Dinimizde, ahlakımızda, örf ve adetlerimizde 'öf bile
denmeyecek' kişilerdendir baba. Bir anne gibi bir evin vazgeçilmezlerindendir.
İzniniz olursa hepinizin bildiği baba kavramı üzerinde biraz durmak istiyorum.
Bizde baba, anneye göre daha sert mizaçlıdır, çocuklarına
karşı sevgisini pek göstermez, sevgisini içine gömer, uzaktan sever, uyurken
sever. Başkasının özellikle kendi babasının yanında çocuğunu kucağına almamış
ya da alamamıştır, ismiyle çağırmamıştır. Çocuğunun okuması ya da bir meslek
sahibi olması için elinden gelen gayreti gösterir. Arada sorun olduğu zaman
çocukla baba arasında anne aracıdır, bir köprü gibidir. Çünkü anne babaya göre
daha merhametlidir. Çocuk babasına yapamadığı nazlanmayı annesine yapar.
Babasının verdiği harçlık yetmezse annesi el altından takviye yapar. Çocuğun
babasına açılamadığı bir konu varsa anne devreye girer. Anne, çoğu zaman
çocuğunun yaptığı olumsuzluklar varsa kendi başına çözmeye çalışır. Çocuk hala
yola gelmiyorsa anne "Bu sefer seni babana söyleyeceğim bak" diye
tehdit eder. Çocuk hala oyun ve oynaşta, durumuna çeki düzen vermezse artık
bıçak kemiğe dayanır. Anne durumu babasına açar. Bu duruma baba ne kadar kızsa
da durumu çözmek, konuyu görüşmek, çocuğuna kızmak ya da cezalandırmak için
yemek sonrasını, çocuğu uyuyorsa uyanmasını, evde misafir varsa misafirin
gitmesini bekler. Çünkü çocuğunun aç ve susuz kalmasını, misafirin yanında
rencide olmasını istemez. Kızsa da, dövse de kendinden bir parçadır. Atsa
atılmaz, satsa satılmaz. Çocuğunu yola getirmek için her yolu dener, tehditler
savurur, gerekirse harçlığını azaltır, zevk aldığı şeylere sınırlama getirmeye
çalışır. Harçlık vermeyeceğim dese de el altından hanımına verir, al şunu
çocuğa ver, benim verdiğimden haberi olmasın diye sıkı sıkıya tembih eder.
Çünkü ne kadar eleştirse de evladıdır. Ona bakacak, karnını doyuracak.
Evlendirmem dese de evlilik çağı gelince tıpış tıpış düğününü yapar. Geri
planda duruyor, ilgilenmiyor görünse de bir baba olarak gönüllü veya gönülsüz
yapması gerekenleri yapar. Huyu ve suyundan dolayı çocuğunu hep eleştirse de
bir başkası çocuğunu eleştirmeye kalkarsa hemen savunmaya geçer. Çünkü kendi
canıdır ne de olsa. Yani ne kadar kötü olursa olsun, çocuğu ne kadar ele avuca
sığmazsa sığmasın, bundan bir adam olmaz dese de çocuğunun yemesini, içmesini
kesmez. Nefret ediyor gibi görünse de içi merhamet doludur. Nihayet çocuğu
istediği gibi biri olmasa iyi bir babalık yapamadım, çocuğumu yetiştiremedim
diye kendini suçlar.
Anlatmaya çalıştığım baba bizde böyledir. Yine bizim
kültürümüzde devlete de baba denmiştir. Nasıl ki bir baba çocuğuna karşı kol
kanat geriyorsa devletten de aynı şey beklenmiştir. Bir anne veya baba,
çocuğuna bakmamışsa, bakamıyorsa, dışarıya atmışsa, hemen devlet şefkat elini
uzatmıştır. Onları Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesine alarak onlara öz evlat
muamelesi yapmıştır. Onları okutarak iş-güç sahibi olmasını istemiş ve işe
alımlarda onlara öncelik vermiştir. Yine bu toplumda suçu önlemeye
çalışır, suça karışan olursa onları cezalandırmak için cezaevine koyar, orada
onlara bakmaya devam eder. Ne kadar cezalandırırsa cezalandırsın asla onun
yemesini, içmesini kesmez. Ne de olsa devlettir. Hapiste iken suçluları
eğitmeye çalışır, çıktıktan sonra onları topluma kazandırmaya çalışır. Çünkü ne
kadar kötü olursa olsun kendi vatandaşıdır. Aç bıraksa aç köpek fırın deler
misali yine başına bela olacaktır. Suça karışan biri olursa vatandaşın onu linç
etmesini önlemek için güvenlik güçleriyle gerekli tedbiri alır. Hasılı, devlet
bizde baba gibidir. Bu yüzden bu ülkenin 40 yılına şu ya da bu şekilde mal
olmuş bir Demirel’e millet baba demiştir.
Bu milletin bir baba olarak gördüğü devletten evlatlarına
sahip çıkması beklenir, onların suça düşmemesi için gerekli tedbiri almasını,
eğer suça karışmışsa “Şeriatın kestiği parmak acımaz” misali suçluya cezasını
vermesini ister. Gerçek bir baba nasıl ki evladını yanında tutmak için her yolu
deniyorsa, hoşuna gitmiyorsa da “Ne yaparsın, evlat” diyorsa, “Ben evladımı
istediğim gibi yetiştiremedim” diye öz eleştiri yapıyorsa tüm bunları yaparken
çocuğunun yeme ve içmesini kesmiyorsa, az veya çok onun karnını doyurmaya devam
ediyorsa devletten de beklediğimiz çocuklarını açlık-susuzluk ve işsizlikle
imtihan etmemesidir. Çünkü atasözümüzü tekrarlayalım: “Aç köpek fırın deler.”
Suçlusun, suça karıştın denerek dışarı bırakılanlar devlete daha düşman
olabileceği gibi bir başkasının oyuncağı da olup yeni suçlara yeltenebilirler
veya itilebilir. İnsanlara toptancı davranmayalım, işlediği suça göre ceza verelim.
Gerekirse işini değiştirelim ama ekmeğini kesmeyelim. "Ne halin varsa gör,
sen istedin" diyerek kapı dışarı etmek baba olan devlete yakışmaz.
Allah devletimize zeval vermesin, kem gözlerden sakındırsın. Evlatlarımızı da suça karışmaktan beri eylesin. Birliğimizi, dirliğimize halel gelmesin.
Not: Yazıda baba-çocuk ilişkisinden bahsedilmiştir. Evlat ne kadar büyürse büyüsün; ister baba olsun, babasının gözünde yine çocuktur. 03/07/2017
* 7/08/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder