Ana içeriğe atla

Kâl ehli olmaktan ne zaman hâl ehli olacağız?

"O, hiç kimseyi ayıplamaz, kötülüğe mukâbele etmez, af ve hoşgörülükle muâmele eder, kötülükten uzak kalırdı. Nefsi için bir kimseden intikâm almış değildir. Hiçbir köle ve hizmetçiyi, hattâ bir hayvanı bile incitmemiştir. Yanlış davranışları ise affetmiştir. Bir hâcet dileyen yoksulu boş çevirdiği vâkî değildir. Yanında bir şey bulunmazsa o vakit başka...

Onun ahlakı nasıldı diyenlere Hz Aişe:Siz Kur'an okumuyor musunuz,O'nun ahlakı Kur'an ahlakı idi cevabı verir. "Allah Teala: "Sen yüce bir ahlak üzeresin","Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar için Allah rasülünde sizin için güzel bir örneklik vardır" buyurmaktadır. Rasül, tek başına çıktığı tebliğ yolculuğunda kısa sürede 100 binleri ardında sürüklemişse, güvenilir bir kimse olmasından dolayı, güzel bir ahlaka sahip olmasından  ve samimiyetinden dolayı  olmuştur. 

14 asırdır anarız, kutlarız, peygamberi anlatırız, bir türlü sözden fiiliyata geçiremedik. Eskiden bir defa anarken şimdi yılda iki defa kutlar olduk. Peygamberimiz ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim buyurmaktadır. Zannımca edep örtüsüyle örtünmek peygamberimizi en güzel şekilde anmaktır. Hep geçmişi anmaktan yaşamaya zaman bulamadık, belki de sadece anmak nefsimize hoş geliyor, çünkü yaşamak zordur. 

Her yıl Mekke'nin fethini kutlarız; ama oluk oluk Müslüman kanı akmaya devam eder. Her yıl Peygamberi anarız ama yolundan gitmeyiz. Gelin kâl ehli olmaktan hâl ehli olmaya adım atalım. Bu tür anmalardan sanırım en fazla memnuniyet duyan telefon operatörleridir. 23/01/2013


Yorumlar

  1. Ahir zamanda hal ehlini ara ki bulasın derttaş...herkeste dil uzun sanırsın ki ulema,lakin açsan göğsünü yarsan baksan kalp olmuş münafıklıktan kapkara...Diyeceğim O'dur ki gece gündüz Aşk dilenelim...Rabbim nasip eder de bir mürşidi kamile elbet varır yolumuz...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde