21 Ağustos 2026 Cuma

Beslenme Kültürümüz

Sarayönü ilçesinde görev yaparken muhabbet ehli bir arkadaş vardı. Bir gün beslenme, yeme ve içme kültüründen çıktı. Mealen şöyle bir sözden bahsetti: “Sabah mükellef bir kahvaltı yap, öğle yemeğini dostlarınla paylaş, akşam yemeğini de düşmanlarına ikram et”. Bu sözü ilk defa ondan duydum. 

Gel zaman git zaman bir kış günü akşam saatlerinde ilçede bir toplantıya kalacağız. Toplantıya katılacakların çoğu da Konya’ya gidiş geliş yapanlardan oluşuyor. Akşam yemeğini ne yapar ne ederiz, toplantı ne zaman biter, hava şartlarından dolayı karanlıkta yola çıkabilir miyiz tereddüdü oluştu bizde. İlçenin yerlisi ve ilçede ikamet eden, aynı zamanda izzet ve ikram etmeyi seven bu muhabbet ehli arkadaş, “Endişe etmeyin. Toplantı geç biterse ben size akşam yemeği ikram ederim. Hatta evimde yatılı misafir ederim” der demez sözü ben aldım. Demek bize akşam yemeği yedireceksin dedim. “Evet” dedi. Demek bizi düşmanın kabul ediyorsun dedim. Ne münasebet Ramazan Hocam” dedi. Bilmeliydim, seni tanımalıydım. Ama tanıyamamışım dedim. Ben yüklendikçe Feyzi Hocam, “Ne düşmanı! Sizler benim dostumsunuz, sizi severim” türünden bir şeyler söyledi. Epey üzerine gittikten sonra mübarek, fî tarihinde “Sabah kahvaltısını çok iyi ve kendin yap, öğle yemeğini dostlarınla paylaş, akşam yemeğini de düşmanına ikram et” demiştin. Ne çabuk unuttun. Buna binaen öyle söyledim dedim. Sonrasında jeton düştü. Gerginlik ve ciddi konuşma bitti. Yerini gülme aldı. 

Feyzi Hocam, muhabbet ehli kadar konuşurken tüm vücudu da konuşan; samimiyeti vücuduna, jest ve mimiklerine vuran biri. Kulakları çınlasın.

Sonrasında da bu anekdotu birkaç tanıdığıma anlatmış. “Bana bir kızdı bir kızdı” demiş. Halbuki kızmadım. O anlattığını unutsa da geçmişle bağlantı kurmak, bu işi yaparken de ciddiyete bürünmek benim işim. 

Hocamın beslenme üzerine söylediği yüzde yüz doğru bu sözün atasözü mü, vecize mi, atasözü ise hangi millete ait olduğunu öğrenmek için yapay zekaya başvurdum. Karşıma şunlar çıktı:

Batı Dünyası (İngiliz/Amerikan): En popüler versiyonu Amerikalı beslenme uzmanı Adelle Davis’e ait olan “Kahvaltıyı kral gibi, öğle yemeğini prens gibi, akşam yemeğini ise fakir (dilenci) gibi ye” sözüdür.

Alman Kültürü: İmparator gibi kahvaltı et, kral gibi öğle yemeği ye, dilenci gibi akşam yemeği ye, şeklinde çok eski bir deyiş vardır.

Rus ve Sibirya Kültürü: Sizin belirttiğiniz “düşman” vurgusu özellikle Rus deyişlerinde öne çıkar. Rusçada “Kahvaltıyı kendin ye, öğle yemeğini dostunla paylaş, akşam yemeğini düşmanına ver” ifadesi oldukça yaygındır.

Görünen o ki bu söz İngiliz, Amerikan, Alman, Rus ve Sibirya kültürüne ait. Bahsettiğim kültürler aynı anlama gelen sözler söylemiş olsa da Hocamın anlattığı Rus-Sibirya kültürüne daha yakın. Belli ki bize Ruslardan geçmiş olmalı. Çünkü bize ait aynı anlama gelen bir atasözü ya da vecizeye rastlamadım. 

Her kimden geçmişse bu beslenme kültürünü özümsememiz gerekir diye düşünüyorum. Gel gör ki böyle bir beslenme kültürüne biz çok yabancıyız. Hatta tam tersi besleniyoruz diyebilirim. 

Herkes için söylemesem de sabah kahvaltısını çok iyi yapmamız gerekirken simit, poğaça ile geçiştiriyoruz. Yani sadece atıştırıyoruz. Öğle iş yerinde kimi benzer şeyler atıştırıyor kimi lokantaya giderek insanın uykusunu getiren hamur işi şeyler yiyor kimi de iki öğün yiyorum diyerek bir şey yemiyor. 

Tüm iştahımızı akşam yemeğine saklıyoruz. Evde hazırlanan mükellef sofraya kendimizi kaptırıyoruz. Yiyoruz da yiyoruz. Sonrasını söylemeye gerek yok. Hazımsızlık çekiyoruz. En hareketsiz kaldığımız, dinlenmeye ve uzun oturmaya geçtiğimiz bu vakitte, yediklerimizi eritmek ne mümkün. Haliyle yenen bu akşam yemekleri bize kilo ve göbek olarak dönüyor. 

Dahası, çayın yanında bir şeyler yemek, ardından çerez ve meyve türü şeyleri yemek gecenin ilerleyen vaktine kadar devam ediyor. Kısaca önümüze ne gelirse mideye gidiyor. Hele misafir gelmişse ya da misafirlikte isen tutmayın beni deyip yumuluyoruz. Sonrası yatağa rahatsız bir şekilde tok girmek; sağa, sola döne döne uyumak... Uyuyabilirsen artık. Miden ekşime mi yapar, karnın kütük gibi şişer mi bilmem. Bildiğim rahat bir uykunun çekilemeyeceği. Belki de tok mide kişiye kabus olarak döner. 

Akşam yenen bu mükellef sofra erken yense eh diyeceğim. Çoğu kimse işten geç geldiğinden akşam yemeği geç vakte kalıyor. Belki de bundan yani akşam yemeğinde ölçüyü kaçırdığımızdan olsa gerek ki çoğumuzda kilo ve anormal göbek sorunu var. 

Böyle bir yazıyı kaleme almamın sebebi de çoğu akşam 22.00-23.00 sularında yürümek için dolaşmaya çıkarım. Saat gecenin 11’ini geçmiş olmasına rağmen geçtiğim lokantaların dopdolu olduğunu görürüm. Kimi kelle paça kimi de de etli ekmek türü bir şeyler yiyor. Her ikisi de ağır olan bu yemekleri gece yiyenleri merak ediyorum. O saatten sonra ne ara mideleri biraz boşalacak ne ara uykuya dalacak ne ara uyanıp işe zamanında gidecekler. 

Görünen o ki bizim düşmana ikram edecek akşam yemeğimiz yok. Bizim bizden başka düşmanımız da yok. Düşmanımız olsa da kendimize yaptığımız düşmanlık kadar düşmanlığı düşmanımız yapamaz. Çünkü biz kendimizin, midemizin, sağlığımızın ve düzgün beslenme kültürünün düşmanıyız. Başka düşmana gerek yok.

Not: Hele bu beslenme kültürü İngiliz, Amerikan, Alman, Rus ve Sibirya kültürüne aitse tam tersini uygularız. Çünkü biz Türk’üz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder