllarının önüne geçiriyorlar. Hatta öyle ki, olmayan kişiler ayıplanır hâle geldi.
          Haydi bu işler oluyor. Cümle aleme duyurmak da neyin nesi. Biz hayayı imandan biliriz. Haya da mı kalmadı yoksa. Edep ya hû.  Allah'tan korkulmuyor. Kuldan da mı utanılmıyor artık. Öyle zannediyorum aklı bir karış havada oldukları için bunun farkında değiller.
           Gençlik şunu bilsin ki, sanal alem insanların damgalandığı yer. Bir kişi hakkında araştırma yapılacağı zaman insanların ilk başvurduğu ve ön bilgi edindiği yer sanal alemdir. Kişiliğimizi ortaya koyar. İnsanlar hakkımızda belgeli kanaat sahibi oluyorlar.
            Allah hepimize feraset versin. Anne ve babalara yardım etsin. Aklı bir karış havada olan, anne baba sözü dinlemeyen gençlere de aklını en iyi şekilde kullanmayı nasip etsin. 15/12/2015