17 Ekim 2026 Cumartesi

İçeriden Gelen Tepkiler

İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH) tarafından 8 Ekim 2026 tarihinde sermaye piyasalarındaki fon skandalına ilişkin bir açıklama yayımlanmıştır. 

Açıklamada, bir kazancın hukuken mümkün veya piyasa şartlarına göre geçerli olmasının onun mutlaka helal ve adil olduğu anlamına gelmediği vurgulanmış, haksız kazanca dikkat çekilmiştir. 

Sürecin kişilerden bağımsız olarak haksız kazanç, aldatma, güvenin istismarı ve dini kimliğin kötüye kullanılması boyutlarıyla ele alınması gerektiği belirtilmiş, Dini kimliğin kötüye kullanıldığına vurgu yapılmıştır. 

Müslüman kimliğiyle ve dini referanslarla yapılan haksızlıkların İslam'ın itibarını zedelediğine dikkat çekilmiştir.

"Bizi Aldatan Bizden Değildir" hadisine atıfta bulunularak, dindarlığın veya iktidara yakınlığın hiç kimseye haksızlıklar karşısında dokunulmazlık sağlamayacağı ifade edilmiştir.

Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı da 13 Ekim 2026 günü fon üzerine bir açıklama yayımlanmıştır. 

"Toplumsal Çürümeyi Kabullenmiyoruz! İnsan Kalmak İçin Bir Çağrı" başlıklı geniş kapsamlı ikaz metninin en dikkat çeken ve merkezî bölümünü oluşturmaktadır.

Vakıf, sermaye piyasalarındaki milyarlarca liralık fon skandalına/vurgununa yönelik doğrudan şu ağır eleştirileri ve tespitleri yöneltmiştir:

“Krizin ekonomik veya teknik bir aksaklık olmadığı vurgulanarak, "Fon krizi bir kaza değil; denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez" denilmiştir.

Yaşanan bu büyük finansal usulsüzlüklerin, toplumsal yozlaşmanın cüzdanlara kadar indiğinin bir kanıtı olduğu belirtilmiş; helal-haram ölçüleri gözetilmeksizin "köşeyi dönmenin" bir marifet gibi sunulması eleştirilmiştir.

Sadece zayıfların hatalarını konuşup gücü elinde bulunduranların yanlışlarına sessiz kalan bir ahlak söyleminin inandırıcılığını yitireceği ifade edilmiştir. "Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan, ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder" çıkışı yapılmıştır.

Vakıf; fon krizinden imara, kamu kurumlarından belediyelere, iş dünyasından sivil topluma kadar rüşvet ve yolsuzluklara bulaşan tüm suçluların unvanına veya pozisyonuna bakılmaksızın yargı önünde hesap vermesini talep etmiştir.

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Yüksek İstişare Heyeti Başkanı Mahmut Asmalı, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nın sermaye piyasalarındaki milyarlarca liralık fon skandalına tepki gösterdiği bildiriye net bir destek vermiştir ve bildirimin altına imzamı atarım diyerek bildiriyi paylaşmıştır.

Fon skandalından dolayı bildiri yayımlanan İMH ve Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı'nın ve bu bildiriye tam destek veren MÜSİAD'ı tebrik ediyorum.

Aslında fon skandalına tepki ve duyarlılık gösteren sadece bu gruplardan ibaret değil, kamuoyunda tepki büyük.

Tepki gösterenler içinde dindar, mütedeyyin ve İslamcıların olması benim açımdan sevindirici. Hele bir hareket olan İMH'nin ve bir cemaat olan Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı'nın sesini çıkarıp inisiyatif alması önemli. Çünkü gecikmiş bir tepki olsa da içeriden bir tepki.

Hüdayi Vakfı'nın toplumsal çürümeye dikkat çekmesini, "fon krizinin bir kaza değil; denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucu olduğunu" tespitini çok önemsedim. Çünkü toplumsal çürüme bir tespittir.

Acizane yıllardır toplumsal çürüme ve kokuşmuşluğa dikkat çeken biriyim. Bu konuda çok yazdım. Nedense yazdığım bu türden yazılar muhaliflik olarak görüldü. Halbuki yaptığım, toplumsal çürümeye dikkat çekmekti. İki STK'nin başı çektiği bu içeriden tepkiyle yalnız olmadığımı nihayet öğrenmiş oldum. 

Aslında bu iki STK'nin yaptığı olması gerekendir. Belki de tespiti yapılan toplumsal çürümüşlük tepkisizliğin bir sonucu. Bizden veya sizden, bizimkiler veya sizinkiler demeden, kim ve hangi görüşte olduğuna bakılmadan her olumsuzluğa zamanında tepki gösterilse ve sesler yükseltilse çürüme bu derece derin olmazdı.

Temenni odur ki STK'lerin olumsuzluklara tepki göstermesi öncü olur ve arkası gelir. 

16 Ekim 2026 Cuma

Gücünü Güçten Alanları Bekleyen Son

Koltuğuna güç verenler var, 

Gücünü koltuğundan alanlar var,

Bir de gücünü başka güçten alanlar var.

Koltuğuna güç verenler için koltuk bir emanettir. İşini en iyi yapmak için çalışır çabalarlar. Koltuktan faydalanmaz, koltuğa fayda sağlarlar. Sayesinde koltuk emin ellerdedir. Böyleleri koltuğunda fazla kalmaz. Çünkü sorumluluk insanı yer bitirir. Kısa yoldan koltuğu bırakmanın yollarını arar. Bırakacağı güne kadar ibadet aşkı içerisinde çalışır. Giderken de hoş bir sada bırakır. Bıraktıktan sonra da saygıyı ve hayırla yad edilmeyi hak eder. 

Gücünü koltuğundan alanlar koltuk sayesinde tanınır. İltifat ve saygı görür. Gösterilen saygı zoraki saygıdır. Bu da korkudandır. Şerrinden emin olmak için saygı gösterilir. Gücü, koltukta kaldığıyla sınırlıdır. Koltuk altından gidince saygınlığı biter. Gücünden faydalananlar el üstünde tutar. Seveni kadar sevmeyeni de çoktur.

Böyleleri için koltuk emanet değildir. Evladiyeliktir. Bırakma gibi bir düşünceleri olmaz. Ölünceye kadar koltukta oturmayı hedeflerler. Gözleri açıkken koltuk altlarından giderse onlar için ölmekten beterdir. Koltuktan indikleri zaman hesap sorulur korkusunu yaşar dururlar. O yüzden koltuğa yapışıp kalırlar.

Gücünü başka güçten alanlar var. O güç sayesinde karşısında kimse duramaz. Herkesi ezer geçerler. Kendilerine kimse hesap soramaz. 

Bu tipler güç aldığı kişi veya yere göbekten bağlıdırlar. Güç verenin emrinden çıkamazlar. Onların her dediğini yaparlar. Onlara karşı uslu çocuk olurlar.

Gücünü güçten alanlar, kendilerine bırakılan alanda sınırsız ve orantısız güç kullanırlar. Kimse de onlara bir şey diyemez. Çünkü güç aldıkları, "Kendi alanında istediğin şekilde at oynat. Arkandayız. Bu gücü kullanmana izin, bizim dediklerimizi yaptığı müddetçedir" derler.

Bir zaman gelir ki efendisinden yani güçten beslenenler eski eforunu kaybeder, efendisini üzmeye başlar. Efendisi de bir başka alternatifi devreye koyar. Yeni emir erini bulunca eski güç verdiğine güle güle der. Yani kullanılıp atılır. 

Kısaca gücünü güçten alanları iyi akıbet beklemez. Çoğunun sonu rezil rüsva olmaktır. 

Siz siz olun, koltuğa güç veren olun, koltuktan güç almayın. Hele ki güce yaslanıp güçten beslenmeyin. Çünkü sizi iyi bir son beklemiyor. 

15 Ekim 2026 Perşembe

Nereden Buldun Denmeli

Para her şey değil desek de bu hayat parasız olmaz. Ölümlü dünya geldik gidiyoruz. Mal, mülk neye yarar desek de mal ve mülk biriktirmeye devam ediyoruz. 

Şu bir gerçek ki bu hayatın sosyal adalet dengesi yok. Çünkü herkes mal, mülk biriktiremiyor. Kimi kıt kanaat geçinirken kimi de servetine servet, malına mal katarak yoluna devam ediyor. 

Kiminin zenginliği aileden gelirken kimininki hem aileden hem de sonradan kimininki de sadece sonradan.

Kimsenin zenginliğinde değiliz elbet. Çalışıp çabalamıştır, kafasını kullanmıştır, paraya para dememiştir. 

Fakat bazılarının kısa zamanda çok para, mal ve mülk edinmesi ister istemez dikkat çekiyor. Çünkü yaptığı iş ve kazancı üç aşağı beş yukarı belli. Yalnız öyle kimseler var ki hayatı boyunca çalışıp kazandığına hiç dokunmasa biriktiremeyeceği bir servete ulaşıyor. 

Bu şekil servet edinenlere servetin kaynağı nereden diye sorulması lazım. Her ne kadar bazı takipler olsa da pek hesap sorulmadığı için fırsatını bulan yükünü tutuyor. Yükünü tutan da gemisini kurtaran kaptan oluyor. 

İşin garibi bu şekil servet edinenlerin sayısı son yıllarda her geçen gün artmakta. 

Bildiğim kadarıyla Zekeriya Temizel’in Maliye Bakanı olduğu 1998 yılında 4369 Sayılı Kanunla “Nereden buldun” yasası çıkarılmış. Uygulaması ötelenen bu kanun, yoğun itirazlar ve uygulama zorluğu gerekçe gösterilerek 2003 yılında kaldırılmıştır. 

Bir şey uygulanmak istenirse mutlaka yolu bulunur. Bunun için irade gerekir. Uygulamak istenmezse gerekçe de bulunur. 

Son yıllarda helal haram demeden bol keseden para kazananların sayısındaki artış, nereden buldun denmediği ve hesap sorulmadığı için olsa gerek. 

Para kazanmak ve servetini katlamak için her yolu mubah görenlere nereden buldun denmeli. Böyle bir kanun çıkarılmalı. Makul izah getiremeyenin mal varlığı mahkeme kararıyla hazineye gelir olarak aktarılmalı. 

Burada, her beş yılda memurlar ve kamu adına iş yapanlar mal bildiriminde bulunur. Orada malı nasıl edindiğinin izahı var denebilir. Mal bildirimi kişinin beyanına göre doldurduğu bir evraktır. Bu evrak kapalı zarf içinde teslim edilir. Anormal bir durum olmadığı müddetçe açılmaz.

Bir diğer husus, bazıları dijital ortamda mal varlığını açıklıyor. Açıklanan mal varlığının pek izahı mümkün değil. Bunlara da nereden buldun denmiyor. En azından bir önceki mal bildirimi ile karşılaştırıp aradaki uçuruma dikkat çekilebilir, nereden, nasıl edindin denebilir. 

Mesela belediye başkanlığına adaylığını koyan eski bir belediye başkanının üzerine kayıtlı gayrimenkul sayısı herkesin dikkatini çekti. Taşınmazların hepsi de “babadan intikal” görünüyor. İşin garibi baba da çok zengin biri değil. Bir işçi imiş zamanında. 

Bir diğeri, tüyo aldığı fona yüklü miktar para yatırıyor. Kamuoyu, “Bu kişi bu kadar parayı nereden buldu, nasıl elde etti” diye sorarken etkili ve yetkili makamlar manipülasyon sonucu elde edilen paranın peşinde. Halbuki ilk iş bu kadar parayı nereden buldun denmeliydi. Çünkü bir insan, karı-koca tüm aile, devletin en üstünde görev yapsa, vekillik yapsa ve bakan olsa tüm kazancını kâr, faiz getiren yerlerde değerlendirse 163 milyon biriktiremez. 

Bir diğer husus, “çantacı” adı verilen kişiler. Bu da halk arasında konuşuluyor. Buradaki çantacı, çanta diken ve çanta satan değil. “Siyasi kulislerde ve arkada dönen güç ilişkilerinde, aracılık yapan, evrak veya belirli işleri taşıyan/çözen kişiler için mecazi olarak tercih edilen bir terimdir”. Siyasetçilerin bazısının bu şekilde çalıştığı kamuoyunda yazılıp çiziliyor. Kısaca böyle siyasilerin üzerinde bir şey yok. Her şey çantacının üzerinden yürüyor. 

Bir diğer husus, fon vurgunundan ya da başka yollarla bu ülkede kazanılan paraların yurtdışına çıkarıldığı. Bu da konuşuluyor. Bu kadar yekûn bir para dışarıya nasıl çıkarılır? Belli bir miktarın üzerinde gönderilen para için bu ülkede takip ve denetim yok mu? Bu kadar para nakit gitse de bankalar aracılığıyla aktarılsa da garip. Bu durumu da çok anlamış değilim. Bildiğim kadarıyla gurbetçiler Türkiye’ye para göndereceği zaman gönderebilecekleri meblağ bellidir. Şimdi bu giden paraları getirmek için uğraşacağız. Umarım atı alan Üsküdar’ı geçmez.