27 Ağustos 2026 Perşembe

Mesai Mefhumumuz

Kan tahlili sonuçlarımdan ferritin değerlerimin düşük olduğunu görünce demir depomu normal seviyesine çıkarmak için iyi beslenmem gerektiğini anladım. Bununla da yetinmeyerek ilaçla aram pek olmasa da demir depomu bir an evvel doldurmak için ilaç takviyesi alayım istedim.

Evden aile hekimine niyet ederek çıktım. Saat 12.00 suları sağlık merkezine geldim. Tahlil sonuçlarımı doktoruma gösterip ilaç kullanmamı önerir misiniz diyeceğim. 

Girerken de sağlık merkezinin girişine yazılmış mesai saatlerine baktım. 08.30-12.30/13.30-17.30 yazıyordu. İyi, araya daha yarım saat varmış dedim. 

Girişte sıramı aldım. Doktorumun katına çıktım. Doktorun kapısında, “İzinliyim. Yerime falan bakıyor” notunu gördüm.

12.05’te ilgili kişinin odasına yöneldim. Ben gelmeden ismim doktorun ekranında görünmüştü bile.

Kapıyı çalıp ses bekledim. Ses yoktu. İkinci kez çalarak kapıyı açmaya çalıştım. Kapı açılmadı. Kapı koluna kuvvetli basmadım deyip kuvvetlice kolu indirdim. Yine açılmadı.

Koridorda beklemeye başladım. Beklerken kapısı açık hemşire ya da ebe olduğunu sandığım kişiye, şu doktor buralarda mı acaba dedim. “Yerinde yok mu?” dedi. Yok dedim. “Kapısı kilitli mi” dedi. Evet dedim. “O zaman gitmiştir” dedi.

Geri dönüp giderken bir başka aile hekiminin oda temizliğini yapan bir görevlinin odadan çıktığını gördüm. Ona sordum doktoru. “Yerinde yok mu? Kapısı kilitli mi” dedi. Evet kilitli dedim. Kadın koridordaki saate baktı. “Saat 12.00 olmuş. 1,5’da gel, olmaz mı dedi. Görevlinin saat 12.00 olmuş dediğine göre belli ki sair günlerde de 12 oldu mu kimse kalmıyor. Kolay gelsin deyip çıktım. Bir parka geçip oturdum. 

Çayımı yudumlarken Zaman Mefhumu başlığıyla bu konuyu ele alayım istedim. Zaten yazacak konu bulmada zorlanıyordum. Aile sağlık merkezi, ne kara kara düşünüp durursun. Al sana konu deyip asist yaptı. Gol atmak da baba düştü. Sağ olsunlar, var olsunlar.

Saat 1,5’da ilaç yazdırmaya gider miyim bilmiyorum. Zaten ilaçlara karşı rezervim var. Belki de doğal yoldan beslenip demir depomu doldurayım deyip gitmeyeceğim. Yazdıracak olsam da ilacımın bir aciliyeti yok. Ferritin değerimin sonucu üzerinden iki ay geçmiş, ha biraz daha beklerim. Yani benim için No problem.

Problem ise kaç doktorun görev yaptığı koca binada daha öğle mesaisine yarım saat kalmasına rağmen hiçbir doktorun mesaisini beklememesi. Hepsi kavilleşmişcesine 12.00 olmadan öğle arasını 1,5 saate çıkarmışlar bile. İçeride var gör evi uzak olup öğle arasını kurumda geçiren hemşire/ebe, bir de temizlik görevlileri kalmış.

Bu görüntü daha önce birkaç yazımda paylaştığım bir fıkrayı aklıma getirdi: 

Bir İngiliz, bir Fransız bir de Türk çocuğu bir araya gelip birbirlerine kimin babası daha hızlı sorusu sormuşlar. 

Fransız, “Benim babam daha hızlı. 100 metreyi 10 saniyede koşar” demiş. 

İngiliz, “Benim babam daha hızlı. Tetiğe basar, mermi daha hedefine varmadan diğer eliyle yakalar” demiş. 

Sıra gelmiş Türk’e. “Bunlar da bir şey mi? Bilin ki benim babam daha hızlı. Çünkü babam devlet hastanesinde çalışır. Mesaisi 5’te biter. Benim babam ise 3’te evde olur” demiş. 

Kimin babası daha hızlı bilmem. Hangisinin babası daha maharetli, bunu da bilmem. Şu var ki mesai kavramını bundan güzel anlatan bir fıkra olamaz. 

Var gör bu aile sağlık merkezinde çalışanlar akşam 17.30 mesaisini de beklemez. 5’e doğru yavaş yavaş arazi olurlar. 

Görünen o ki zamandan çalmada, işimizi savsaklamada üstümüze yok. Nasılsa bu hassasiyet yok, takip de yok. Bu durumda arazi olayım, mesaiden çalayım demek hiçbir çalışana yakışmaz. 

Tüm kamu çalışanları böyledir, mesaisine pek riayet etmez gibi bir genelleme yapacak değilim. Zira haksızlık olur. Çünkü dakikası dakikasına mesai kavramına riayet eden çalışanımız sayısı da eksik değil ama bu sayının az olduğunu söyleyebilirim. 

Burası sağlık ocağı. İlaç yazdırma ve ayakta tedavi olma dışında acil bir durum olmaz. Doktorunu bulamayan sonra yine gelir denebilir. Mesele sonra bir daha gelmek değil. İkinci kez gelen ölmez. Ama mesai kavramını çalışanlar olarak özümsememiz ve önem vermemiz gerekir. Zaman hırsızlığı yapmanın, mesaiden çalmanın bir gereği yok. Nasılsa ilaç yazdıran kesildi, kimse kalmadı deyip çekip gitmek olmaz. Mesai bitimine beş dakika kala birinin, zar zor yürüyen bir yaşlının gelebileceğini çalışanların hesaba katması gerekir. 

O halde mesai biter bitmez, bir dakika daha kimse yerine kalmasın. Mesainin bitimine bir dakika da kalsa kimse yerini terk etmemeli. Dürüstlük, etik değerler ve devlet ciddiyeti bunu gerektirir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder