14.06.2026 akşamı ATV'de yayımlanan Kim Milyoner Olmak İster programını izlerken Hataylı bir depremzede dikkatimi çekti.
Sağ elinde baston, topallayarak yürüyen yarışmacının sol kolu yoktu.
Sunucunun, kendini anlatmak ister misin sorusuna üç çocuklu annenin anlattıklarından aklımda kalanlara yer vermek istiyorum. "Depremde iki çocuğuyla birlikte enkazın altında kalmışlar, üzerlerine dört kolon düşmüş, enkazın altında 9 saat kalmış, iki çocuğunu kaybetmiş, kendisi beyin kanaması ve kısmı felç getirmiş, hafıza kaybı yaşamış, omuriliği zarar görmüş, sol kolu kesilmiş.
Hastanede TV haberlerini izlerken babasının yanında depreme yakalanan diğer çocuğunun enkazdan beş gün sonra sağ kurtarıldığını izlemiş, bilinci yerine gelmiş her şeyi hatırlamaya başlamış. Bir telefon isteyerek tanıdıklarına çocuğunun kurtarıldığını haber vermiş.
Tanıdıklarının hiç umudu yokmuş sağ kalacaklarına. Mezarları bile kazılmış.
Eşinden daha önce ayrılmış, iki çocuğunu kaybetmiş, üç çocuğuyla hayat mücadelesi veren anne, iki çocuğunu kaybetmenin ardından üçüncü çocuğunun yaşadığını öğrenince hayata yeniden tutunmuş. "Benim ayaklarım kızımın ayakları, kızımın kolları da benim kolum oldu" diyor anne.
Yarışmada kendisine eşlik eden arkadaşıyla protez üzerine bir dernek kurmuşlar. "Epey iş başardık. Güzel şeylere imza attık" dedi arkadaşı da.
Yarışmaya da protez takılması için geldiğini ifade etti. Sanırım kızına protez ayak takılmış, kendisine protez kol için maddi kaynak gerekiyor.
Depremden sonra kendisini enkazdan kurtaran kişiyi aramış. Kurtarma ekibinin Konya ekibi olduğunu öğrenince tüm Konya ekibini arayarak kendisini kurtaran uzun saçlı kişiyi soruşturmuş. Sonunda bulmuş. Teşekkür etmiş. Aralarında hukuk oluşmuş. Kurtaran kişi de bundan memnun kalmış. Çünkü bugüne kadar böyle arayan olmamış.
Yarışmacı telefon jokeri olarak kendisini enkazdan çıkaranı seçti. O da doğru cevap vererek depremzede ye bir kez daha yardımcı oldu.
Proteze ihtiyacı olan anne sunucunun da desteğiyle üç yüz bin lira ödül alarak ayrıldı.
Kadın aldığı ödülle protez kol taktırabilir mi bilmiyorum. Ama iş bu aşamaya geldikten sonra yakın zamanda protez kola kavuşur.
35-40 yaşlarında olduğunu sandığım, onca yaşanmış acı sahnelere rağmen yüzünden gülücükler eksik olmayan, konuşurken çevresine pozitif enerji veren, kızıyla birlikte hayata tutunarak yaşam mücadelesi veren bu depremzede annenin başından geçenler ve anlattıkları beni derinden etkiledi. Ki etkilenmemek mümkün değil. Daha anlatmadığı neler var, kim bilir. Bunu da en iyi çekenler bilir.
Anne kız birbirinin eli ve ayağı olarak geri kalan ömürlerini geçirecekler. Annenin elindeki baston vücudundan bir parça olacak, topallayarak zoraki yürüyecek. Geri kalan ömürlerini bu şekilde tamamlayacaklar. Eğer buna da hayat denirse.
Kadını dinlerken içimden geçirdiğim duygularımı da paylaşmak isterim. Depremde enkaz altında kalıp ölenler, yaralı kurtulanlar, engelli kalanlar, evi barkı yıkılanlar bizim eserimiz. Enkaz altında kalıp can verenler kurtuldu gitti. Esas acıyı depremden kaynaklı engelli kalanlar çekecek. Her gören ne oldu diye soracak. Her birine acısını anlatacak. Başkaları rahatça koşabilirken bunlar doğru dürüst koşup yürüyemeyecek.
Doğrusu, depremde engelli kalanlar ölümü gösterip sıtmaya razı ettiğimiz kişilerdir. Bunlar ülkeye, devlete, etkili ve yetkili kişilere kızıp bağırsalar, isyan etseler, küs ve dargın olsalar yerden göğe kadar haklılar. Efendim, yıkılan evler falan deprem yönetmeliğine göre yapılanlar, eski binalar diyerek bir gerekçe üretmeyelim. Şu dönem, bu dönem değil meselesi değil. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nde devamlılık esastır. Müteahhidinden, denetleyen ev oturum iznini verene kadar hepimiz sorumluyuz. Ölenlerin ve yaralı kurtulanların canisi bizleriz. MÖ 1760 yıllarına ait olduğu tahmin edilen 282 maddeli Hammurabi Kanununun 279.maddesi şöyle: “Bir usta herhangi biri için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa; inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse, inşaatı yapan da öldürülür.”
199 Marmara depreminde yıkılan evlerden ve ölenlerden dolayı kaç kişi ceza aldı bilmiyorum. Bildiğim, Veli Göçer ceza aldı. O da yakın zamanda cezaevinde vefat etti. Yani büyük Marmara depreminin günah keçisi Veli Göçer oldu. 6 Şubat Kahramanmaraş depreminde kaç müteahhit kaç belediye görevlisi kaç mühendis ne kadar ceza aldı, bunu da bilmiyor kamuoyu. Herkesin bildiği, ölenin öldüğü yanına kâr kaldı. Engelli kalanlar da bunun cabası. Sorumlu seri katiller de oh be bir kez daha yırttık diyorlardır. İsterim ki yapanın yanına kâr kalmasın. Eden bulsun. İhmali olan, göz yuman bedelini canıyla ödesin. Ödesin ki ibreti alem olsun. Kimse de işini savsaklamasın.
Şunu da söyleyeyim, Hammurabi Kanunlarını 279.maddesi bugün uygulansa deprem yönetmeliklerine falan gerek yok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder