Bir fikir, bir düşünce etrafında bir araya gelen insanlar,
kendileri daha güç değilken; makam, mevki, şöhret ve para gibi nimetlere
kavuşmamışken aralarında sevgi, saygı, istişare, birlik, beraberlik, ibadet
aşkıyla arı gibi çalışma eksik olmaz. Aralarında abi-kardeş ilişkisi olur. Biri
hepsi, hepsi de biri içindir. Birinin bir sıkıntısı olursa yanında yer alır,
ona kol-kanat gererler. Tüm bunlar, iyi ki bu grup ya da camianın içerisinde
yer almışım dedirtir insana. Çünkü rızayı bari esastır aralarında. Menfaat
zaten yoktur.
Bunlardaki bu birliktelik, düşman
çatlatan cinsten olur. Zira herkes bunlardaki birlikteliğe ve uyuma gıpta eder.
Birileri, çomak sokmaya kalksa da birlikteliklerini kimse bozamaz. Çünkü buna
izin verilmez. Değil izin vermek, içlerindeki bir çakıl taşını bile vermezler
başkasına.
İşte bunlar; uğraşıp didinirler.
Hep bir koldan insanlara ulaşmaya çalışırlar. Zira her biri o ailenin bir
ferdi, bir neferidir. Kime ulaşmışlarsa oradan da boş dönmezler. Çünkü insanın
ayağına gider, onlarla hemhal olur, onlara dokunurlar.
Çaba ve azmi gören Allah, “Bu kullarım, çalışmalarıyla göz
doldurdu. Yokken kendilerinde var olan samimiyeti şimdi test etme zamanı”
diyerek bunları her türlü nimet ve imkana kavuşturur. Bunların esas imtihanı
şan, şöhret, makam, mevki ve güce ulaştıktan sonra başlar.
Muktedir olduktan sonra nimetin devamı için sünnetullahın
gereğini bihakkın yerine getirirlerse Allah, onlara emaneten verdiği
nimetlerini vermeye devam eder.
Ne zamanki eski samimiyetlerini kaybederler, aralarında
koltuk ve rant kavgası başlar, birbirlerini ekarte etme yarışına girerler; birileri,
eşitler arasında bayrağın kendisine verildiğini unutur, istişareyi ve kardeşlik
hukukunu bir tarafa atar, sadece ben varım. Zira benim sayemde bu nimetleri
tattınız. Ben olmasaydım sizler birer hiçtiniz deme noktasına gelir, tüm bu
olup bitenlerde acaba benim de bir payım var mı demez ise önce aralarında
kırgınlıklar ve dargınlıklar oluşur. Bu kırgınlıklar, sıcağı sıcağına
giderilmediği gibi bu tiplerin nankör olduğu kanaati pompalanırsa, bir
zamanların düşman çatlatan birliktelikleri çatırdamaya başlar. Teker teker
kopuşlar olur. Her gidene “Kardeşim, nereye gidiyorsun, biz sana ne yaptık?”
denmez, gönül alınmaz ve dinlenilmez ise kopuş hızlanır. Giden, toplumun ve
belirli mahfillerin önüne atılır. Onlar da kalem ve söylemleriyle gidenleri
hain ve satılık olarak lanse etmeye başlar, onların hangi saikle gittiklerine
dair zanlarla onları toplum nezdinde küçük düşürmeye kalkarlar, bu duruma
taraflar sessiz kalırlar ise kopuşun önü kesilmediği gibi aralarındaki makas
iyice açılır. Bu aşamadan sonra güç yani verilen nimetler, ayaklarının altından
bir bir kaymaya başlar. Taraflar, nerede hata yapıyoruz demez, gidenlerin
yerine yenisini monte edip yollarına devam etmeye kalkarlarsa bu görüntü hayra
alamet değil ve bu hareket kolay kolay dikiş tutmaz. Uzatmalara oynar. Çünkü
makineye sonradan monte edilenler, hiçbir zaman orijinalin yerini tutmazlar.
Bu hareketin, bu grubun, bu zihniyet ve camianın başına
gelenleri merak edenler, niçin böyle oldu? Ne idik ne olduk, biz niçin eskisi
gibi birlik değiliz, bu kopuşun sebebi nedir, derlerse, sarı öküz hikayesini
bir daha okumalarında fayda var. Zira olup bitenler ve yaşananlar bu hikayeye
çok benziyor. Çünkü gönderdikleri hep sarı öküzdür. Görünen, sarı öküzün
çokluğu. Bu da şunu gösteriyor ki bir zamanlar ne de çok sarı öküz
biriktirmişler. Bugün harcayıp harcayıp bitiremiyorlar. Birileri, özeleştiri
yapmayıp suçu hep giden ve gönderilen sarı öküzlerde ararsa, şu unutulmasın ki
bir gün gönderilecek sarı öküz kalmayacaktır.
*12/12/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder