Kısa videolarda gezinirken Zafer Özarslan'a ait 2.24 dakikalık bir konuşma önüme düştü. Dinledim. Ardından konuşmanın Türkçesini yazıya geçirdim. Ekonomimizden bahsediyor. Fabrika yerine kafe çokluğundan yakınıyor. Noktası, virgülüne dokunmadan aktarıyorum:
"Sokağa bakın son iki yılda kaç kafe açıldı? Sonra haberlere bakın, aynı dönemde kaç fabrika kapandı, kaç işçi çıkarıldı?
"Türkiye en 20 milyar dolar daha cari açık verir". (Bu cümleyi bir başkası CNN Türk’te söylüyor.)İşte Türkiye ekonomisinin özeti bu.
Şimdi rakam vermek istiyorum. Türkiye'de imalat sanayisi 27 aydır kesintisiz küçülüyor. Aynı dönemde dönüp bakıyorsunuz, kafe ve kafe zinciri patlamış durumda. Bir tarafta üretim eriyor, diğer tarafta birbirimize kahve satıyoruz.
Bunun bir adı var: Yunanistan. 2008'de battıktan sonra tam olarak bu yaşandı. Sanayileri çöktü ve gençler ülkeyi terk etti. Ama iki sektör Yunanistan'da büyümeye devam etti. Yeme ve içme sektörü, bir de emlak sektörü. Yunan ekonomistleri de buna kafe ekonomisi ismini taktılar. Yani bir ülke üretemeyince insanlar da birbirine kahve satarak ayakta kalmaya çalışıyor.
Neden herkes kafe açıyor? Çünkü şöyle bir matematik var arkasında. Fabrika kurmak, biliyorsunuz milyonlarca sermaye demek. Yıllarca süren izin süreci ve ucuz kredi bulmak demektir. Bugün yüzde 40 faizle kaç tane fabrika kurulabilir ki? Ama kafe öyle değil, iki ayda açabiliyorsun ve nakit ilk günden dönmeye başlar. Yani suç burada girişimcide değil. Bir ülkede üretmek kahve satmaktan zorsa herkes kahve satar.
Ama burada şöyle bir tehlike var. Kafe ekonomisi canlı görünür değil mi? Sokaklar doludur, istihdam iyi çıkar. Siz böyle baktığınızda her şey yolundadır ama üç şeyi asla yapmaz.
Birincisi, asla katma değer üretmez. Kahveyi ithal kahve edersiniz. Bunu satarsınız ve zincirin sonundasınız.
İkincisi, döviz kazandırmaz. Sadece Türk lirası döndürür ve cari açığı kapatmaz.
Üçüncüsü de bir teknoloji doğurmaz. Fabrikada mühendis yetişir, patent çıkar ama kafede öyle bir şey çıkmaz. Yani ülke meşgul gözükür ama zenginleşmez.
Peki, böyle bir ekonomide kim kazanır? Aslında kazanan üç grup var: dükkanını kiraya veren mülk sahibi, franchise'ı satan firma ve tedarikçiler. Tıpkı 1800'lerde altın çılgınlığında, zengin olmak için altın arayanlar değil, kürek satanlar zengin olmuştur.
Organize sanayisinde ışıklar sönerken şehir merkezinde yeni kafelerin ışıkları yanıyorsa bu, yalnızca tüketim alışkanlığının değişmesi değildir. Bu, üretimden vazgeçen bir ülkenin kendi içinde para çeviren bir ülkeye dönüşmesidir. Çünkü fabrikasını kaybeden bir ülke yalnızca istihdamını değil, teknolojisini kaybeder, ihracatını kaybeder ve maalesef geleceğini de kaybeder". Zafer Özarslan
Not: Ülke, ekonomi yönünden çökmüştür ya da çok iyi yoldadır iddiasına değilim. Çünkü ne ekonomiden ne ekonomi yönetiminden anlarım ne de siyasetten. Yazıyı kaleme almamın sebebi, konuşmada kafelere dikkat çekilmesi. Kafelerden, kafe çokluğundan ve kafelerin hıncahınç doluluğundan ben de muzdaribim. Aynı şekilde lokantaların da. Başlık da komşudan.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder