3 Mayıs 2024 Cuma

Hayıflanmamak Elde Değil (3)

Söyle, şu komutan sandığın ve tüm cumaları kıldıran eratı dediğinizi duyar gibiyim. Ali Erbaş idi efendim Ali Erbaş. Diyanet İşleri Başkanımız yani. Kendisiyle aynı tugayın aynı taburunda 58 gün dirsek çürüttük. Yani asker arkadaşıyız. Ayrılırken de askerin not defterlerine adreslerimizi yazmıştık. İl dışı programlarından vakit bulup Ankara'da bulunduğu zaman makamında kendisini ziyarete gitsem, beni tanır mı ya da sen de kimsin, hatırlamıyorum der mi, bunu bilmiyorum. Belki de ben o tanıdığın Ali Erbaş değilim, görüyorum ki sen hala öğretmensin, o günkü bıraktığım yerdesin de diyebilir. Çünkü makam insanı değiştirir derler.

58 günlük fiili askerliğimiz bitti. Herkes yoluna gitti.

Gel zaman git zaman yaptığı Diyanet İşleri Başkanlığı ile adından sıkça söz ettiren Mehmet Görmez, süresi dolmadan Başkanlıktan emekliliğini isteyince, kamuoyunda kim başkan olur beklentisi oluştu. Çok geçmedi. Diyanet İşleri Başkanlığına Ali Erbaş atandı.

İsmini duyar duymaz bizim Ali ne ara Prof. oldu da başkan seçildi dedim. Meğerse çoktan Prof. olmuş, aynı zamanda fakültesinde dekanlık yapmış. Oradan da başkanlığa gelivermiş. Şimdi nicedir başkan. Yürü ya kulum dedikleri bu olsa gerek.

Gel de hayıflanma bu duruma. Nasıl hayıflanmam:

İHL, ilahiyat şeklinde aynı okulları okumuşuz.

İkimiz de o günün şartlarında beş bin mark vererek askerliğimizi bedelli yapmışız.

İkimiz de Arapça biliyoruz.

İkimiz de 58.Topçu Er Eğitim Tugayının Hafif Taburunda 58 gün bilfiil askerlik yapmışız.

Hasılı kelam, şimdi o nerede, ben neredeyim. 

O olmuş DİB Başkanı. Bende hala boz öğretmenim. Hayıflanmam bundan. Bahtıma yanayım.

Neden böyle diye kendi kendime soruyorum. Aklıma, askerliğin ilk gününde masa başı iş verilmesi geliyor. Bana verselerdi, bunu ben de yapardım. Nizamiyeye geç girdiğime yanayım. İki ay boyunca askerde cumaları kıldırıp hutbe okudu. Bana geç kıldır deselerdi, bunu ben de yapardım. Sesim güzel değil. Gündüz namazında sese ne gerek var değil mi? O Prof. olmuş, ben değilim. Okusaydım ben de olurdum diyorum. Hele hizmet hareketi, hafızlığı bitirir bitirmez, tüm okulları biz okutalım, her şeyi bize ait, yeter ki bize verin dediklerinde, bunu kabul etseydim, belki de Sakarya Üniversitesinde asistan olarak akademisyenliğe başlar, arkası gelirdi ondan sonra. Çünkü ne de olsa Sakarya bizimdi o zamandan 2016’ya kadar. Sonra DİB Başkanı olmak için akademisyen olmak şart mı? Mehmet Nuri Yılmaz akademisyen miydi ayrıca. Üstelik Ali Erbaş hafız değil, ben ise hafızım. Gördüğümüz gibi ortak noktalarımız, artılarımız ve eksiklerimiz var. Tartışsak hep berabere kalırız.

Neyse, geçmişe mazi derler, hayıflanmanın sırası değil deyip tam bunları unutmaya yüz tutmuşken kılıçla Ayasofya’nın minberine çıktığı heybetli görüntüsünü görünce eyvah dedim. Her şeyi yapsam ben bunu yapamazdım. Çünkü bende heybet yok dedim. Etim ne budum ne değil mi? Bunun farkı burada dedim anlayacağınız.

Tam bunu da unutmaya yüz tutmuşken o işinde bense aynı yerimde sayarken bir gün bu ilahiyatçılar be iş yapıyor. Gençlik salavatı bilmiyor deyip bana taş atmaz mı? Güya ben görevimi yapmamış oluyorum ona göre. Ne yapaydım yani. Elimde kılıç gençlere okuyun şu salavatı mı deseydim.

Düşenin dostu olmaz dedim ama gelin bunu bana sorun. Makamı ne olursa olsun asker arkadaşını böyle suçlar mıydı? 58 günün hukuku hiç mi kalmadı? Bana suç buluncaya kadar kendisine bağlı olan ve yaygın eğitim görevi veren cami görevlilerine de bir söz söyleseydi yine gam yemeyecektim. (Devam edecek) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder