Biraz nostalji olsun.
Bir zamanlar Konya’da köyden gelip şehirde bir yere gitmek için at arabaları vardı. Hem aile hem de eşya at arabasına konur, pazarlık yapılarak gideceğin yere gidilirdi.
Aynı şekilde benzinli çalışan üç tekerli arabalar vardı. Bu da eşya taşıma ve bir yere gitmek için kullanılırdı. Bazıları da şimdiki taksilerin yerine üç tekerlekli satın alır, gideceği yere onunla gider, aldığı eşyayı da bununla taşırdı.
Üç tekerlilerin bir de bisiklet gibi pedala basılacak gidilenleri vardı. Aynı amaçla kullanılırdı.
Toplu taşımada kullanılan Arçelik adı verilen üç tekerlekli arabalar vardı. Diğer üç tekerli arabalar gibi arkadan değil, önden çekmeli idi. 5-6 kişi binebilirdi bu araçlara.
Sonraları dolmuşlar çıktı. Selçuklu tarafından gelen dolmuşlar Alaaddin çevresinden Kayalıpark, oradan Samanpazarı denilen mevkie giderdi. Dolmuş şoförü Atatürk Kız Lisesine geldiği zaman tek tek inilecek yerleri sayardı. “Adliye, Fuar, İnce Minare, Zafer, Alaaddin, Eski Belediye, Konak” şeklinde sayar dururdu.
Bilmeyenler ve yaşı genç olanlar için söyleyeyim. Bir zamanlar Adliye, Karatay Medresesinin Alaaddin Tepesine bakan tarafta idi. Şimdi Kültür Park adı verilen yer Fuar, İş Bankasının olduğu yer eski belediye idi. Valiliğin olduğu yer ise Konak, Vilayet, Valilik diye anılırdı.
Şimdi düşünüyorum da Adliye, Fuar, İnce Minare, Zafer neredeyse yan yana ve aralarında pek mesafe yok. İki adımlık yerin hepsinde dolmuş durağı varmış.
Belediyeye ait toplu taşımada kullanılan körüklü olmayan, Mercedes marka sarı otobüsler vardı. Bilet atılarak binilen bu otobüslerde oturacak yer bulmak pek mümkün değildi. Bilet atılan kutu zaman zaman dolar, boşaltmak için şoför yakardı. Önceleri para atılırdı. Bozuk para taşıman gerekirdi. Şoför atılan biletleri ya da paraları tek tek kontrol eder, öğrenciyim diyenlerin pasolarını göstermesini isterdi.
İşe gidip gelmek için evlerde bisiklet yaygındı.
Gençlerin, öğrencilerin, yeni evlenen ya da evlenecek çiftlerin uğrak yeri ise Alaaddin Tepesi ve Meram Bağları idi. Evlenen ya da evlenecek çiftler hem Alaaddin Tepesinde hem de Meram Bağlarına giderek orada oturur, bir şeyler yer içerdi.
Çimlerin bulunduğu bölgelerin hepsinde “Çimlere basmak yasak” levhası olurdu. Basmak da yasak, oturmak da. Kazara otursan hemen görevli gelir, çimlerden kaldırırdı. Şimdilerde çimlere basmak yasak levhasını görmediğim gibi oturduğun zaman kaldıran görevli de yok. O kadar görevli nere gitti. Şimdi çimlere basma ve oturmada niye sakınca yok bilmiyorum. Hoş, serbest oldu ama elbiseme çimin yeşili geçer diye oturamıyorum. Hasılı çocukluğum oturmak istediğim çimlere oturmayacak geçti. Şimdi serbest ama elbiseme renk girer diye oturamıyorum. Ne edersiniz ki ömrüm çimlere oturamadan geçip gidecek. Gözüm açık giderse bilin ki bundan.
Eskiden belediye otobüsüne binince şoförden, çimlere oturunca düdük çalan görevliden, polis ve zabıtayı görünce onlardan, öğretmen ve idareciden vb. herkesten korkardık. Şimdi her şey tersine döndü. Saydıklarımın hepsi bizden korkuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder