Ana içeriğe atla

Kıstasımız Bireysel Başarı mı Yoksa Kolektif Başarı mı?*

Önce LGS, ardından YKS sonuçları açıklandı. Gözler ve kulaklar birinci nereden/kim üzerine yoğunlaşıyor. Okullar ilk yüzde kaç öğrencimiz var, buna bakıyor. Kurs ya da etüt merkezleri, derece yapan bir veya iki öğrencileri varsa afiş bastırıp reklamını yapıyor. Sosyal medya ise herkesin başarı hikayesinin ve derecesinin sergilendiği yer.

Okul, etüt, kurs neresi olursa her birinin önceliği birinci çıkarmak; olmuyorsa ilk yüz, olmuyorsa ilk bin, olmuyorsa ilk on bin hedefleri arasında. 

Derece yapanların ve derece çıkaranların sevinmek hakları. Elbette sevinecekler. Zira bunun sevinç ve mutluluğu başka. Verilen emeklerin karşılığının alınması ayrı bir duygu olsa gerek. Hele YKS'de ilk yüze girmenin devlet nezdinde de ayrı bir yeri var. Devlet öğrencinin maddi durumuna bakmaksızın bu başarıyı üç katı burs ile ödüllendiriyor. Haklarıdır. Analarının ak sütü gibi helaldir. Güle güle harcasınlar.

Buraya kadar bireysel başarıdan ve sonuçlarından bahsettim. Bundan sonra biraz da kolektif başarıdan bahsetmek istiyorum. Birinci çıkartan veya derece yaptıran okullar, etüt ve kurs merkezleri kolektif başarıda neredeler? Toplam sınava giren öğrencilerin puan ortalaması nasıl? Bireysel başarıyı takdir etmekle beraber bence esas başarı takım oyunu, yani puan ortalamasıdır. Kurumların başarısı bireysel başarıdan ziyade kolektif başarı ile ölçülmelidir. Ki olması gereken de budur. Her birimizin kıstas olarak toplu başarıyı önemsememiz gerekiyor. Çünkü böylesi başarıda mutlu olanların sayısı çok kişidir. Böyle kurumlarda kurum kültürü de çabuk yerleşir. Başarı çıtasını yükseltmek için böylesi yerlerde öğrenciler kendi aralarında tatlı bir rekabete bile girebilirler.

Kurumlar sadece derece yapan öğrencilerin başarısını paylaşmak yerine aynı zamanda puan ortalamalarını da paylaşmalıdır. Kurumların reklamı böyle yapılmalıdır. Veli ve öğrenci, kayıt olmak için bir okula/etüt veya kurs merkezine gittikleri zaman o kurumun kaç tıp, kaç mühendisliği kazandığı sorusunu sormaktansa okulunuzun puan ortalaması kaç diye de sormalıdırlar. Derece yapmada öğrencinin bireysel yönü etkili iken kolektif başarıda kurum etkilidir. Yine bir kurum, bir yıl birinci veya derece yapan çocuk çıkartabiliyorken aynı başarı diğer yıllarda tekrarlanmayabiliyor. Ama puan ortalamasının yüksekliği her yıl tekrarlanabilir. Bu da okulu marka değer yapar.

Sahi siz çocuğunuzu bireysel başarılara imza atan okullara mı yazdırmak istersiniz yoksa kolektif başarıyı yakalayan okullara mı? Bence toplu başarı tercih nedeni olmalıdır.

*27/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde