Felaket tellalı değilim ama ekonomimiz iyiye gitmiyor.
Freni patlamış kamyon gibi nerede duracağı belli olmadan tam gaz gidiyor.
Kamyon giderken de sağa-sola vurarak gidiyor. Her vurduğu yerde onulmaz yaralar
açıyor. Ülkenin başbakanı, “geçici dalgalanma” dese de hiç geçeceğe benzemiyor.
Alınan ekonomik tedbirler sadra şifa olmadığı gibi dar gelirlinin bütçesine
zam, pardon fiyat ayarlaması olarak geri dönüyor. Dolar 4, avro 5
lirayı geçmiş, altın fırlamış, faizler yükselmiş, her biri değerine değer
katarken bir zamanlar altı sıfır attığımız paramız yine eskisi gibi pul olmaya
doğru gidiyor.
Adına serbest piyasa dedikleri, Batı’nın vahşi
kapitalizminin bize dayattığı -Osman Altuğ’un deyimiyle- faiz, borsa ve
dövizden ibaret üçkâğıt veya üçkâğıtçı ekonomisi, alın teriyle yaşayan
vatandaşın yüzünü hiç güldürmedi. Hele bir de ekonomin üretime değil de, sıcak
paraya dayalı ise yat ağla, kalk ağla artık. Gelen vurur, giden vurur. Altında
kalmazsak bize de kaldırmamız için enkazı kalır.
Ekonomide yine eski bildik senaryolar oynanıyor. Para
musluğunun başında olanlar her zaman olduğu gibi yine bir şeylerin peşinde.
Çünkü onların dinleri-imanları paradır. Taptıkları paraya ulaşmak
için her yolu denerler. Kan akması gerekiyorsa gözlerini kırpmadan akıtırlar.
Senaryoyu onlar yazıyor, bizler de figüran olarak oyunda rol almaya devam
ediyoruz. Sonunda yine onlar kazanacak, paraya para demeyecek; biz ise
dişimizden tırnağımızdan artırdığımız üç-beş kuruşu yine onların dişlerinin
kovuğuna koyacağız. Alım gücümüz azalacak. Fakirdik zaten, daha da
fakirleşeceğiz.
Bize 15 Temmuz’u reva görenler her ne kadar emellerine
ulaşamasalar da pes etmiş değiller. Dün canımızı almak için üzerimize bomba
yağdıranlar bunda başarılı olamayınca para kozunu piyasaya sürdüler. Verilen
karar; Türkiye, ekonomi yönünden batırılacak, burnu sürtülecek, yeniden başına
ip geçirilip diledikleri yere çekecekler. Durum bu iken biz ne yapıyoruz? Ardı
arkasına alınan pansuman tedbirleri uygulamaya koyuyoruz. Fakat dikiş tutmuyor.
Sıcak paraya dayalı kırılgan ekonomimiz kırılmaya devam ediyor. Her bir kırık
bir yerimizi acıtıyor. İşin garibi bu gidişe neşter vurması gereken etkili ve
yetkili kişilerimiz seyrediyor. Doların, avronun ve faizin yeter kazandığımız;
millete vurduk, öldürmeyelim, ileride tekrar vururuz, diyerek insafa gelmesini
mi bekliyorlar? Eğer böyle bir düşünceleri varsa makyavelist görüşün içine
belenmiş kişilerin böyle bir insafı olmaz. Acımak, onların felsefesine aykırıdır.
Etkili ve yetkili makamdakiler ne yapacaklarını bilemez bir acizlik içerisinde
herkes gibi beklemeyi, piyasanın kendiliğinden durulmasını bekliyorlarsa daha
çok beklerler.
Sorumlularımız bilsinler ki ekonomi beklemeye gelmez, şakası bile olmaz. Millet şimdilik fiyatlar yükselse de zaruri ihtiyacını kıt-kanaat gideriyor. Tedbir alınmaz esnaf kepenk kapatır, sanayici iflas bayrağını çeker, işten çıkarılmalar artarsa ortaya çıkan bu kriz, herkesi etkiler. Faturası da çözüm üretmeyen/üretemeyen siyasi iktidara çıkar. Bugüne kadar vatandaşın cebine dokunan hiçbir hükümet iktidarda kalamamıştır. Vatandaş, isyanını sandıkta gösterir ve barajın altında bırakır. Ülkenin yeniden hükümet krizlerine tahammülü yoktur. Sorumlularımızın ne yapıp ne edip önce ekonominin ateşini söndürecek ve sıcak paranın çıkışını engelleyecek tedbirleri devreye koymalı. Kalıcı tedbir olarak üretime dayalı bir ekonominin temellerini atmalıdır. Kamuda tasarruf tedbirleri uygulamalıdır. Gezmeye, dolaşmaya, eğlenceye bir sekte vurmalıdır. İsraf ekonomisine bir dur demelidir. Eldeki geliri zaruri ihtiyaçlara kullanacak şekilde planlama yapmalıdır. Yoksa ceremesini kendileri çektiği gibi bu millet de çeker. 10/04/2018
*** 12/04/2018 tarihinde Yeni Haber gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder