Kim ne derse desin, Türkiye Cumhuriyetinin ayakta kalması, ülkede taşların oturması veya oturmaması hepten kutuplaşmaya bağlı. Yok yere suni gündemlerin ortaya çıkması ya da çıkarılması hep bu kutuplaşmanın bir sonucu.
Öyle görünüyor ki kutuplaşma olmadan bu ülke yönetilemez, bu ülke ayakta kalamaz. Kutuplaşıp ikiye bölüneceğiz ki esas gündemden uzak kalalım. Herkes safını belirlesin, bundan kendimize pay çıkaralım ve kolay yönetilelim.
Aslında her kutuplaşma, birilerinin ekmeğine yağ sürmek ve birilerinin mevzi kazanmasına zemin hazırlamaktır.
Bu genel ve kısa girişten sonra sadede geleyim. Malumunuz ramazan ayı ile birlikte MEB, gönderdiği genelge ile okullarda bir dizi ramazan etkinliklerinin yapılmasını istedi. Bir kesim vaveylayı kopardı. Vay efendim, bu genelgenin Anayasada dayanağı yok. Laikliğe aykırı. Ortada bir dayatma var" türünden açıklamalara yer verdiler. Bu kesim laik ve seküler kesim. Bunların işaret fişeğini cevap verilmezse olur mu? Hemen dindar mütedeyyin ve İslamcı kesim, "İşte bunlar din düşmanı. Ramazan etkinliğinden rahatsızlıklarını dile getirdiler. İçlerinde biriktirdiklerini dışa vurdular. Bunların eline fırsat geçse neler yapar neler" diyerek karşı cevap verdiler.
İşte size bir kutuplaşma. Bu kutuplaşmanın kazananı ve mevzi edineni dindar ve mütedeyyin kesim olacaktır. Çünkü bu toplumun dokusunda din her daim önemli bir yere sahip. Din ve dini değerler üzerinden yapılan tartışmalar sonucu, ortaya çıkan kutuplaşmadan dolayı dindar kesim ve bu kesimin oylarına talip olanlar, rekabete daima 1-0 önde başlarlar ve hep kazanan kesim olur.
Burada sorgulanması gereken laik ve seküler kesimin bayraktarlığını yapanlar. Gerçekten bunların amacı ne? Bu toplumun değerlerine yabancı bir çizgi izleyerek ellerine ne geçiyor. Hep kaybeden taraf olacaklarını bile bile bu topa niçin giriyorlar. Burası düşündürücü. Bu laik ve seküler kesimin, yaptıkları ve açıklamaları yola, hanelerine bir eksi daha yazılacağını bilmemeleri mümkün değil. Acaba laik ve seküler kesim kutuplaşma uğruna özellikle mi böyle topa giriyorlar ve dindar kesime al da at diye gollük pas veriyorlar. Gerçekten laik ve seküler kesimi anlamak zor. Acaba danışıklı döğüş mü yapılıyor bu toplumda. Biz din adına yapılan her şeye karşı çıkalım. Siz safları biraz daha sıkılaştırın diye bile bile mi yapılıyor diye düşünmeden edemiyor insan.
Akıllı insan bir işe kalkışılırken bu işe kalkışmanın sonuçlarını da düşünmesi gerekir. Görünen o ki ya düşünmüyorlar ya da özellikle yapıyorlar.
Eğer laik ve seküler kesim bu toplumda söz sahibi olmak istiyorsa bu toplumun önem atfettiği değerlerle yüzleşmesi gerekir. Topluma ve o toplumun değerlerine rağmen başarıya ulaşmaları mümkün değil. Geçmişten günümüze her boks maçında nakavt olan boksör gibi dayak yemeklerine rağmen laik ve seküler kesim, bu toplumun değerlerini kaşımaya devam ettiğine göre belli ki kendilerine verilen rolü oynuyorlar. Biz kaşıyacağız. Bu sayede siz mevzi edineceksiniz demektir bunun Türkçesi.
Bu durum sadece laik seküler kesim ile dindar ve mütedeyyin insanın kutuplaşmasından ibaret değil. Diplomaside, siyasette ve mazlumların yanında olmak gibi. Eğer söz ve eylemlerimizle sonuçta hep birilerine zarar veriyorsak ve bu zarardan ibret almayıp aynı hata ve yanlışlara devam ediyorsak, bunun ceremesini hep bir kesim çekiyorsa ve hep karşı çıktığımız kazanıyorsa burada bu tip kimseler kime çalışıyor diye düşünülmeli. Birilerini düşündüğünü ortaya koyup hep sureti haktan görünmeyi meslek edinenlerin gizli bir ajandası olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum. Öyle ya söz ve eylemlerimizle mangalda kül bırakmayıp sürekli kükrersek bu kükremenin ceremesini hep birileri çekiyorsa böylelerine ne ayaksın denmeli belki de.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder