Ana içeriğe atla

Müruruzaman *

—Müruruzaman ne demek?

—Zamanaşımı demek.

—Bu ne demek?

—Hukuki bir terim.

—Yani?

—Sana kabaca şöyle anlatayım: Biliyorsun; suçlar var, bu suçu işleyen failler var ve işlenen suçların ayrı ayrı cezaları var. Suçu işledikten sonra polis peşine düşmez, hakkında dava açılmaz ya da açıldı ama kanunun belirlediği süre içinde hakkında bir karar verilmez ise sana ceza verilmiyor. Yani yırtıyorsun. Devlet ve kanunlar nezdinde anandan yeni doğmuş gibi pirüpak oluyorsun. İşte buna zamanaşımı deniyor.

—Olur mu öyle şey ama orta yerde işlenen bir suç var.

—Evet, orta yer de suç var, suçlu var. Suçu ve suçluyu herkes biliyor. Bunu kimse inkar etmiyor ama bu suçun cezası yok.

—Ödül gibi bir şey bu.

—Gibisi fazla. Ödülün ta kendisidir.

—Cinayette de mi böyle?

—Evet, böyle.

—Adalet bunun neresinde?

—Adaleti arayan kim?

—Hani yapanın yanına kar kalmazdı?

—İşte böyle kar kalıyor.

—Adam öldürmede de var mı bu zamanaşımı? Ne de olsa öldürülen bir insan.

—Maalesef var.

—Tüm ülkelerde var mı bu zamanaşımı?

—Tüm ülkeleri bilmem ama Türkiye’de var ama KKTC’de yokmuş.

—Zamanaşımının olmadığı suç var mı? Benimki de soru… Adam öldürmede bile varsa herhalde yoktur.

—Devlet kanun çıkarır da bunun istisnaları olmaz mı?

—Mesela?

—Mesela, bir kurumun müdürüsün. Hizmetlin yok, paran da. Güç bela bir hizmetli tutuyorsun. Ona ücretini veriyorsun ama sigorta yaptırmıyorsun. Devlet bunun farkına varınca ya da bir şikayet söz konusu oldu mu SGK yakana yapışır.

—Bunun da bir zamanaşımı vardır herhalde.

—Bilemedin işte. Zira bunun zamanaşımı yoktur. Ölsen bile sigortasız işçi çalıştırdığından dolayı devlet, bunun cezasını vereselerinden tahsil eder.

—Üstüme iyilik sağlık. Adam öldürüyorsun, zamanaşımına uğrarsa ceza almıyorsun ama sigortasız işçi yüzünden ceza alıyorsun.

—Sen sen ol, suç işleme. Zira hiç tavsiye etmem. Eğer işlersen de her türlü suçu işle ama süresi içinde yakalanma. Suçun kanunda belirlenen süresi geçtikten sonra çık piyasaya, elini kolunu sallayarak gez. Bu durumda kim ne diyebilir sana… Ama asla sigortasız birini çalıştırmaya kalkma.

 *29/05/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde