14 Ağustos 2026 Cuma

Evlat Sözü Dinlemek Lazımmış!

Mayıs ayında kan tahlili vermiştim. Ferritin değerim düşüktü. Kan değerlerimi gören oğlan, "Baba, bundan sonra üç aydan üç aya değil, yılda bir kan ver. Tamam mı" dedi. Hem de iki kere tekrarladı. Tamam evlat dedim ama pek önemsemedim. 

İçimden, bendeki bu ferritin değeri düşüklüğü birkaç gün önce rutin kan vermemden dolayıdır. Üç ay sonrasına kadar ferritin değerim normale döner diye düşündüm. 

Üç ayın dolmasına iki gün kala soluğu kan merkezinde aldım. Çünkü üç dört gün kala alıyorlardı. Formu doldurup verdim. Görevli kimliğimden bilgilerime baktı. "Ramazan Abi, üç ay dolmadığı için sistem izin vermiyor. Yarın saat ikiden sonra gelebilirsin. İstersen formun burada kalsın" dedi. Olur dedim. 

Ertesi günü ikiden sonra tekrar kan merkezine gittim. Doldurduğum form emanete alındığı için tekrar form doldurmadım. 

Kan numunesi ve tansiyon ölçümünün ardından onay için doktorun odasına girdim. Doldurduğum formu incelerken kan verenlerden birinin, çıktıktan sonra bayılması üzerine doktor, "Az bekleteceğim" diyerek hastaya gidip geldi. 

Kan vermem onaylanınca kan alınan yere geçtim. Boş bir koltuğa uzandım. Kurbanlık koçun kesilmek için kendini kasaba emanet ettiği gibi ben de görevliye kendimi emanet ettim. 

Bugüne kadar ne kadar damar yolu açılmışsa açarken hiç bakmam. Acı da duymam. Bu sefer görevlinin damar araması beni işkillendirdi. Şura, bura, tamam bura derken koluma baktım. "Şuradan alacağım" diyerek gösterdi. Gösterdiği yere baktım. Damar namına bir şey göremedim. Dediği yere iğneyi batırdı. Bu iğne diğer iğneler gibi değildi. Acıttı. Koluma baktım. Görevli batırdığı yerde damarı bulamayınca iğneyle kuyu kazar gibi iğneyi sağa sola döndürerek içeriden damarı bulmaya çalıştı. Hafifçe, acıdı dedim. Yan taraftaki diğer görevli geldi. O da iğneyi çıkarmadan aynı yöntemle damarımı bulmaya çalıştı. Beceremediler. Zaten kan fazla gelmiyor deyip çıkardılar. 

Diğer koluna bakalım dedi. Bu kol daha iyi. Ona takalım dedi. Koltuğu değiştirdim. Bu sefer damar açma kolay oldu. Ağrı falan hissetmedim. 

Kan alma devam ederken gözüm sol koluma ilişti. Bu kolum şişmeye başladı dedim. Dolaptan dışı plastik buz getirdi. Koluma koydum. 

Kan verme işi bitince az dinlendikten sonra kalktım. Koluma sargıyla sarılan buz da çıkarıldı. Koltuktan inerken damar yolunu açamadığından mahcup olan görevli, "Hakkını helal et" dedi. Eyvallah, helal olsun, kolay gelsin deyip ayrıldım. 

Maden suyu içmeye geçtim. İçerken sol koluma baktım. Şişlik hâlâ vardı. Geri dönüp bir, iki saat eve geçmeyeceğim. Şu plastik buzu verseniz de kolumda biraz daha tutsam dedim. Oradaki başka bir görevli, "Buranın demirbaşı. Geri getirirseniz olur" dedi. Getiririm getirmeye. Evde de bundan çok. İsterseniz onları da getireyim dedim. "Dolaptan soğuk maden suyu şişesi versek, aynı görevi görür" dedi. 

Maden suyumu yudumlarken dışı kırmızı Kızılay yazılı, kare şeklinde bezden bir çantayı da kan vermemden dolayı hediye ettiler. İçine altı âdet içecek konmuş. 

Maden suyunu alıp bir çay bahçesinde otururken koluma koydum. 

Kolum şişerken deri altında toplanan kan dolayısıyla kolumun o bölgesi simsiyah oldu. Şişlik bir, iki gün devam etti. Kan vermemin ardından bir hafta geçmesine rağmen kolumun morarması daha tam geçmedi. 

Kolumun morarması geçmeden PTT'den, "Kızılay Kan merkezi tarafından adınıza ... barkod nolu gönderi kabul edilmiştir" mesajı geldi. Gönderi, olsa olsa ferritin değeriniz düşük olur dedim. Ertesi günü de evrak teslim edildi. Tahmin ettiğim gibi ferritin değerim düşük çıkmış. Bakalım, Kızılay'a vereceğim 25.kanı vermek ne zamana nasip olur. Bu ferritin değerini normal seviyesine çıkarmam için öyle görünüyor ki epey bir zaman gerekecek. Çünkü ferritin değerimin düşük çıkması ilk değil. Pandemide verdiğim 19.kan bağışında da düşük çıkmıştı. Yükseltinceye kadar epey uğraşmıştım.

Sonuç: Kan vermek için gittiğim Kızılay kan merkezinde, üç ayı doldurmadığım için sistemin o gün izin vermemesi; bugün git, yarın gel denmesi, ertesi günü doktor doldurduğum forma göre kan vermemin önünde bir engel olup olmadığını incelerken kan veren birinin bayılması, görevlinin damar yolunu açamaması gibi olumsuzluklar peşi sıra gelince, evlat sözü dinlemek lazımmış. Oğlanın gönlü olmayınca işte bunlar başına gelir dedim. Güya ferritin değerim düzelip oğlanın haberi olmadan gidip kan verecektim. Bundan oğlanın ruhu duymayacaktı. Aynı gün eve gelmiş, kan vermeye gittiğimden haberdar olmuş. Ardımdan kızıp köpürdü mü bilmem artık. Şu var ki sadece evlat babanın sözünü değil, baba da evladın sözünü dinlemesi gerekiyormuş. Bu da benim kulağıma küpe olsun. 

Yine bu olumsuzluklarla bana mesaj verilmiş: "Amca, 63 yaşındasın. Bırak artık kan vermeyi. Sen geliyorsun ama biz kanını almak istemiyoruz" demek istemişler. 

Kızılay'a kanımı verdim, kolum morardı ama Kızılay'ın verdiği kırmızı çantaya içişleri bakanı el koydu. İçindeki içeceklere de kan vermeyen ev halkı içmede ortak oldu. Maşallah, kan vermeye gelince yoklar. Ama içmeye gelince, "Bunlar senin kanının karşılığı. İç de ferritin değerin yükselsin" demediler. Bu arada bu değeri yükseltmek için demir açısından zengin gıdalar ve takviyeler gerekiyormuş. Bunlar da "Kırmızı et, sakatatlar (ciğer), yumurta, mercimek ve koyu yeşil yapraklı sebzeler; limon, portakal ve domates gibi besinler ve doktor kontrolünde kullanılan demir hapları veya iğneleriymiş. (Not: İzzet, ikram düşünenlere duyurulur. Zaten bu yazının kaleme alınmasının amacı da budur).

İlk denemesinde damar yolu açamayan gence kızıp gönül koydum mu? Asla. İnsanlık hali, olur böyle şeyler. Canı sağ olsun. Acemi falan değildi. Güzelce görevini yaptı. Ama beceremedi. Bu da damarlarım ince olmasına rağmen yaptığım onca kan bağışında ilk başıma gelen. Bu da nazarlık olsun.

Hasılı, siz siz olun. Sadece evlat sizi değil, siz de evladınızı dinleyin. Çünkü akıl yaşta değil, baştatır, vesselam. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder